Siyasette vefa yoktur, anladık.
Biliyoruz.
Ama insan, yıllarca yanında saf tuttuğu, makam yolunda gözünün içine baktığı, önünde ceket iliklediği birine bu kadar hoyrat davranamaz. Sosyal medyada, televizyon ekranlarında ulu orta hedef gösteremez.
Bugünlerde Kemal Kılıçdaroğlu adeta kendi mahallesinden bazı çevrelerin günah keçisi ilan edilmiş durumda.
Hangi konu gündeme gelirse gelsin, sorumlusu olarak yine Kemal Kılıçdaroğlu gösteriliyor.
CHP’den istifa edip AKP’ye geçen Mersin milletvekili olayında da yerden yere vurulan yine Kılıçdaroğlu oldu. Üstelik partisinin Grup Başkanvekili de televizyon ekranlarında onu suçlayan bir dil kullandı.
Kimse o milletvekilini öneren referansı konuşmadı; hedefe yine Kılıçdaroğlu konuldu. Kemal Bey de çıkıp, “O kişiyi öneren şudur” diyerek topu başkasına atmadı.
Milletvekili belirleme sistemini, yetkiyi birkaç imzanın kalemine bırakan anlayışı tartışacaklarına, önseçimi katıksız savunacaklarına kolay yolu seçtiler:
“Bu kişiyi vekil yapan Kılıçdaroğlu’dur” dediler.
Eleştiri siyasetin doğasında vardır, elbette olacaktır.
Ancak ölçü kaçtığında eleştiri yerini insafsızlığa bırakır.
Bugün yaşanan tam da budur.
Üstelik böylesine ağır bir dönemde…
Herkesin birbirine sahip çıkması ve özen göstermesi gereken bir dönemde CHP’nin önceki dönem genel başkanı sosyal medyada yerden yere vuruluyor, kimsenin gıkı çıkmıyor.
*
Bugünlerde Ankara kulislerinde herkes aynı soruyu fısıldıyor:
“Kılıçdaroğlu neden susuyor?”
CHP içindeki güç mücadeleleri, dava süreçleri ve her gün büyüyen siyasi gerilim karşısında onun sessizliği kimi çevrelerce “taktik geri çekilme” diye yorumlanıyor. Hani derler ya konuşsa bir türlü, sussa başka türlü anlaşılıyor.
Şimdi de tutturmuşlar, “Kılıçdaroğlu niye konuşmuyor” diye soruyorlar.
Oysa Ankara’da konuşulan ama yüksek sesle yazılmayan başka bir gerçek var:
Kemal Kılıçdaroğlu’nun sessizliği bir geri çekilme değil, bir insanlık nöbetidir.
Çünkü Selvi Kılıçdaroğlu bir süredir kanserle hem de en yıpratıcı evresiyle mücadele ediyor. Kemoterapinin her günü ayrı bir sınavken Kemal Bey, siyasetin gürültüsüne değil, hayat arkadaşının yanında durmaya, onunla beraber zor günleri aşmaya öncelik verdi.
Bu insani durumu, çok acı çekerek yaşamış biri olarak onu en iyi anlayanlardan biriyim.
İnsan, birlikte büyüdüğü, hayatı paylaştığı, çocuklarının annesini kaybetme endişesiyle hangi fırtınaları yaşar…
Bunu en iyi yaşayan bilir.
Selvi Hanım’ın acı duymaması için Kemal Bey’in içinden neler geçtiğini en iyi hissedenlerden biriyim.
Yaşadım.
Allah kimseye yaşatmasın.
*
SEÇİCİ HAFIZA VE
ÇİFTE STANDART
Bugün Kılıçdaroğlu’na yönelen öfkenin büyüklüğü, beraberinde ciddi bir çifte standardı da ortaya koyuyor.
Altılı Masa sürecinde aday gösterilen bazı isimlerin daha sonra AK Parti saflarına katılması elbette sorgulanabilir. Ancak dikkat çekici olan şu sorudur:
Aynı sertlik neden herkese uygulanmıyor?
Meral Akşener’in referansıyla İYİ Parti listelerinden Meclis’e girip daha sonra AK Parti’ye geçen isimler ortadayken, muhalif kamuoyunun hafızası neden yalnızca Kılıçdaroğlu söz konusu olduğunda keskinleşiyor?
Üstelik Kemal Kılıçdaroğlu, bir ittifakın sonucu olarak o isimleri CHP listelerine almak zorunda kaldı. O günlerde sesini çıkarmayan parti üst yönetimi, daha sonra Kılıçdaroğlu’nu tek suçlu ilan etme kolaycılığını seçti.
Siyasette sorumluluk kolektiftir.
Başarı da ortaktır, hata da.
Ama bizde kötü giden her şey için tek bir isim seçip bütün yükü onun sırtına bindirme alışkanlığı var.
Bu yaklaşım eleştiri değil, kolaycılıktır.
*
SİYASETİN NANKÖR ZEMİNİ
Siyaset vefasızdır, evet.
Ama bu kadar da insafsız olmak zorunda değildir.
Bir dönem omuz omuza yürüyenlerin, o masanın siyasi olanaklarından yararlananların bugün sessiz kalması bile başlı başına düşündürücüdür.
Daha da düşündürücü olan ise Selvi Hanım’ın en hassas sağlık sürecinde okların daha da sertleşmesidir.
Bu tablo, siyasetin sadece sert değil, aynı zamanda nankör bir zemin olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Kemal Kılıçdaroğlu bugün iki cephede birden mücadele veriyor:
Evinde hayat arkadaşının zorlu sağlık savaşı…
Dışarıda ise bitmeyen siyasi hesaplaşmalar…
Bazen susmak geri çekilmek değildir.
Bazen susmak, insan kalabilmenin son siperidir.