Cezaevinde yatanlar bilir… Bazen bir gün, bir hafta; bir hafta, bir ay gibidir. Zaman geçmek bilmez. Sevdiklerinize duyduğunuz özlem büyüdükçe beton duvarların üzerinize doğru geldiğini hissedersiniz. Gökyüzüne bakmak, güneşi görmek, bir insan sesi duymak bile büyük bir özgürlüğe dönüşür. Genç komedyen Deniz Göktaş, 3 Temmuz’dan bu yana Tekirdağ Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu. Suçu kesinleşmiş değil. Hakkında verilmiş bir mahkumiyet kararı yok.
Bir stand-up gösterisindeki sözleri nedeniyle “cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” iddialarıyla yargılanmayı bekliyor.
Klasik suçlama…
Ama cezası şimdiden infaz ediliyor!
Üstelik kamuoyunda “kuyu tipi” olarak adlandırılan; güneşin, havanın ve insan sesinin bile sınırlı olduğu bir cezaevinde…
Deniz Göktaş, cezaevinden gönderdiği mektubunda moralinin ve sağlığının iyi olduğunu söylüyor. Ardından insanın içini acıtan şu gerçeği anlatıyor:
Güneşsizlik…
Havasızlık…
Sosyal izolasyon…
Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen insanlar…
Bir insanı dört duvar arasına kapatmak yetmiyor; onu güneşten, havadan, sesten ve başka insanların varlığından da koparıyorsunuz.
Bunun adı yalnızca tutukluluk değildir.
Bu, insanı yalnızlaştırarak, sessizleştirerek ve görünmez kılarak cezalandırmaktır.
Deniz Göktaş ise bütün bunlara rağmen şöyle diyor:
“İşinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor.”
Bu söz, yalnızca bir komedyenin cezaevinden yükselen sesi değildir.
Bu söz; gazetecilere, sanatçılara, siyasetçilere, öğrencilere ve düşüncesini açıklamaktan vazgeçmeyen herkese yöneltilen baskıya verilmiş onurlu bir yanıttır.
185 ŞİKAYET, BİR TUTUKLAMA
Deniz Göktaş’ın Harbiye’de sahnelediği “Ölü Deniz” adlı gösteri, 24 Haziran’da YouTube’da yayımlandı. Siyasi gündemden psikolojiye, uyuşturucu soruşturmalarından Antik Yunan’a kadar pek çok konuyu hiciv yoluyla ele aldı. Gösteri kısa sürede milyonlarca kez izlendi.
Savcılığın açıklamasına göre gösteri hakkında CİMER’e 185 şikayet yapıldı.
Peki, 185 kişinin şikayet etmesi bir espriyi suç yapar mı?
Bin kişi şikayet etse mizah ortadan mı kalkar?
On bin kişi rahatsız olsa bile sanatçı hapse mi atılır?
Hukuk, şikayetlerin sayısına göre işletilmez. Sosyal medya kampanyalarıyla suç yaratılamaz. Bir sözün hukuki niteliğine kalabalıklar değil, ifade özgürlüğünü esas alan bağımsız yargı karar verir.
Üstelik Deniz Göktaş kaçmadı.
Yurt dışında kalmayacağını açıkça söyledi. Hakkında işlem yapılması durumunda döneceğini duyurdu ve kendi isteğiyle Türkiye’ye geldi. Buna rağmen tutuklandı. Avukatlarının itirazı ise yalnızca üç cümlelik bir kararla reddedildi.
Soruyorum:
Kaçma şüphesi yoksa…
Deliller zaten YouTube’da duruyorsa…
Karartılacak bir delil bulunmuyorsa…
Tutuklama neden?
Çünkü bazı dönemlerde tutuklama, hukuki bir tedbir olmaktan çıkarılıp cezalandırma aracına dönüştürülür.
“Daha karar verilmedi ama sen şimdilik içeride yat” denilir.
Oysa tutuklama ceza değildir.
Olmamalıdır.
MİZAH SUÇ DEĞİLDİR
Mizahın işi iktidarı övmek değildir.
Mizah rahatsız eder.
Sorgular.
Abartır.
İğneler.
Kutsallaştırılan makamların, dokunulmaz kabul edilen kişilerin ve konuşulması istenmeyen gerçeklerin üzerindeki örtüyü kaldırır.
Bir ülkede siyasetçiler karikatüre, eleştiriye ve espriye tahammül edemiyorsa sorun komedyende değildir.
Sorun, kahkahadan korkan yönetim anlayışındadır.
Çünkü otoriter yönetimler en çok güldürülmekten korkar. Eleştiriyi yasaklayabilir, gazeteleri susturabilir, insanları tutuklayabilirler. Fakat kendilerine gülünmesini engelleyemezler.
Deniz Göktaş’ın gösterisini tutuklamadan önce milyonlar izlemişti.
Şimdi çok daha fazlası izleyecek.
Bazı sözler sosyal medya platformlarında görünmez kılınabilir.
Ama gerçek görünmez kılınamaz.
Kahkaha cezaevine konulamaz.
Mizah kuyuya kapatılamaz.
Deniz Göktaş bugün beton duvarların arkasında olabilir. Ancak onu oraya gönderen anlayış bilmelidir ki tarih boyunca düşünceyi susturmaya çalışanlar değil, bedel ödeyerek konuşmaya devam edenler hatırlanmıştır.
Şimdi yapılması gereken açıktır:
Deniz Göktaş tutuksuz yargılanmalı ve derhal özgürlüğüne kavuşmalıdır.
Çünkü mizah suç değildir.
Eleştiri suç değildir.
Kahkaha hiç değildir!