Aydın Erten’in adını daha kendisiyle tanışmadan çok önce duymuştum. Gültepe denildiğinde akla gelen ilk isimdi. Öğrencilik yıllarımızda Gültepe, devrimcilerin üssü; Aydın Erten ise o mücadelenin simgesiydi. Onunla tanışmak, ne yazık ki bir belediye salonunda, bir parti toplantısında ya da Gültepe sokaklarında değil; hücrede nasip oldu.
12 Eylül darbesinden sonra, 13 Nisan 1981’de gözaltına alındım. Arabada başlayan, emniyette falakayla devam eden işkencenin ardından Basmane’deki İzmir Emniyet Müdürlüğü’nün çatı katındaki hücreye atıldım.
Yaklaşık 20 metrekarelik hücrede 35-40 kişi tutuluyorduk.
Oradaki en tanınmış, en bilinen isim Aydın Erten’di.
Ayaklarımın altı falakadan patladığında yardımıma koşanlardan biri de Aydın ağabeydi. Acının, korkunun ve belirsizliğin hüküm sürdüğü o karanlık günlerde bize moral verirdi.
Ağabeyimizdi.
O günlerin canlı tanıkları bugün hala aramızda: Mustafa Düzyol, Mahmut Balkancı, Recep Alfatlı, Mahmut Esat Beşok ve daha niceleri…
Aradan yıllar geçti. Siyasi yasaklar kalktı. Bu kez hücrede değil, CHP çatısı altında yan yana geldik. Aynı düşüncenin, aynı mücadelenin, aynı partinin içinde siyaset yapmak nasip oldu.
11 Ağustos, Aydın Erten’in ölüm yıl dönümüdür.
İki elim kanda olsa ellerimi yıkar, onun anmasına koşarım.
Çünkü vefa, yalnızca güzel söz söylemek değildir. Vefa, dostunun mezarı başında bulunmak; onun mücadelesini, kimliğini ve siyasi mirasını korumaktır.
Bu yıl da Gültepe Toros Mezarlığı’nda, Aydın ağabeyin kabri başındaydık.
Ancak ilk kez bir “protokol” düzeniyle karşılaştık. Çadır kurulmuş, plastik sandalyeler sıralanmıştı. En öne Yeni Parti İl Başkanı, belediye başkanları, CHP’den istifa eden eski milletvekili Alaattin Yüksel ve belediye meclis üyeleri oturtulmuştu.
Eski milletvekili Musa Çam ise her zamanki mütevazılığıyla üçüncü sıradaydı. Ben ayakta beklerken davet etti; onun bir sıra önüne oturdum.
CHP İzmir İl Başkanı Utku Gümrükçü gelmişti ama kendisine yer ayrılmamıştı. Bir süre ayakta beklemek zorunda kaldı ve tören tamamlanmadan ayrıldı.
Her yıl programı sunan, Aydın Erten’i tanıyan ve 68’liler kuşağının temsilcilerinden Nail Dağdelen’in yerine başka bir sunucu görevlendirilmişti. Daha tören başlamadan sunum meselesi nedeniyle tartışma yaşandığını sonradan öğrendik.
İş bununla da kalmadı.
Aydın Erten ile yolları hiçbir zaman kesişmemiş, onu tanımamış bazı isimler kürsüye çağrıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesini temsilen törene katılan Başkan Vekili Ahmet Cemil Balyeli’ye bile söz verilmedi.
Ben, arkadaşım Bayram Gül’ün ablasının cenazesine yetişmek için Manisa’ya hareket ettiğimden tören sonrasındaki tartışmalara tanık olmadım. Yaşananları gazeteci dostum Esat Erçetingöz’ün paylaşımından öğrendim.
Üzüldüm.
Hem de çok üzüldüm.
Çünkü Aydın Erten’in anma töreninin bir siyasi partinin gövde gösterisine dönüştürülmek istendiği yönündeki eleştiriler, üzerinde durulması gereken ciddi bir ayıbı gösteriyor.
Aydın Erten, Gültepe halkının efsane belediye başkanıydı.
Devrimciydi.
Halkçıydı.
Ve CHP’li olarak öldü.
Herkes istediği partiye katılabilir, istediği siyasi tercihte bulunabilir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak hiç kimsenin Aydın Erten’in mezarı başında onun siyasi kimliğini değiştirmeye, hatırasını kendi partisinin propagandasına dönüştürmeye hakkı yoktur.
Diriye saygınız kalmamış olabilir.
Bari ölüye saygı gösterin!
Aydın Erten’in adı basit hesaplara, protokol kavgalarına, kürsü kapma yarışına ve kısır siyasi çekişmelere alet edilemez.
O mezarın başında kimin ön sırada, kimin arka sırada oturduğunun ne önemi var?
Önemli olan, Aydın Erten’in halkçı belediyecilik anlayışını kimin savunduğudur.
Önemli olan, onun uğruna bedel ödediği demokrasiye kimin sahip çıktığıdır.
Önemli olan, işkencehanelerde bile çevresindekilere moral veren o devrimci dayanışmanın bugün yaşatılıp yaşatılmadığıdır.
Ne yazık ki bu yıl Aydın Erten’in anısına yakışan bir dayanışma değil; koltuk hesabı, protokol kavgası ve siyasi gösteri konuşuldu.
Her yıl organizasyonu üstlenen “İzmir Baba” Sancar Maruflu ile Aydın Erten’i en güzel anlatanlardan Okan Yüksel de artık aramızda değil.
Okan Yüksel, Aydın Erten’i şöyle anlatmıştı:
“Gültepe’de sarsılmaz bir çınar, ölmez bir devrimci ruh, bitmez bir sevdanın adamı, bir deli fişekti. Adı gibi aydınlık, yiğit bir halk adamıydı.”
İşte Aydın Erten buydu.
Ön sıralara oturmak için yarışanların değil, halkın gönlünde yer bulanların başkanıydı.
Onu anmak isteyen önce onun mücadele ahlakını öğrenmelidir.
Aydın Erten’in kemiklerini sızlattınız.
Yapmayın!
Bırakın, hiç değilse mezarında huzur içinde yatsın.