İzmir’de dereler temizleniyor. İçinden ne çıkıyor dersiniz? Plastik şişeler, poşetler, otomobil lastikleri, koltuklar, yataklar, inşaat molozları… Hatta buzdolabı! Yanlış okumadınız. Bir insan, evindeki eski buzdolabını alıyor; taşıyor, götürüyor ve dereye atıyor. Daha önce karyola, yatak, soba çıkmıştı ama bu kez buzdolabı da çıktı.

Bunu yapan kişinin aklından ne geçiyor?

“Benim evimden çıktı, gerisi beni ilgilendirmez” mi diyor?

Oysa dere, bu kentin ortak yaşam alanıdır. Yağan yağmurla birlikte denize ulaşır. Dereye atılan her çöp, bir süre sonra körfeze taşınır. Balığın, kuşun, denizin ve sonuçta insanın yaşamını tehdit eder.

Sonra yağmur yağar…

Dere yatakları ve menfezler tıkanır. Sular yükselir. Evleri ve iş yerlerini su basar. Otomobiller yollarda kalır.

Ardından aynı nakarat başlar:

“Belediye nerede?”

Elbette belediye görevini yapacak.

Dereleri zamanında temizleyecek, menfezleri açık tutacak, gerekli yatırımları gerçekleştirecek. Çöp ve moloz dökülen noktaları kameralarla izleyecek. Çevreyi kirletenleri tespit edip en ağır cezayı uygulayacak.

Belediyelerin sorumluluğunu tartışmaya bile gerek yok.

Ancak yurttaşın hiç mi sorumluluğu yok?

Evindeki buzdolabını dereye atan kişi, ertesi gün yaşanan su baskınından yakınabilir mi?

Çöpünü sokağa bırakan, molozunu gece yarısı dere yatağına döken insan temiz bir kent istemekte ne kadar samimidir?

Konak’ta lüks Mercedes aracının camını açıp kül tablasını yolun ortasına döken görgüsüz kent temizliğinden söz edebilir mi?

İçtikleri suyun pet şişelerini yol kenarlarına fırlatanlar belediyeye söz edebilir mi?

Kent yalnızca belediye başkanının, belediye çalışanlarının ya da temizlik işçilerinin değildir.

Kent hepimizindir.

Ne yazık ki bazıları kendi evinin içini temiz tutmayı çevre bilinci sanıyor. Evini süpürüyor, çöpünü kapının önüne bırakıyor.
Kullanmadığı eşyayı dereye atıyor. Kendi yaşam alanını temizlerken bütün kenti kirletiyor.

Böyle yurttaşlık olmaz.

Buzdolabını dereye atan yalnızca bir ev eşyasından kurtulmuyor; komşusunun yaşamını tehlikeye atıyor, belediyenin kaynaklarını boşa harcatıyor ve çocuklarının geleceğini kirletiyor.

Bir yanda dereleri temizlemek için çalışan, çamurun ve pisliğin içine giren emekçiler…

Diğer yanda gece karanlığında çöpünü, molozunu, koltuğunu, buzdolabını dereye atan sorumsuzlar…

Temizlik işçileri ne kadar çalışırsa çalışsın, bu zihniyet değişmedikçe dereler temiz kalmaz.

Bu nedenle yalnızca temizlik yetmez.

Denetim şarttır.

Yaptırım şarttır.

Eğitim şarttır.

Dere yataklarına çöp ve moloz dökenler kameralarla belirlenmeli, verilen cezalar caydırıcı olmalı ve kamuoyuna açıklanmalıdır. “Nasıl olsa belediye temizler” rahatlığına son verilmelidir.

Çünkü belediyenin harcadığı para gökten inmiyor.

O para halkın cebinden çıkıyor.

Dereyi kirleten de temizleten de aynı kentin insanıysa, burada yalnızca çevre sorunu yoktur; ciddi bir ahlak ve yurttaşlık sorunu vardır.

Buzdolabını dereye atan zihniyetle mücadele etmeden “temiz bir İzmir” yaratamayız.

İzmir bizim evimizse dereler de o evin bir parçasıdır.

İnsan evinin ortasını pisler mi?