Bir ülkenin önceliklerini anlamak için uzun analizler yapmaya gerek yoktur.
Güvenlik güçlerinin nerede görevlendirildiğine bakmanız yeterlidir.
Polisimiz; uyuşturucu tacirlerini, katilleri, hırsızları, çeteleri kovalamalı.
Sokakta yurttaşın güvenliğini tehdit edenleri yakalamalı.
Topluma zarar veren suç odaklarının peşine düşmeli.

Ama bakıyorsunuz…
Polis, bir üniversite kampüsünde.
Gece yarısı operasyonunda.
Öğrenci kulüp odalarını boşaltmakla görevlendirilmiş.
Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşananlar tam olarak budur.
Yıllardır öğrencilerin kullanımında olan kulüp odaları, gece saatlerinde polis eşliğinde boşaltıldı. Çevik kuvvet kampüste konuşlandı, TOMA’lar hazır bekletildi, öğrencilerin girişleri engellendi. Yazılı karar talep edildiğinde ise ortada gösterilen bir belge olmadığı iddia edildi.

Bir an durup düşünelim…

Bir üniversiteyi gece yarısı kapatmak, öğrencileri içeri almamak, kulüp odalarını polis gözetiminde taşımak, bunlar eğitim yönetimi midir, güvenlik refleksi midir?

Üniversiteler yalnızca dersliklerden ibaret değildir. Kulüpler; müziğin, sanatın, sporun, düşüncenin, tartışmanın geliştiği alanlardır.
Öğrencinin kendini bulduğu, özgüven kazandığı, toplumsal hayata hazırlandığı yerlerdir.

Bu alanlara müdahale edildiğinde mesele sadece oda meselesi olmaktan çıkar.

Bu mesele;
üniversite özerkliği meselesidir.
Gençliğe bakış meselesidir.
Fikir üretme alanlarının daraltılması meselesidir.

Daha da önemlisi bir zihniyet meselesidir.

Üniversiteler güvenlik tehdidi değil, geleceğin laboratuvarıdır.
Gençler bastırılacak unsur değil, ülkenin sermayesidir.
Polis, akademik alanların düzenleyicisi değil, toplum güvenliğinin teminatıdır.

Sorulması gereken sorular açık:

Bir kulüp odası taşımak için çevik kuvvet gerekir mi?
TOMA’ların kampüs çevresinde bulunması hangi tehdidin sonucudur?
Yazılı karar gösterilmeden yapılan uygulamalar hukuki olarak nasıl açıklanır?

Bu sorular cevapsız bırakıldıkça güven aşınır.

Çünkü güçlü ülkeler, üniversitelerinden korkmaz.
Öğrencisinden çekinmez.
Eleştiriden rahatsız olmaz.

Tam tersine onları besler, büyütür, korur.

Unutulmamalıdır ki düşüncenin özgür olmadığı yerde bilim gelişmez.
Bilimin gelişmediği yerde kalkınma olmaz. Kalkınmanın olmadığı yerde ise güçlü gelecek kurulamaz.
Üniversiteler polisle değil özgürlükle yönetilir.
Polis piyano çalan üniversite öğrencisi ve onun kulübüyle değil, ülkede çeteleşen katiller, Kara para peşinde koşanları kovalamalıdır.
Belki o zaman ülke düzelir.