‘Dünya Beşten Büyüktür’
‘Kuvveti Değil Hakkı Üstün Tutan Daha Adil Bir Dünya
Mümkündür’
Mesajından
Yeni Bir İnsanlık Sözleşmesine Doğru!
Bir Cümleden Bir Dünya Tasavvuruna!

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, yıllardır,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden dünyaya aynı temel itirazı yöneltiyor:

“Dünya beşten büyüktür.”

Bu, yalnızca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısına ilişkin diplomatik bir eleştiri değildir.
Bu cümle, aslında modern dünya düzeninin temel varsayımlarına yöneltilmiş köklü bir eleştiridir.

Dünyanın kaderini kaç kişi, kaç devlet veya kaç güç belirlemelidir?
Ve daha önemlisi:

İnsanlığın ortak geleceği güç ilişkileriyle mi, yoksa ortak bir adalet fikriyle mi belirlenmelidir?

Sayın Erdoğan’ın bir başka ifadesiyle,
“Gücün değil, hakkın üstün olduğu daha adil bir dünya” mümkündür!

Peki,
‘Daha Adil Bir Dünya’
nasıl kurulacaktır?

Beş Asırlık Arayışın Bilançosu!

Son beş yüz yıl, bir bakıma, insanlığın kendi siyasal ve ekonomik düzenini yeniden kurma arayışlarının tarihidir.

Cumhuriyet Fikri,
Sanayi Devrimi,
Aydınlanma, Liberalizm, Kapitalizm, Sosyalizm,
ulus Devlet!
Her biri, insanlığın önüne yeni bir gelecek tasavvuru koydu.

Akıl, özgürlük, eşitlik, üretim, refah ve ilerleme adına büyük dönüşümler yaşandı.

Fakat bütün bu dönüşümlerin sonunda insanlık şu basit soruya hâlâ kesin bir cevap veremiyor:

‘İnsanlık gerçekten daha adil bir dünyaya ulaştı mı?’

Yirminci yüzyılın bilançosu ise daha da çarpıcıdır.

Ulus-devletler yükseldi.

Dünya iki büyük blok etrafında bölündü.

İki dünya savaşı yaşandı.

Milyonlarca insan hayatını kaybetti.

Sömürgecilik biçim değiştirdi.

Soğuk Savaş dünyayı nükleer bir felaketin eşiğinde tuttu.

Sosyalizm ve Kapitalizm insanlığın geleceği konusunda birbirine alternatif iki büyük sistem olarak karşı karşıya geldi.

Yirmi birinci yüzyıla geldiğimizde savaşlar bitmedi.

Yoksulluk bitmedi.

Eşitsizlik bitmedi.

Göç bitmedi.

İşgaller bitmedi.

Ve en önemlisi, güç ile hak arasındaki gerilim ortadan kalkmadı.

Yeni Yüzyıl Eski Paradigma

Bugün yirmi birinci yüzyılın ikinci çeyreğindeyiz.

Teknoloji insanlığın ulaşabileceği sınırları neredeyse sınırsızlaştırırken, siyasal zihniyet hâlâ büyük ölçüde yirminci yüzyılın güç paradigması içerisinde hareket ediyor.

Devletler hâlâ nüfuz alanları oluşturuyor.

Güç merkezleri hâlâ kendi güvenlik ve çıkarlarını önceleyen stratejiler geliştiriyor.

Jeopolitik hesaplar, jeostratejik koridorlar ve enerji güzergâhları milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkiliyor.

Bir tarafta teopolitik,
diğer tarafta jeopolitik; bunların üzerinde ise jeostratejik çıkarlar dünyayı yeniden biçimlendiriyor.

İnsan ise bütün bu büyük hesapların arasında çoğu zaman yalnızca bir “istatistik” olarak kalıyor.

İşte tam burada yeni bir soruya cevap vermek gerekiyor:

İnsanı yeniden tarihin öznesi yapacak bir dünya düzeni mümkün müdür?

Teopolitik, Jeopolitik ve Jeostratejinin Ötesi!

Dünyanın geleceğini yalnızca teopolitik, jeopolitik ve jeostratejik kavramlarla açıklamak artık yeterli değil!

Çünkü bu kavramların tamamı esas itibarıyla güç, alan, nüfuz ve çıkar üzerinden konuşur.

