Antalya’da emlakçılık yapan 47 yaşındaki Ali Süslü’yü telefonla arıyorlar: “Bir imza işiniz var, polis merkezine gelin.”
Ali Süslü, kısa süre önce göbek fıtığı ameliyatı olmuş. İstirahat ediyor. Ağır ağır doğruluyor, karakola doğru yola çıkıyor.
Herhalde bir bildirim yapılacak ve evine dönecek, öyle sanıyor.
Ama dönemiyor.
Gözaltına alınıyor, adliyeye sevk ediliyor ve hakkında kesinleşmiş 10 günlük hapis cezası bulunduğu söylenerek Antalya L Tipi Cezaevi’ne gönderiliyor.
“Suçum ne?” diye soruyor.
Aldığı cevap:
“Bilmiyoruz.”
Bir insan cezaevine gönderiliyor ama onu gönderenler neden gönderildiğini bilmiyor!
Ali Süslü defalarca yanlışlık yapıldığını, suçsuz olduğunu söylüyor. Kimse dinlemiyor. Feryat, figan cezaevine götürülüyor.
Kimse kimlik numarasını kontrol etme zahmetine katlanmıyor.
Aynı ad ve soyadı taşıyan iki insan…
Doğum yerleri de aynı: Adana.
Peki, T.C. kimlik numaraları?
Farklı.
Adresleri?
Uyuşmuyor.
Devletin elinde parmak izi var, kimlik bilgileri var, nüfus kayıtları var. Ama insanı özgürlüğünden mahrum bırakmadan önce yapılması gereken en basit kontrol yok!
Gerçek dokuzuncu gün ortaya çıkıyor.
Hem de savcı, hakim, polis ya da cezaevi yönetimi tarafından değil…
Cezaevi psikoloğu tarafından!
Psikolog bilgisayardan kayıtlara bakıyor ve hakkında hapis cezası bulunan Ali Süslü ile cezaevine konulan Ali Süslü’nün aynı kişi olmadığını anlıyor.
Ali Süslü haklı çıkıyor.
Ama özgürlüğüne hemen kavuşamıyor.
İddiaya göre kendisine şöyle deniliyor:
“Özür dileriz, bir hata oldu. Ama seni bırakamayız.”
İşte adaletin “pardon” hali budur.
Yanlış kişiyi yakala…
Suçunu bilmeden cezaevine gönder…
Dokuz gün sonra hatayı fark et…
Ardından özür dile ama tahliye etme!
Ali Süslü ertesi gün serbest bırakılıyor. Böylece işlemediği bir suçun 10 günlük cezasını tamamlamış oluyor.
Dosya kapanıyor mu?
Hayır.
Çünkü bu olay Ali Süslü’nün başına ilk kez gelmiyor.
Üç ay önce polisler sabah saat 05.30’da evine geliyor. Kapıyı kıracakmış gibi vuruyor, Süslü’yü yere yatırıyor, telefonuna ve bilgisayarına el koyuyorlar.
Tutanak tutulurken T.C. kimlik numarasına bakıyorlar ve yanlış kişiye geldiklerini anlıyorlar.
Sonra yine aynı söz:
“Pardon, özür dileriz.”
Bir insanın evi yanlışlıkla basılabilir mi?
Bir insan yanlışlıkla yere yatırılabilir mi?
Telefonuna, bilgisayarına yanlışlıkla el konulabilir mi?
Aynı insan üç ay sonra yine “yanlışlıkla” cezaevine gönderilebilir mi?
Bunun adı artık basit bir hata değildir.
Bunun adı ihmal zinciridir.
Bunun adı devletin elindeki bilgileri doğru dürüst kontrol etmemesidir.
Bunun adı bir yurttaşın özgürlüğünün, onurunun ve hayatının hiçe sayılmasıdır.
Ali Süslü cezaevinde yalnızca 10 gününü kaybetmedi.
İşini kaybetti.
İtibarı zedelendi.
Ailesi ve çevresi karşısında suçlu gibi gösterildi.
Ameliyat sonrası iyileşme sürecini cezaevinde geçirdi.
Peki bütün bunların karşılığı bir “özür dileriz” olabilir mi?
On günlük özgürlük kaybı nasıl geri verilecek?
Kaybettiği işi kim geri verecek?
Zedelenen itibarı kim onaracak?
Yaşadığı korkunun, aşağılanmanın ve çaresizliğin hesabını kim verecek?
Ali Süslü, ilgililer hakkında “görevi kötüye kullanma”, “görevi ihmal” ve “hürriyeti tahdit” suçlarından suç duyurusunda bulunmuş.
Doğrusunu yapmış.
Çünkü kamu görevlisinin hatası da araştırılır, ihmali de cezalandırılır. Devlet, yurttaşını yanlışlıkla cezaevine koyup ardından “Pardon” diyerek sorumluluktan kurtulamaz.
Üstelik asıl hükümlünün nerede olduğu da bilinmiyor.
Yani suçsuz insan cezasını çekmiş, hakkında kesinleşmiş ceza bulunan kişi ise dışarıda kalmış!
Böyle bir düzende yalnızca Ali Süslü değil, hepimiz tehlikedeyiz.
Çünkü bugün isim benzerliği nedeniyle Ali Süslü’nün kapısı çalındı.
Yarın bir başka benzerlik nedeniyle sizin kapınız çalınabilir.
Adalet, isim benzerliğine bakmaz.
Kimlik numarasına, delile ve gerçeğe bakar.
Bakmıyorsa orada adalet değil, keyfîlik vardır.
Bir yurttaşın özgürlüğü birkaç memurun dikkatsizliğine bırakılamaz.
Devletin “pardon” deme hakkı olabilir.
Ama bir insanın hayatından 10 gün çalma hakkı yoktur.
47 yıldır Ali Süslü olarak yaşayan bu insanın başına gelmeyen kalmayacak gibi. Ya adına ekleme yapsın, ya da soyadına.
Gitsin mahkemeye, “Ben Süslü olan soyadımı Çoksüslü olarak değiştirmek istiyorum” desin. Ya da Ali olan adının yanına Osman’ı ekleyip, Ali Osman olsun.
Yoksa korkarım başına gelmeyen kalmaz.