Yürekten tebrik ediyorum. İnsanımızın yardımseverliğini, dayanışmasını ve iyiliğini yazarken mutlu oluyorum. Çünkü Türkiye’de yoksulluk artık yalnızca yetişkinlerin değil, çocukların da hayatını kuşatıyor.

Çok sayıda çocuk okula aç gidiyor. Anne babalar, evlatlarının cebine kantinden bir gevrek alacak para koyamıyor. Çocuklar arkadaşlarının yanında mahcup olmasın diye aileler sessizce çaresizlik yaşıyor.

Bir ülke için bundan daha acı ne olabilir?

İşte böylesine ağır bir dönemde, yaptığı iyiliği gösterişe dönüştürmeden çocukların yaşamına dokunan insanlar var.

Onlardan biri de Bornova’nın Egemenlik Mahallesi Muhtarı Şerif Ali Altıparmak…

Altıparmak, göreve geldiği günden bu yana mahalledeki ihtiyaç sahibi çocukların okul kıyafeti ve ayakkabı gereksinimlerini karşılamak için esnafla hayırseverler arasında köprü kuruyor.

Geçen yıl tam 175 öğrencinin yüzünü güldürdüler.

Ancak bu dayanışmayı değerli kılan yalnızca yardım edilen çocukların sayısı değil. Yardımın nasıl yapıldığı da son derece önemli.

Muhtarın eline para değmiyor.

Hayırsever, bedeli doğrudan mahalle esnafına ödüyor. Muhtarlık tarafından hazırlanan fiş çocuğa ya da ailesine veriliyor. Çocuk mağazaya gidiyor, ihtiyacı olan ayakkabıyı ve kıyafeti seçiyor; giyiniyor, kuşanıyor ve evine mutlu dönüyor.

Ne fotoğraf çekiliyor ne yardım eden kişi çocuğun karşısına geçip poz veriyor.

Ne çocuğun adı açıklanıyor ne de ailesinin yoksulluğu teşhir ediliyor.

Sağ elin verdiğini sol el görmüyor.

Asıl iyilik budur.

Yardım ederken insanı incitmemek, çocuğun gururunu korumak ve yoksulluğu bir gösteri aracına dönüştürmemek…

Muhtarlığın okul yolu üzerinde olması, Altıparmak’ın çocukları yakından gözlemlemesini sağlıyor.
Ayakkabısı eskimiş, üzerinde montu bulunmayan bir çocuk gördüğünde onu arkadaşlarının yanında çağırmıyor. Yalnız kaldığı bir anı kolluyor.

Çünkü çocuk kalbinin nasıl kolay incinebileceğini biliyor.

Çocuk da ihtiyacını sanki kendi ailesi satın almış gibi karşılıyor; arkadaşlarına mahcup olmadan evinin yolunu tutuyor.

Şerif Ali Altıparmak’ın şu sözleri her şeyi anlatıyor:

“Bir çocuğu mutlu etmek çok hoşuma gidiyor. Artık bir görevimmiş gibi hissetmeye başladım.”

Keşke her görev sahibi böyle düşünse…

Keşke makamları yalnızca koltuk, mühür ve tabela olarak görenler; bir çocuğun ayağındaki yırtık ayakkabıyı da kendilerine dert edinse…

Elbette çocukların ayakkabısını, montunu ve okul kıyafetini hayırseverlerin karşılamasına ihtiyaç duyulmayan bir ülke yaratmak devletin görevidir.

Hiçbir çocuk yoksulluğa mahkum edilmemeli.

Hiçbir anne baba, çocuğunun okul ihtiyacını karşılayamadığı için başını önüne eğmemeli.

Sosyal devlet, yoksulluğu seyreden değil; ortadan kaldıran devlettir.

Ancak devletin boş bıraktığı yerde dayanışmayı büyüten, bir çocuğun elinden tutan insanlarımız da büyük bir alkışı hak ediyor.

Şerif Ali Altıparmak’ı, ona destek veren mahalle esnafını ve hayırseverleri yürekten kutluyorum.

Onlar yalnızca çocuklara ayakkabı ve kıyafet vermiyor.

Bir çocuğun sevincini, bir ailenin umudunu ve toplumun dayanışma duygusunu büyütüyorlar.

İyilik sessiz yapılınca daha da güzeldir.

İnsan onurunu koruyunca daha da değerlidir.

İyi ki varsınız.

İyi ki bu ülkenin hala güzel insanları var.