Oysa insanlığın yeni bir dile ihtiyacı var:

Adaletin dili.

İnsan onurunun dili.

Hakkaniyetin dili.

Barışın dili.

Ortak vicdanın dili.

İnançların, ideolojilerin, rejimlerin, mezheplerin, meşreplerin ve etnisitelerin üzerinde; insanın sırf insan olmasından kaynaklanan haklarını güvence altına alan yeni bir ahlaki ve hukuki zemine ihtiyaç var.

Belki de bugün dünyanın aradığı şey tam olarak budur:

İnsanlık Sözleşmesi!

Yeni bir İnsanlık Sözleşmesi mümkün mü?

Böyle bir sözleşme
ne tek bir dinin,
ne tek bir ideolojinin,
ne tek bir devletin,
ne de tek bir medeniyetin dünyaya dayattığı bir metin olmalıdır!

Tam tersine;

insanı merkeze alan,

farklılıkları tanıyan,

inanç ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alan,

savaşın önüne barışı,

gücün önüne hakkı,

çıkarın önüne adaleti koyan

evrensel bir ahlak ve hukuk zemini olmalıdır.

İnsanların inançlarını yaşayabilmesi…

Çocukların savaş korkusu olmadan büyüyebilmesi…

İnsanların evlerinden ve yurtlarından zorla koparılmaması…

Hiçbir toplumun sırf güçlü olmadığı için hukuk karşısında değersizleştirilmemesi…

Hiçbir insanın doğduğu coğrafya sebebiyle daha az insan kabul edilmemesi…

İşte adaletin asıl sınavı budur.

Hürmüz’den Gazze’ye Dünyanın Beklediği Söz!

Bugün Hürmüz’den Süveyş’e, Suriye’den Gazze’ye, Ukrayna’dan Afrika’nın kriz bölgelerine kadar uzanan geniş coğrafyada insanlık aynı soruyla karşı karşıyadır:

Savaşın yerine ne koyacağız?

Diplomasinin yerine değil.

Diplomasinin üzerine…

Silahların yerine değil yalnızca.

Silahları gereksiz kılacak bir adalet düzeninin üzerine…

Çünkü kalıcı barış, yalnızca silahların susması değildir.

Kalıcı barış, adaletsizliği üreten sebeplerin ortadan kaldırılmasıdır.

İşte bu yüzden dünyanın bugün yalnızca siyasi liderlere değil,
yeni bir siyasi ve ahlaki sözlüğe de ihtiyacı var!

Belki de Sayın Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” cümlesinin önümüzdeki dönemde taşıması gereken anlam tam burada başlamaktadır:

“Söz Ola Kese Savaşı”

Anadolu irfanı, sözün gücünü asırlardır bilir:

“Söz ola kese savaşı…”

Bazen bir söz, orduların yapamadığını yapar.

Bazen bir söz, birbirine düşman iki insanı aynı masaya oturtur.

Bazen bir söz, tarihin yönünü değiştirir.

Bugün dünyanın ihtiyacı olan da böyle bir sözdür.

Savaşın dilini değiştirecek,

gücün dilini dönüştürecek,

düşmanlıkların yerine ortak insanlık bilincini koyacak

bir söz…

Kur’an’ın Eşit Ortak Kelime Çağrısı!

Kur’an’ın insanlığa sunduğu en dikkat çekici çağrılardan biri de burada karşımıza çıkar:

“Sizinle bizim aramızda müsavi, ortak olan bir kelimeye gelin…”

Bu çağrı, farklılıkları ortadan kaldırmaya değil, farklılıkların üzerinde ortak bir insanlık zemini oluşturmaya yöneliktir.

İbrahimî Gelenek içerisinden yükselen bu çağrı, insanlığın ortak hakikatler etrafında buluşabileceği bir zemine işaret eder.

Bu bakımdan “eşit ortak kelime”,
dinler arası diyalog ifadesi olarak değil; insanlığın ortak vicdanını yeniden inşa edecek daha geniş bir medeniyet perspektifi olarak da okunabilir.

İnsanlığın bugün ihtiyacı olan şey, herkesin aynı düşünmesi değildir.

Herkesin farklı düşünebildiği halde adalet üzerinde buluşabilmesidir.

Erdoğan’dan Beklenen:
Bir Eleştiriden Fazlası!

“Dünya beşten büyüktür” artık küresel kamuoyunun aşina olduğu bir cümledir.

