Bugünlerde Facebook’ta omuzunda tüple, başındaki keple mezuniyet törenine katılan bir gencin fotoğrafı binlerce beğeni ve yorum alıyor. Bazen bir fotoğrafın, yazılan binlerce cümleden daha güçlü olduğuna tanık oluyorsunuz.

Yıl 2025…

Yani geçen yılın sonları…

Brezilya’da genç bir mühendis, Lorenzo Monfardini, mezuniyet törenine omzunda bir gaz tüpüyle çıktı. Omzunda tüp, gözlerinde yaşlar vardı.

Kimileri şaşırdı. Kimileri “Gösteri yapıyor” dedi. Oysa o genç, ne gösteri yapıyordu ne de dikkat çekmeye çalışıyordu.

O, sadece vefasını taşıyordu.

O tüp, babasının 26 yıl boyunca sırtında taşıdığı ekmekti. Ailesini geçindirmek, çocuklarını okutmak için yıllarca yük taşıyan bir babanın alın teriydi. Lorenzo, diplomasını almaya giderken o yükü birkaç dakika omzuna aldı. Çünkü biliyordu ki o diplomanın gerçek sahibi yalnızca kendisi değildi. Yıllarca sırtına tüp taşıyarak kendisini okutan babasına duyduğu saygıdan ve başarı ortaklığından dem vuruyordu.

Bugün içinde yaşadığımız dünyada başarı hep bireysel anlatılıyor.

“Ben başardım.”

“Ben kazandım.”

“Ben yaptım.”

Oysa hiçbir başarı tek kişilik olmadığını biliyoruz.

Her diplomanın arkasında sabah ezanıyla işe giden bir baba vardır.

Her başarının arkasında kendi istediğini alamayıp çocuğuna alan bir anne vardır.

Her makamın arkasında yıllarca fedakarlık yapan bir aile vardır.

Ama biz ne yazık ki başarıyı alkışlarken, emeği çoğu zaman unutuyoruz.

İşte bu yüzden Lorenzo’nun omzundaki tüp yalnızca bir gaz tüpü değildi.

O tüp; emeğin ağırlığıydı…

Fedakarlığın ağırlığıydı…

Yokluğun ağırlığıydı…

Ve en önemlisi, vefanın ağırlığıydı.

Bizim toplumumuzda da milyonlarca baba aynı yükü taşıyor.

Kimisi pazarda hamallık yapıyor…

Kimisi tarlada güneşin altında çalışıyor…

Kimisi madende yerin yüzlerce metre altında ekmek arıyor…

Kimisi direksiyon başında gecesini gündüzüne katıyor…

Kimisi bir fabrikanın ağır makineleri arasında ömrünü tüketiyor.

Onların tek hayali çocuklarının kendilerinden daha iyi bir hayat yaşaması.

Ne acıdır ki bazen çocuklar o hedefe ulaştıklarında, geriye dönüp o nasırlı elleri unutuyor.

Oysa gerçek büyüklük, yükselirken seni yukarı taşıyan omuzları unutmamaktır.

Vefa, yalnızca Anneler Günü’nde çiçek almak değildir.

Babalar Günü’nde bir hediye vermek de değildir.

Vefa, “Ben buraya tek başıma gelmedim” diyebilmektir.

İşte Lorenzo bunu yaptı.

Diplomasını aldı ama alkışı babasına bıraktı.

Bugün bizim de dönüp kendimize sormamız gereken soru şu:

Başardığımız ne varsa, acaba kaç kişinin emeğiyle başardık?

Ve o insanlara son olarak ne zaman “İyi ki varsın” dedik?

Çünkü bazı insanlar sırtlarında gaz tüpü taşıyarak çocuklarını geleceğe ulaştırır.

Bazı çocuklar da o yükü bir gün omuzlayıp, bütün dünyaya “Babam sayesinde…” diyebilecek kadar büyük olur.

Lorenzo şimdi mühendis olarak çalışıyor ve geleceğini kuruyor. Sosyal medyanın gücüne bakın, onun dilini konuşmasa da, onunla yaşamı boyunca hiç karşılacak olmasa da milyonlarca insan onu tanıyor ve paylaşımına kalp işareti bırakıyor.

Dünya aslında çok büyük gibi görünüyor ancak çok küçük. Tüm dünya aslında emeği ve fedakarlığı alkışlıyor.