Her yıl İtfaiye Haftası geldiğinde aynı görüntüleri görüyoruz. İtfaiyeciler ziyaret ediliyor, fotoğraflar çekiliyor, fedakârlıkları anlatılıyor, “kahramanlarımız” deniliyor. Peki sonra?
Sirenler susuyor, törenler bitiyor, İtfaiye Haftası takvimden çıkıyor ama itfaiye emekçilerinin yıllardır çözüm bekleyen sorunları olduğu yerde duruyor.
O nedenle bu yıl sadece “İtfaiye Haftası kutlu olsun” demek istemiyorum.
Bu kez onların sesine ses olmak, yıllardır dile getirdikleri haklı talepleri yüksek sesle haykırmak gerekiyor.
Çünkü alkış karın doyurmuyor.
Güzel sözler özlük hakkı getirmiyor.
Kahramanlık övgüleri emeklilikte güvence sağlamıyor.
Ve ne yazık ki ateşin içerisine girerken “kahraman” dediğimiz itfaiyecilerimiz, konu haklarına geldiğinde aynı ilgiyi göremiyor.
İtfaiyecilik Meslek Olarak Tanımlanmalıdır!
En temel meselelerden biri budur.
İtfaiyecilik meslek olarak tanımlanmalıdır.
Bu talep bir unvan meselesi değildir. Bu, yıllardır ateşin, dumanın ve ölümün karşısında görev yapan binlerce emekçinin emeğinin ve mesleki kimliğinin teslim edilmesi meselesidir.
İtfaiyecilik; eğitim, uzmanlık, tecrübe, fiziksel yeterlilik, disiplin ve büyük sorumluluk gerektirir.
Bir binanın içerisine herkes giremez.
Zehirli dumanın içerisinde herkes ilerleyemez.
Trafik kazasında araç içerisinde sıkışmış bir insanı herkes kurtaramaz.
Depremde enkazın başında, selde suyun ortasında, sanayi yangınında patlama riski altında herkes görev yapamaz.
Bunu yapan insanların mesleki statüsü de yaptıkları işin ağırlığına uygun olmalıdır.
Bu nedenle itfaiyeciliğin mesleki statüsü açık biçimde güvenceye alınmalı, kapsamlı bir İtfaiyecilik Meslek Kanunuihtiyacı değerlendirilmelidir.
Görev tanımından eğitime, kariyer basamaklarından çalışma koşullarına, sağlık gözetiminden emeklilik haklarına kadar bütün sistem günümüz koşullarına uygun şekilde ele alınmalıdır.
Yıpranıyorlar; Yıpranma Hakları da Olmalı!
Bir düşünün...
Yıllarca dumana, yüksek sıcaklığa, kimyasallara ve ağır çalışma şartlarına maruz kalıyorsunuz.
Gecenin üçünde siren çalıyor, yatağınızdan kalkıp birkaç dakika içerisinde ölümle yaşam arasındaki bir mücadeleye gidiyorsunuz.
Bayram yok, tatil yok, gece yok, gündüz yok.
İtfaiyecinin mesaisi bazen bir çocuğun nefesine, bazen enkaz altındaki bir insanın uzattığı ele bağlıdır.
Bu nedenle fiilî hizmet süresi zammı, yani yıpranma payı talebi görmezden gelinmemelidir.
Yıllarını böylesine ağır koşullarda geçiren bir çalışanın bedenindeki ve sağlığındaki yıpranmanın sosyal güvenlik sisteminde karşılığı bulunmalıdır.
3600 Ek Gösterge Bir Başka Haklı Taleptir
İtfaiye emekçilerinin mali ve sosyal hakları da yaptıkları görevin risk ve sorumluluğuyla uyumlu hâle getirilmelidir.
Bu noktada yıllardır dile getirilen önemli taleplerden biri 3600 ek gösterge meselesidir.
İtfaiyeci yıllarca canını ortaya koyarak çalışıyorsa emekliliğinde de insanca yaşayabileceği ekonomik güvenceye sahip olmalıdır.
İtfaiyecinin hakkını konuşmak maliyet hesabı yapmak değildir.
İtfaiyecinin hakkını konuşmak sosyal devlet olmanın gereğidir.
Kıyafetleri Üniforma Değil, Yaşam Kalkanıdır
Bir başka hayati konu ekipmanlardır.
İtfaiyecinin kaskı, elbisesi, çizmesi, maskesi ve solunum cihazı basit birer kıyafet değildir.
Onlar itfaiyecinin yaşam kalkanıdır.
Türkiye'nin hangi belediyesinde çalışırsa çalışsın her itfaiyeci aynı yüksek standartlarda koruyucu ekipmana ulaşabilmelidir.
Personel eksiklikleri giderilmeli, nöbet sistemleri insan sağlığını koruyacak şekilde düzenlenmeli, araç ve teknolojik altyapı güçlendirilmelidir.
Çünkü itfaiyeciyi korumadan vatandaşı koruyamazsınız.
Görev Başında Can Verenlerin Aileleri Yalnız Bırakılmamalıdır
Ve en ağır mesele...
Göreve gidip evine dönemeyenler.
Bir canı kurtarmaya çalışırken kendi canından olanlar.
Görev başında hayatını kaybeden itfaiye emekçilerinin yakınlarının sosyal ve ekonomik güvenceleri güçlendirilmeli; yaralanan veya çalışma gücünü kaybeden personelin hakları açık biçimde güvence altına alınmalıdır.
İtfaiye emekçilerinin şehitlik ve gazilik statüsüne ilişkin talepleri de kapsamlı biçimde ele alınmalıdır.
Çünkü geride kalan bir eşin, bir annenin, bir babanın, bir çocuğun geleceği belirsizliğe bırakılamaz.
Artık Alkış Değil, Hak Zamanı!
Türkiye bir deprem ülkesidir.
Türkiye orman yangınlarıyla mücadele eden bir ülkedir.
Selleri, sanayi yangınlarını, trafik kazalarını ve büyük afetleri yaşıyoruz.
Böylesine yüksek afet riskine sahip bir ülkede güçlü bir itfaiye teşkilatı tercih değil, zorunluluktur.
Bu nedenle çağrımız açıktır:
İtfaiyecilik meslek olarak tanımlansın.
Mesleki statüleri güvence altına alınsın.
Yıpranma payı talepleri karşılansın.
3600 ek gösterge hakkı verilsin.
Çalışma koşulları ve özlük hakları iyileştirilsin.
Koruyucu ekipman standartları yükseltilsin.
Görev başında hayatını kaybeden ve yaralanan itfaiyecilerimizin aileleri güçlü sosyal güvencelerle korunsun.
İtfaiye Haftası'nda onları yalnızca alkışlamayalım.
Çünkü biz yangından kaçarken onlar yangına koşuyor.
Biz sevdiklerimize sarılırken onlar hiç tanımadıkları insanların sevdiklerine yeniden kavuşabilmesi için kendi hayatlarını ortaya koyuyor.
Görevleri uğruna yaşamını kaybeden itfaiye emekçilerimizi saygı ve minnetle anıyor, görev başındaki tüm itfaiyecilerimize kazasız belasız görevler diliyorum.
İtfaiye Haftası kutlu olsun.
Ama artık kutlamanın ötesine geçelim.
Çünkü ateşin karşısında duranların bizden istediği ayrıcalık değil, haklarıdır.
Ve o hakları teslim etmek, artık ertelenmemesi gereken bir sorumluluktur.