Siyasetin nabzını bazen meydanlar değil, anketlerin satır araları tutar.
GÜNDEMAR Araştırma’nın Ocak 2026 çalışması da işte o satır aralarından birinde Türkiye siyasetinin bugünkü ruh halini özetliyor:
Sıkışmışlık.

60 kentte 2 bin 255 kişiyle yapılan araştırmada partilerin oy dağılımı elbette dikkat çekici. CHP yüzde 33,33 ile ilk sırada, AKP yüzde 28,56 ile ikinci. Diğer partiler daha dar bantta sıralanıyor. Bu tablo, klasik blok siyasetinin hala geçerli olduğunu gösteriyor.

Ama asıl belirleyici olan rakamlar değil, eğilim.

Araştırmanın en önemli bulgusu kararsız, fikrim yok ve protesto oyların yüksekliğini koruması. Yani seçim sonuçlarını belirleyecek ana dinamik, artık kemik tabanlar değil.
Kararsız seçmen.
Bu seçmen ideolojik bağlılıkla hareket etmiyor. Kimlik tartışmalarıyla şekillenmiyor. Siyasi sloganlardan etkilenmiyor.

Onların baktığı yer çok daha somut:

Geçim koşulları,
adalet duygusu,
yönetimde öngörülebilirlik,
gelecek güvenliği.

Başka bir ifadeyle; seçmen artık cebine, hayatına ve yarınlarına bakıyor.
Bu tabloyu okumak zor değil.
Ekonomik baskının arttığı, borç yükünün büyüdüğü, yaşam maliyetinin ağırlaştığı bir ortamda seçmenin ideolojik reflekslerden uzaklaşıp gerçek hayat üzerinden karar vermesi doğaldır.
İnsanlar sloganla değil faturayla yaşıyor.

Araştırmayı değerlendiren Prof. Dr. Tamer Bolat’ın tespiti bu açıdan çarpıcı:
“Seçmen ne mevcut iktidardan bütünüyle kopmuş ne de muhalefeti güçlü ve ikna edici bir alternatif olarak benimsemiş durumda.”

Bu ne demek?

Toplum bekliyor.

Gözlemliyor.
Ölçüyor.
Karşılaştırıyor.

Ve kararını henüz vermiş değil.

Siyaset için bu durum hem risk hem fırsat. Çünkü artık yarış söylem üzerinden değil, güven üzerinden yapılacak.
Kim ekonomide somut çözüm sunacak?
Kim hukuk düzenine güven verecek?
Kim yönetilebilirlik algısını güçlendirecek?
Kim topluma öngörülebilir bir gelecek sunacak?

Seçimlerin kaderi bu soruların yanıtında yatıyor.

Türkiye’de artık sandık ideolojik kalelerde değil, gri alanda kazanılıyor.
O gri alanın adı da kararsız seçmen.

Sessizdirler.
Görünmezler.
Ama sonucu belirlerler.

Bu nedenle siyasetin geleceği bağıranların değil, güven verenlerin ellerinde şekillenecek.

Ve açıkça görülüyor ki bugün Türkiye’de seçimlerin anahtarı artık partilerin değil, kararsızların cebinde.
Siyasi partilerin kararsızları ikna etmek gibi bir güçlüğü aşma zorunluluğu var.