İzmir geçtiğimiz yaz ciddi bir su krizi yaşadı. Barajlardaki doluluk oranları kritik seviyelere düştü. Musluklardan suyun akıp akmayacağı tartışıldı. Kesintiler başladı, vatandaş susuz kaldı. Yağmurlar yağdı, kurumaya yüz tutmuş barajlar doldu ve su sorunu bu yıl için atlatıldı.

Şimdilerde İZSU, deniz suyunu arıtarak kente kazandıracak bir tesis için fizibilite raporu hazırlatıyor. Menderes’in Ahmetbeyli ve Gümüldür bölgeleri araştırılacak. Tesis alanı ve iletim hatları belirlenecek, yatırımın teknik ve mali boyutu incelenecek.

İzmir’in gelecekte karşılaşabileceği su sorunlarına bugünden çözüm aranmasına kimse karşı çıkamaz. Çünkü kuraklık artık kapımızdaki bir tehlike değil, hayatımızın gerçeğidir.

Ancak çözüm ararken öncelikleri doğru belirlemek zorundayız.

Deniz suyunu arıtmak kolay ve ucuz değildir. Yüksek miktarda enerji tüketir. Arıtma sonucunda ortaya çıkan yoğun tuzlu suyun denize bırakılması da çevresel risk taşır.

Peki bütün bunların bedelini kim ödeyecek?

Elbette vatandaş!

Deniz suyunu yoğun biçimde arıtan ülkelerin başında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail, Kuveyt, Katar ve Umman geliyor. İspanya, Cezayir, Fas, Avustralya, Singapur ve ABD de bu yöntemi kullanıyor.

Dünyanın en büyük ve modern tesislerinde bir ton, yani bir metreküp kullanılabilir suyun üretim maliyeti 35-40 sente kadar düşebiliyor.

Dubai’deki Hassyan tesisinde açıklanan fiyat ton başına yaklaşık 0,365 dolar. Ancak bu rakam; devasa tesis ölçeğine, ucuz enerjiye, uygun finansmana ve uzun vadeli alım garantisine dayanıyor. Tesisin yatırım tutarı yaklaşık 914 milyon dolar.

Suudi Arabistan’daki Jubail 3A tesisinde fiyat 41 sent, İsrail’deki Sorek B tesisinde yaklaşık 40 sent. Kıbrıs’ta ise üretim maliyeti 1,50 avroya kadar çıkıyor.

İzmir için Dubai’nin 36 sentlik rekor fiyatını ölçü almak gerçekçi değildir.

Arıtma, yatırım, bakım, membran yenileme, kimyasal kullanımı ve suyun Ahmetbeyli veya Gümüldür’den kente pompalanması hesaba katıldığında gerçek maliyet ton başına 1,50-3 doların üzerine çıkabilir.

Üstelik bir ton deniz suyundan bir ton içme suyu elde edilmiyor. Bir ton kullanılabilir su üretmek için yaklaşık iki ton deniz suyunun tesise alınması gerekiyor.

Modern bir ters osmoz tesisi de bir ton su üretmek için yaklaşık 3,5-4,5 kilovatsaat elektrik tüketiyor.

Türkiye Bilimler Akademisi Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar bu nedenle projeyi “tribünlere oynamak” olarak değerlendiriyor ve önce Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi’nden çıkan suyun yeniden kullanılmasını öneriyor.

Haklıdır.

İzmir bir yandan yeni su kaynakları ararken diğer yandan arıtılmış suyu denize bırakıyorsa burada ciddi bir planlama sorunu vardır.

İçme suyuyla park sulamak akılcı değildir.

İçme suyuyla tarımsal sulama yapmak sürdürülebilir değildir.

Arıtılmış su; tarımda, sanayide, park ve bahçelerde kullanılabilir. Şebekedeki kayıp ve kaçaklar azaltılabilir. Yağmur suyu toplanabilir. Yeraltı kaynakları korunabilir.

Bunlar yapılmadan deniz suyunu arıtmaya yönelmek, evdeki musluklar açık akarken bahçeye yeni kuyu açmaya benzer.

Deniz suyunun arıtılması tümüyle yanlış mı?

Hayır.

İklim krizine karşı küçük ölçekli bir deneme tesisi kurulabilir. Böylece gerçek enerji tüketimi, maliyeti ve çevresel etkileri görülebilir.

Ancak milyarlarca liralık yatırıma girişilmeden önce şu sorular yanıtlanmalıdır:

Çiğli’den çıkan arıtılmış suyun ne kadarı yeniden kullanılıyor?

İzmir şebekesindeki kayıp-kaçak oranı nedir?

Bir ton deniz suyunun arıtılması ve kente taşınması kaça mal olacak?

Bu maliyet su faturalarına nasıl yansıyacak?

Yoğun tuzlu su deniz ekosistemini nasıl etkileyecek?

İzmir’in su sorununu çözmek için gösterişli projelere değil; bilime, planlamaya ve doğru yönetime ihtiyacımız var.

Deniz elbette bir seçenektir.

Ancak en pahalı seçeneğe yönelmeden önce elimizdeki suyu korumayı ve arıtılmış suyu yeniden kullanmayı başarmalıyız.

Kısacası mesele yalnızca deniz suyunu arıtmak değildir.

Önce su yönetimindeki yanlışları arıtmak gerekir.
Prof. Yaşar, “Denizden önce akıl arıtılsın” diyor.
Katılıyorum.