TÜİK açıkladı: Türkiye ekonomisi 2026 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 2,3 büyüdü.
Kağıt üzerinde güzel bir haber…
Ama asıl soru şu:
Ekonomi büyüdü de kim büyüdü?
İşçi mi?
Emekli mi?
Asgari ücretli mi?
Dar gelirli mi?
Hayır!
Milli gelir büyürken işgücünün aldığı pay yüzde 38,3’ten yüzde 38,1’e geriledi. Patronların kar, rant ve faiz gelirlerinden oluşan payı ise yüzde 41,3’ten yüzde 41,6’ya yükseldi.
Yani işçinin ürettiği arttı, aldığı pay azaldı.
Sermayenin payı büyüdü, emekçinin sofrası küçüldü.
Ekonominin büyüdüğü söyleniyor ama halk bu büyümeyi mutfağında, pazar çantasında, maaşında göremiyor. Çünkü büyümeden doğan kazanç adil paylaşılmıyor.
Hane halkı tüketimi yüzde 3,5 artmış.
Buna bakıp “Vatandaşın durumu iyi, harcıyor” demesinler.
İnsanlar zenginleştiği için değil, yaşamlarını sürdürebilmek için harcıyor. Maaş yetmeyince kredi kartına yükleniyor, ihtiyaç kredisi çekiyor, borcu borçla kapatıyor.
Tencere kredi kartıyla kaynıyor.
Ay sonu gelmeden maaş bitiyor, borç ise bir sonraki aya devrediyor.
Sanayideki büyüme yüzde 2,4’te kalmış. İnşaat yüzde 1,9 küçülmüş. Yatırımlardaki artış ise yalnızca yüzde 0,6 olmuş.
Üretimin, yatırımın ve istihdamın güçlü olmadığı bir ortamda açıklanan büyüme rakamları halkın yaşamına refah olarak yansımıyor.
Ortada büyüyen bir ekonomi olabilir.
Ama aynı zamanda büyüyen borçlar, büyüyen yoksulluk ve büyüyen bir gelir adaletsizliği var.
İktidar rakamlarla övünebilir.
Ancak vatandaş rakam yemiyor.
Rakamlar karın doyurmuyor.
Ekmek alıyor, kira ödüyor, fatura yatırıyor, çocuğunu okutmaya çalışıyor.
Ekonomi gerçekten büyüyorsa işçinin, memurun ve emeklinin payı neden küçülüyor?
Yanıt açık:
Çünkü Türkiye’de ekonomi halk için değil, bir avuç sermaye sahibi için büyüyor.
Büyüme onların kasasına, yükü emekçinin sırtına yazılıyor.
Bu iktidarın bilinçli izlediği bir yoldur, bakmayın siz onların “Benim milletim” diye bağırmalarına.
Onların milletten anlayışı patron milletidir.