Vize haftasında kütüphane masalarının gizli kahramanı, sabahlamaların ve "hocam bu soru sınavda çıkacak mı?" paniklerinin en sadık yoldaşı olan kahve, aslında yüzyıllardır hayatımızın tam merkezinde demleniyor. Gelin biraz daha derine inip tarihine bakalım mı?
Habeşistan’ın yüksek yaylalarından Yemen’in sarp dağlarına uzanan o mistik rotadan çıkıp gelen bu derviş yadigârı, zamanla tekkelerden sokağa taşıp baş köşeye kuruldu. 16. yüzyılda Osmanlı coğrafyasıyla kucaklaşan kahve; Yemen Valisi Özdemir Paşa'nın kahveyi İstanbul'a getirmesi ve saray mutfağında ustalıkla kavrulup pişirilerek padişahın beğenisine sunulmasıyla sarayın simli salonlarına adım attı. Oradan da İstanbul’un sokak aralarındaki kıraathanelerine kadar uzanan geniş bir yelpazede rüzgâr gibi esti. Kanuni devrinde buralara ayak basan ve adeta toplumsal bir akım yaratan bu asil içecek, milletimizin zihin dünyasında ve günlük ritüellerinde kilit bir konuma oturdu.
Bizim topraklarda kahve, kupada sunulan sıradan bir sıvıdan ziyade; başlı başına bir sosyalleşme biçimi, dertleşme bahanesi ve derin bir kültürün taşıyıcısı oldu. Cezvesiyle, köpüğüyle, fincanıyla tam bir ustalık eseri olan Türk kahvesi, dünya mutfak mirasının da en nadide simgelerinden birine dönüştü. Telvesiyle pişen, yanındaki suyla niyet okuyan ve "kırk yıllık hatırı" sırtlayan bu köklü gelenek; nice rejimlere, savaşlara ve modernleşme rüzgarlarına direndi.
İşte bu köklü mirasın en zarif örneklerinden biri de eski Osmanlı konukseverliğinde saklıydı: Eve gelen bir misafire doğrudan "Aç mısın?" diye sormak pek nezaketli sayılmazdı. Bu yüzden ev sahibi, misafirin önüne hemen bir fincan Türk kahvesi ile yanında bir bardak su koyardı. Misafir önce suyu içerse, ev sahibi onun aç olduğunu anlar ve derhal sofra hazırlığına girişirdi. Yok eğer önce kahveyi yudumlarsa, bu kez misafirin tok olduğu anlaşılır; sohbetin bel kemiği koyulaşır, ardından tatlılar ve meyveler eşliğinde muhabbet tatlıya bağlanırdı. Kısacası kahve, bizim tarihimizde sadece bir içecek değil, sözün bittiği yerde halden anlayan en sessiz tercümanımız oldu ve olmaya devam edecek.