Fakat her güçlü cümle, bir süre sonra kendisinden daha güçlü bir soruyla karşılaşır:

Peki sonra?

Dünya beşten büyükse, bu dünyanın yeni düzeni nasıl olacak?

Güç yerine hakkı nasıl hâkim kılacağız?

Savaşları nasıl önleyeceğiz?

Küresel adaletsizlikleri nasıl azaltacağız?

Devletlerin egemenliği ile insanlığın ortak hakları arasındaki dengeyi nasıl kuracağız?

Farklı din, mezhep, ideoloji, etnisite ve kültürlerin üzerinde hangi ortak hukuk zemini oluşturulacaktır?

Ve en önemlisi:

İnsanlık bu yeni düzene nasıl dahil olacaktır?

İşte, dünyanın sayın
Erdoğan’dan beklediği
yeni söz budur!

Artık yalnızca mevcut sistemi eleştiren değil;

yeni bir dünyanın temel ilkelerini tarif eden bir çağrı!

Yeni Paradigma:
Güçten Hakka

Yeni paradigma, “kim daha güçlü?” sorusundan,

“kim daha haklı?” sorusuna geçebilmelidir.

“Kim daha zengin?” sorusundan,

“Kim daha güvende?” sorusuna…

“Kim daha fazla nüfuz sahibi?” sorusundan,

“Kim daha adil bir düzen kurabiliyor?” sorusuna…

Çünkü medeniyetin ölçüsü yalnızca ürettiği teknoloji değildir.

Bir medeniyetin gerçek büyüklüğü, güçsüzün hakkını ne ölçüde koruyabildiğiyle ölçülür.

Dünyanın Yeni Manifestosu!

Belki de artık insanlık yeni bir manifesto yazmalıdır.

İlk maddesi:

İnsan, yalnızca insan olduğu için değerlidir.

İkinci maddesi:

Hak, güçten üstündür.

Üçüncü maddesi:

Hiç bir insanın güvenliği, bir başka insanın güvenliğini yok sayamayacağı gibi,
Hiçbir devletin güvenliği, bir başka devletin varlığını da yok sayma hakkı veremez.

Dördüncü maddesi:

Hiçbir inanç, hiçbir mezhep, hiçbir etnisite ve hiçbir ideoloji insan onurunun üzerinde değildir.

Beşinci maddesi:

Barış, adaletsizliğin üzerini örten sessizlik değil; adaletin tesis edildiği düzendir.

Ve belki son maddesi:

Dünya, bütün insanlığın ortak evidir.

Ve şimdi sözün sırası…

Sayın Erdoğan’ın yıllardır dile getirdiği “Dünya beşten büyüktür” sözü, bugün yeni bir aşamaya taşınabilir!

Çünkü mesele artık yalnızca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden ibaret değildir.

Mesele, insanlığın kaderinin herhangi bir güç merkezinin iradesine terk edilip edilemeyeceği meselesidir.

Dünya gerçekten beşten büyükse;

insanlık da bütün güç merkezlerinden büyüktür.

İnsanlık, bütün sınırların ötesindedir.

İnsan onuru, bütün ideolojilerin üzerindedir.

Adalet, bütün jeopolitik hesaplardan daha değerlidir.

Ve barış, bütün stratejik çıkarların üzerinde tutulması gereken ortak bir insanlık idealidir.

Şimdi dünyanın beklediği şey, yalnızca yeni bir siyasi söylem değildir!

Yeni bir insanlık tahayyülüdür.

Yeni bir küresel ahlak…

Yeni bir hukuk anlayışı…

Yeni bir medeniyet dili…

Yeni bir barış paradigması…

Ve belki de insanlığın önüne konulacak yeni bir “eşit, ortak kelime”…

Kur’an’ın ifadesiyle:

“Gelin, sizinle bizim aramızda eşit, ortak olan bir kelimede buluşalım.”

Varsa daha kuşatıcı bir söz…

Varsa insanlığı daha geniş bir ufukta buluşturacak daha evrensel bir çağrı…

Dünya onu duymak istiyor!

Çünkü insanlık artık yalnızca savaşların ne zaman biteceğini değil,

barışın, karşılıklı güven ve dayanışmanın, adaletin ne zaman tesis edileceğini
dört gözle bekliyor!

K.Erten