Yaz bitiyor. Deniz kıyılarından, beş yıldızlı otellerden, lüks teknelerden paylaşılan fotoğraflara bakınca Türkiye’nin tatil yaptığını sanırsınız. Televizyonlarda, sosyal medyada Bodrum’dan, Marmaris’ten, Çeşme’den yayınlanan görüntüleri görünce “herkesin keyfi yerinde” sanıyorsunuz.
Oysa gerçek bambaşka…
Merak ettim, araştırdım.
Bir yıl boyunca çalışan, üreten, vergi veren insanların birkaç günlüğüne de olsa dinlenme imkanı var mı?
Deniz kıyısında soluğu alabiliyorlar mı?
TÜİK, halkın ne kadarının yaz tatili yapabildiğine ilişkin doğrudan bir veri hazırlıyor mu?
Hazırlamıyor.
TÜİK; seyahate çıkanların sayısını, geceleme sürelerini ve yapılan harcamaları açıklıyor.
Ancak akraba ziyaretiyle tatili, sağlık yolculuğuyla dinlenmeyi aynı seyahat verilerinin içinde değerlendiriyor.
Bu nedenle gerçeği araştırma şirketlerinin çalışmalarından öğreniyoruz.
Ortaya çıkan tablo felaket!
Ipsos’un araştırmasına göre Türkiye’de halkın yüzde 59’u yaz tatili yapmıyor, yapmayı da düşünemiyor.
Tatil yapanların veya yapmayı planlayanların oranı yüzde 41’de kalıyor.
Tatil yapamayanların yüzde 91’i ise bunun nedenini açıkça söylüyor:
“Param yok!”
Bir başka kamuoyu araştırmasında 2025 yazında tatil yapamayanların oranı yüzde 65,6 olarak ölçüldü.
Araştırmaların yöntemleri farklı olsa da sonuç değişmiyor:
Türkiye’de her 10 kişiden 6’sı yaz tatili yapamıyor.
Yanlış anlaşılmasın…
Sözünü ettiğimiz tatil; Maldivler’e, Paris’e, Roma’ya gitmek değil.
Beş yıldızlı otelde kalmak, özel plajlarda güneşlenmek, lüks restoranlarda yemek yemek hiç değil.
İnsanların çoğu birkaç günlüğüne deniz kenarında mütevazı bir pansiyonda kalamıyor.
Çocuğunu bir kez denize götüremiyor. Bir yılın yorgunluğunu üzerinden atamıyor.
Ayağı suya değmiyor.
Bırakın tatili…
İnsanlar doğup büyüdükleri köye, kasabaya, kente gidip gelmek için bile para bulamıyor.
Anasını, babasını, kardeşini, akrabasını göremiyor.
Mezarlıkta yatan yakınlarına bir Fatiha okumaya gidemiyor.
Otobüs biletini düşünüyor, benzini düşünüyor, yolda yiyeceği yemeği düşünüyor. Eşiyle, çocuklarıyla memleketine gitmek isteyen bir aile daha yola çıkmadan binlerce lirayı gözden çıkarmak zorunda kalıyor.
Sonunda bavulunu değil, hasretini kaldırıp dolaba koyuyor.
“Bu yıl da gidemeyelim” diyor.
Emeklinin tatili parkta bir bank…
İşçinin tatili pazar günü evde uyumak…
Asgari ücretlinin tatili balkonda bir bardak çay…
Çocuğun tatili ise televizyonda gördüğü denizi hayal etmek oluyor.
Öte yandan bir avuç insan aynı yaz içinde ikinci, üçüncü tatilini yapıyor. Yunan adalarının önünde vize kuyruğuna giriyor.
Yurt dışına çıkıyor, yatlarda geziyor, geceliği bir asgari ücret tutarındaki otellerde kalıyor.
Bir tarafta tatil için ülke seçenler…
Diğer tarafta memleketine gidecek otobüs parasını bulamayanlar…
Türkiye’nin gelir adaletsizliği işte bu iki fotoğrafın arasındadır.
Tatil lüks değildir.
Dinlenmek, ailesiyle zaman geçirmek, çocuğuna farklı bir yer göstermek insanın hakkıdır.
Fakat bu düzende tatil, çalışanların hakkı olmaktan çıktı; parası olanların ayrıcalığı haline geldi.
İnsanlar yalnızca geçinemiyor değil…
Dinlenemiyor.
Gezemiyor.
Memleketine gidemiyor.
Sevdiklerine kavuşamıyor.
Ve yönetenler hala ekonominin büyüdüğünü, Türkiye’nin zenginleştiğini anlatıyor.
Türkiye zenginleşiyorsa bu zenginlik kimin sofrasında?
Kim tatil yapıyor?
Kim denizi görüyor?
Kim memleketine gidebiliyor?
Her 10 kişiden 6’sının tatil yapamadığı bir ülkede “refah”tan söz edemezsiniz.
Ancak halktan kopmuşsanız, sarayın penceresinden baktığınız ülkeyi “insanların mutlu olduğu Türkiye”sanırsınız.