Baki Aydöner’i uzun uzun anlatmaya gerek yok. CHP’nin gençlik kollarından yetişmiş, ilçe ve il örgütlerinde görev yapmış, İstanbul seçim çalışmalarında sorumluluk üstlenmiş, Ekrem İmamoğlu’nun danışmanlığını yürütmüş bir siyasetçi…
CHP Parti Meclisi üyeliği yaptı.
İş insanı…
Ve bugün uzun süredir tutuklu bir sanık.
31 Mayıs 2025’te hakkında gözaltı kararı verildiğini öğrendiğinde Ankara’dan Düzce mitingine gidiyordu.
Kaçmadı.
Saklanmadı.
“Yurt dışında programım vardı” demedi.
Evine dahi uğramadan İstanbul’a geldi ve birkaç saat içinde Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne teslim oldu.
Kardeşi Bulut Aydöner de bir yılı aşkın süredir tutuklu. Ameliyat olması gerektiği halde 70 kişilik bir koğuşta tutulduğunu söylüyor.
İki kardeş, iddianamenin hazırlanması için bir yıl bekledi.
Sonunda hakim karşısına çıktılar.
Suçlamaları reddettiler.
Şimdi yargının kararını bekliyorlar.
Buraya kadar anlattıklarım Baki Aydöner’in yaşadıkları…
Ancak asıl tartışma bundan sonra başlıyor.
Baki Aydöner, cezaevinden Yeni Parti Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a seslendi.
Neden?
Çünkü İstanbul’da belediye başkanları ve siyasetçiler sabahın köründe evlerinden gözaltına alınırken, Bülent Tezcan bu yönteme haklı olarak karşı çıkmıştı.
“Telefonla çağrıldığında davete kim icabet etmedi?” diye sormuştu.
Doğru bir soruydu.
İnsanları gün doğmadan evlerinden almak, ailelerinin ve çocuklarının önünde itibarsızlaştırmak, daha ortada kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı yokken suçlu ilan etmek hukuk devletiyle bağdaşmaz.
Baki Aydöner de aynı görüşte.
Ancak şimdi Bülent Tezcan’ın hakkında gözaltı kararı bulunan çocuklarının İngiltere’de olduğu biliniyor.
Aydöner de soruyor:
“Başkalarına teslim olun, yargı önünde hesabınızı verin derken kendi yakınlarınız söz konusu olduğunda neden aynı ilkeyi savunmuyorsunuz?”
Bu soru ağırdır.
Ama yanıtlanması gerekir.
Çünkü siyasetçinin inandırıcılığı, başkaları için savunduğu ilkeyi kendisi ve yakınları için de savunabilmesine bağlıdır.
Hukuk, yalnızca rakiplerimize uygulanacak bir kurallar bütünü değildir.
Adalet, bize dokunduğunda hatırlayacağımız bir kavram hiç değildir.
Elbette bir babanın, çocuklarının eylemlerinden hukuken sorumlu tutulması mümkün değildir. Suç ve ceza şahsidir. Kimse akrabalık ilişkisi nedeniyle suçlanamaz, mahkûm edilemez.
Ancak burada tartışılan ceza sorumluluğu değil, siyasal tutarlılıktır.
Bir siyasetçi, başkalarının çocukları ve yakınları hakkında verilen kararların uygulanmasını isterken kendi ailesi söz konusu olduğunda susamaz.
Susarsa sorarlar.
Nitekim Baki Aydöner de soruyor.
Üstelik bu soruyu özgürlüğünden yoksun bırakılmış biri olarak yöneltiyor.
Bülent Tezcan’ın kendisini Silivri’de ziyaret ettiğini ve “Bu dönemler böyle, önemli kişiler bedel öder. Sabırlı olun, tarih sizi altın harflerle yazacak” dediğini aktarıyor.
Aydöner ise bu sözlerden teselli bulmadığını açıkça ifade ediyor.
Çünkü onun istediği, tarihe altın harflerle yazılmak değil.
Adil yargılanmak…
Suçu varsa cezasını çekmek, yoksa özgürlüğüne kavuşmak…
Hepsi bu.
Türkiye’de yargının siyasallaştığını, tutuklamanın cezaya dönüştürüldüğünü ve insanların aylarca iddianame beklediğini yıllardır yazıyoruz.
Sabah operasyonlarına da karşıyız.
Gizli tanıklarla, itirafçılarla ve tartışmalı ifadelerle insanların aylarca cezaevinde tutulmasına da…
Fakat bu yanlışlara karşı çıkmanın yolu yargı kararlarını kişilere göre değerlendirmek değildir.
Bizimkine uygulanınca “siyasi operasyon”, başkasına uygulanınca “yargı görevini yapıyor” diyemeyiz.
Baki Aydöner teslim oldu.
Kardeşi Bulut Aydöner teslim oldu.
Deniz Göktaş yurt dışındaki programını yarıda keserek Türkiye’ye döndü.
Haklarında verilen kararların doğru olduğunu düşündükleri için değil; kaçmadıklarını, saklanmadıklarını ve hesap vermekten çekinmediklerini göstermek için yargının karşısına çıktılar.
Aynı tavır, hakkında gözaltı kararı verilen herkesten beklenir.
Kimin oğlu, kimin kızı, kimin kardeşi olduğuna bakılmadan…
Ancak bir gerçeği de unutmayalım:
Teslim olmak suçlu olmak değildir.
Gözaltına alınmak suçlu olmak değildir.
Tutuklanmak hiç değildir.
Bir insanı suçlu ilan edebilmek için bağımsız ve tarafsız bir mahkemenin kesinleşmiş kararı gerekir.
Baki Aydöner ve kardeşi Bulut için de…
Bülent Tezcan’ın çocukları için de…
Herkes için aynı hukuk…
Herkes için aynı adalet…
Herkes için aynı ilke…
Çünkü doğru, kişilere ve partilere göre değişiyorsa onun adı doğru değildir.
Çıkar hesabıdır.