Siyasetin dili bazen sertleşir, bazen yumuşar… Ama her dönemde kelimeler yalnızca sözcük olmaktan çıkar; bir zihniyetin, bir yön arayışının ve bir gelecek tasavvurunun taşıyıcısına dönüşür.
Müsavat Dervişoğlu’nun 20 Şubat tarihli basın açıklaması da tam olarak böyle bir eşikte duruyor: Kavramların, devlet fikrinin ve Cumhuriyet’in anlamı üzerine bir itiraz metni olarak.
Metnin satır aralarında öfke kadar kaygı, eleştiri kadar uyarı, siyaset kadar tarih bilinci var. 103 yıllık Cumhuriyet vurgusu, yalnızca bir takvim hesabı değil; ortak bir hafızaya yapılan güçlü bir atıf. Üniter yapı, eşit yurttaşlık, milli egemenlik gibi kavramların özellikle vurgulanması ise bir siyasal pozisyonun ötesinde, bir devlet tasavvurunun korunma refleksi.
Elbette Türkiye zor bir coğrafyada, ağır bir güvenlik ve demokrasi sınavı veriyor. Terörle mücadele, toplumsal barış, hukuk devleti ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi başlıklar aynı anda konuşuluyor. Bu başlıkların her biri tek başına kıymetli; fakat bir araya geldiklerinde ortaya çıkan çerçeve asıl tartışmayı belirliyor.
Sayın Dervişoğlu’nun metninde en dikkat çeken vurgu, “kavramların dönüştürülmesi” endişesi. Çünkü tarih bize şunu öğretmiştir: Devletler bir gecede değişmez; önce tanımlar değişir, sonra algılar, ardından kurumlar. Kelimeler yer değiştirirken anlamlar da yavaşça evrilir.
Ancak burada önemli bir denge var. Siyasetin dili eleştirel olabilir; hatta olmalıdır. Fakat toplumsal barışı besleyen ana damar her zaman sağduyu ve karşılıklı anlayıştır. Meclis çatısı altındaki her siyasi aktörün ortak sorumluluğu; bu ülkenin birliğini, huzurunu ve demokratik standartlarını birlikte yükseltmektir. Eleştiri demokrasinin nefesidir; fakat nefes alabilmek için göğsün tamamına ihtiyaç vardır.
Bugün tartışılan mesele yalnızca bir rapor değil; Türkiye’nin nasıl bir gelecek tasavvur ettiğidir. “Çok kimlikli toplum” mu, “tek millet” vurgusu mu? Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi mi, merkezi yapının tahkimi mi? Bu soruların yanıtı siyah ile beyaz arasında değil; o iki rengin arasındaki geniş alanda saklıdır.
Cumhuriyet fikri, farklılıkları yok saymadan ortak bir kimlik inşa edebilme cesaretidir. Eşit yurttaşlık bir kimliği öne çıkarmak değil; her kimliği devlet karşısında eşitlemektir. Üniter yapı yalnızca idari bir model değil; birlikte yaşama iradesinin kurumsal ifadesidir.
O hâlde mesele kavramları korkuların gölgesinde konuşmak değil; anlamlarını berraklaştırarak geleceğe taşımaktır.
Çünkü devletler yalnızca kurumlarla değil, hafızayla ayakta durur.
Hafıza; geçmişin yükü değil, geleceğin pusulasıdır.
Ve Cumhuriyet…
Bu milletin ortak hafızasıdır.
Onu güçlü kılan şey sloganlar değil; eşitlik, adalet ve milli egemenlik bilincidir. Tanımlar değişebilir, siyasi iklimler farklılaşabilir; fakat bir milletin birlikte yaşama iradesi silinmez.
Hafıza silinmez.
Ve o hafıza, Cumhuriyetin kendisidir.