Alevi de bizimdir.
Sünni de bizimdir.
Türk, Kürt, Arap, Çerkes, Laz, Gürcü, Boşnak, Roman, Ermeni, Rum, Süryani, Yahudi…
Bu topraklarda yaşayan, üreten ve ortak geleceğimize inanan herkes bizimdir.
Biz insanları etnik kimliğine, mezhebine ve inancına göre ayırmadık, ayırmayız.
Çünkü Anadolu ve Trakya, binlerce yıl boyunca çok sayıda medeniyete ev sahipliği yaptı:
Hattiler, Hititler, Hurriler, Urartular, Asurlular, Frigler, parayı bulan Lidyalılar, İyonyalılar, Aioller, Dorlar, Karyalılar, Likyalılar, Pamfilyalılar, Pisidyalılar, Kilikyalılar, Traklar, Persler, Makedonlar, Helenistik krallıklar, Roma İmparatorluğu, Doğu Roma, yani Bizans İmparatorluğu, Ermeni krallıkları, Süryani toplulukları, Arap-İslam devletleri, Anadolu Selçuklu Devleti, Anadolu beylikleri, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti…
Bu coğrafyada yalnızca devletler kurulmadı. Diller, dinler, mezhepler ve kültürler de buluştu, kaynaştı, yan yana yaşadı.
Camiler, kiliseler, havralar ve cemevleri bu ülkenin ortak tarihinin parçalarıdır. Türkülerimizde, yemeklerimizde, mimarimizde, geleneklerimizde ve günlük dilimizde bütün bu medeniyetlerin izleri vardır.
Mardin’e gidin…
Hatay’a gidin…
Cami ile kilisenin yan yana durduğunu görürsünüz.
Ezan sesine çan sesi karışır.
Taş sokaklarda farklı dinlerin, dillerin ve kültürlerin ortak geçmişini hissedersiniz.
Kimsenin inancı diğerinden üstün değildir.
Hiç kimse diğerinden daha fazla bu toprakların sahibi değildir.
Bu ülke Alevi’nin de Sünni’nin de; Müslüman’ın da Hristiyan’ın da Musevi’nin de; inananın da inanmayanın da ülkesidir.
Bizi güçlü kılan tek tip olmamız değil, farklılıklarımızla birlikte yaşayabilmemizdir.
Birlik, herkesin birbirine benzemesi değildir.
Birlik; farklılıklarımızı koruyarak aynı ülkenin eşit yurttaşları olabilmektir.
Bizi bir arada tutan Cumhuriyet’in ve üniter devlet yapısının temelleri sağlam atılmıştır. Bu temelleri güçlendirecek olan da demokrasi, hukuk, adalet ve eşit yurttaşlıktır.
Kimliği ne olursa olsun, insanı insan olduğu için sevmek Anadolu’nun en köklü öğretisidir.
Bu dünyada hepimiz misafiriz.
İşte geldik, gidiyoruz…
Geride mal, makam ve unvan değil; iyiliklerimiz, dostluklarımız ve insanlara nasıl davrandığımız kalacak.
Yunus Emre’nin anlayışıyla:
“Yaratılanı severiz, Yaradan’dan ötürü.”
İnsanlığın dini, dili, ırkı ve mezhebi olmaz.
İnsanın, insan evladı olması yeterlidir.
İnsanlığın yalnızca vicdanı olur.