Bugün bir takvim yaprağı sıradan bir yıldönümünü göstermiyor. Bugün, Kırıklar’ın yüksek duvarlarının gölgesinde, 40 yıllık bir hayatın, 40 yıllık bir yol arkadaşlığının yıldönümü var.

Bir yanda demir kapılar, diğer yanda sarsılmayan bir bağ… Bir yanda fiziki ayrılık, diğer yanda dimdik duran bir “biz”.
Tunç Başkan…

Hayat bazen insanı en ağır sınavlarla karşı karşıya bırakır. Makamlar gelir geçer, unvanlar değişir, siyasi rüzgârlar yön değiştirir. Ama insanın hayatında değişmeyen tek şey; birlikte yürüdüğü yol arkadaşıdır.

Bugün Tunç Başkan’ın en büyük gücü ne geçmişteki görevleridir ne de kürsülerden yükselen alkışlardır. Onun en büyük gücü, 40 yıldır aynı yolda yürüdüğü eşi, Neptün Soyer’dir.

Kırk yıl…
Bir ömür demektir.
Sevinci birlikte çoğaltmak, acıyı birlikte taşımak demektir.

Bazen bir sofrada bölüşülen ekmek, bazen sabaha kadar süren bir endişe, bazen de umutla kurulan hayaller demektir.

Bugün Tunç Başkan, Kırıklar’da tutuluyor olabilir. Ama 40 yıllık bir emeği, 40 yıllık bir sevgiyi, 40 yıllık bir dayanışmayı hiçbir duvar hapsedemez. Çünkü gerçek bağlar mekâna bağlı değildir; yüreğe bağlıdır. İnsan bazen yan yana olamaz ama aynı inancı, aynı kararlılığı, aynı direnci paylaşır. İşte o zaman mesafeler anlamını yitirir.

Neptün Hanım’a bakınca insan şunu görüyor: Sessiz ama sarsılmaz bir güç. Yıllarca alkışların gölgesinde geri planda kalmayı bilen, zor zamanlarda ise en öne geçip dimdik durabilen bir duruş.

Siyasetin sert rüzgârlarına, gündemin ağır yüküne, kamuoyunun acımasız yargılarına rağmen omuz omuza yürümek herkesin harcı değildir. Kırk yıl bunu başarmak ise ancak gerçek bir yol arkadaşlığıyla mümkündür.

Bu 40 yılın içinde sadece bir aile hikâyesi yok. Bu 40 yılın içinde birlikte büyütülmüş bir vicdan, birlikte taşınmış bir sorumluluk, birlikte göğüslenmiş fırtınalar var. Tunç Başkan’ın kamusal hayatındaki her adımında, her kararında, her zorlu dönemeçte arkasında duran bir inanç vardı. O inancın adı Neptün’dü.

Bugün yaşanan ayrılık geçicidir. Tarih, nice zor dönemleri yazdı; nice duvarların ardında tutulan insanlar gördü. Ama tarih şunu da yazdı: Sevgiyle kurulan bağlar, inançla büyütülen hayatlar en zor zamanları aşmayı bilir. Çünkü sevgi yalnızca yan yana yürümek değildir.

Sevgi, ayrı düşsen bile aynı gökyüzüne bakıp aynı yarına inanabilmektir.
Kırk yıllık bir birliktelik; yalnızca düğün fotoğraflarında gülümsemek değildir. Kırk yıllık bir birliktelik; susarak anlaşabilmektir. Yorulduğunda birbirine yaslanabilmektir. Fırtına çıktığında “buradayım” diyebilmektir.

İşte bugün o “buradayım” sözünün en güçlü hali yaşanıyor.
Tunç Başkan’ın fiziki özgürlüğü kısıtlanmış olabilir. Ama insanın onuru, inancı ve sevgisi kısıtlanamaz. Hele ki 40 yıl boyunca sabırla, emekle, karşılıklı saygıyla büyütülmüş bir sevda hiç kısıtlanamaz. O sevda, duvarları aşar; mesafeleri aşar; zamana meydan okur.

Bu yıldönümü yalnızca bir aile için değil, yol arkadaşlığının ne demek olduğunu bilen herkes için anlamlıdır. Çünkü bu 40 yıl, zor zamanlarda geri adım atmayan bir birlikteliğin sembolüdür. Karanlık günlerde ışığını kaybetmeyen bir bağın adıdır.

Bugün belki yan yana bir masa kurulamıyor. Belki birlikte bir fotoğraf verilemiyor. Ama bilinmeli ki 40 yıllık bir “biz”, takvim yapraklarına sığmaz. O “biz”, ortak bir hayatın, ortak bir mücadelenin, ortak bir geleceğe inancın adıdır.

Ve inanıyorum ki bu sınav da geçecektir.
Duvarlar bir gün açılır.
Kapılar bir gün aralanır.
Ama kırk yılın emeği, kırk yılın sevgisi, kırk yılın direnci hep ayakta kalır.
Tunç Başkan ve Neptün Hanım…

40 yılın hatırına;
sevginiz daim, duruşunuz güçlü olsun.
Bugünün mesafesi yarının kavuşmasına vesile olsun.
Çünkü bazı hikâyeler yarım kalmaz.
Kırk yıllık hikâyeler, mutlaka tamamlanır.