“Hadi bakalım, delikanlı iseniz çıkar konuşursunuz…”
Yüreğiniz yetiyorsa çıkarsınız ekranlara…
Katılırsınız toplantılara…
Mikrofondan görüşlerinizi haykırırsınız…
Ama görünen o ki artık mümkün değil.
Bundan böyle iki AKP milletvekilini ne ekranlarda görebileceksiniz ne de kürsülerde.
Çünkü konuşmaları yasaklanmış.
Anlaşılan o ki bazıları konuşunca Ankara’da panik butonuna basılmış.
*
AKP’nin uzun süredir ekran yüzü yapmadığı milletvekillerini yeniden sahaya sürme hamlesi daha başlamadan duvara tosladı.
Çünkü kürsüye çıkan bazı isimler öyle sözler etti ki, parti yönetimi apar topar frene bastı.
Gazeteci İsmail Saymaz’ın aktardığına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, kamuoyunda tepki çeken iki AKP’li vekile konuşma yasağı getirdi.
Eğer doğruysa…
Bu tablo başlı başına itiraftır.
Bu, sorunun büyüklüğünü gösterir.
*
CHP’den transfer edilip AKP rozeti takılan Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır’ın emeklilere dönük sözleri, iktidarın tabanla bağının nasıl koptuğunu bütün çıplaklığıyla ortaya koydu:
“20 bin lira ney… Sen İsviçre’de yaşamıyorsun…”
Bu bir dil sürçmesi değildir.
Bu, saray konforu ile mutfak gerçeği arasındaki uçurumun ağza kaçan itirafıdır.
Bu, “yaranacağım” telaşıyla kurulmuş ama gerçeği ele veren bir cümledir.
Türkiye’de milyonlarca emekli pazarda tane hesabı yaparken…
Kiraya yetişemezken…
Faturayla boğuşurken…
Bu cümleyi kurabilmek…
Sadece talihsizlik değil, kopuştur.
İşte asıl kopuş budur.
*
Tekirdağ Milletvekili Mestan Özcan’ın
“500 bin lira yetmiyor” yakınması ise bardağı taşıran son damla oldu.
Düşünün…
Ayda 20 bin lirayla yaşam mücadelesi veren emeklinin karşısına çıkıp
“Yarım milyon yetmiyor” diyorsunuz.
Bu her babayiğidin harcı değildir.
Bu sözleri söyleyebilmek için ya toplumdan tamamen kopmuş olmak gerekir…
ya da milletin sabrını fazla zorlamak.
AKP’de bu cesareti gösterenler az değil.
Kolu havada gezdirilen,
fiyatı bir daireye yaklaşan saatler…
Sosyal medyada paylaşılan lüks sofralar…
Yurt dışından servis edilen karides tabakları…
Sonra dönüp millete tasarruf tavsiyesi…
Buna iletişim kazası diyemezsiniz.
Bu, gerçeklik kaybıdır.
Bu, halktan kopuşun fotoğrafıdır.
*
Şimdi mikrofonları kapatıyorlar.
Konuşma yasağı getiriyorlar.
Peki soralım:
Sorun konuşmaları mıydı,
yoksa o konuşmalarda ortaya saçılan zihniyet mi?
Milletin cebindeki delik büyürken artık her söz büyüteç altında.
Unutulmasın:
Mikrofonu susturabilirsiniz…
Vekili geri çekebilirsiniz…
Ekranı karartabilirsiniz…
Ama hayat pahalılığını gizleyemezsiniz.
Gerçekler inatçıdır.
Ve bazen…
En büyük siyasi kriz,
siyasetçinin içinden geçenleri yanlışlıkla yüksek sesle söylemesidir.
İsterseniz birini susturun…
İsterseniz ikisini…
Hatta hepsine konuşma yasağı koyun…
Bu millet gördüğünü unutmuyor.
Bu millet yaşadığını sili̇p atmıyor.
Ve son sözü…
Her zaman olduğu gibi…
Yine halk söylüyor.