Bazı insanlar vardır; başkasının emeğini kendi başarısı sanır. Bir başkasının gecesini gündüzüne katmasını, uykusundan, ailesinden, hayatından fedakârlık etmesini görmezden gelir. Ortaya çıkan başarıyı sahiplenir ama o başarının altında ezilen alın terinin hakkını vermeyi aklından bile geçirmez.

Oysa unutulmaması gereken çok basit bir gerçek vardır:

Emeği kullanıp hakkını vermeyenler, kazandıklarının hesabını yalnızca dünyada değil, kendi vicdanlarında da taşırlar.

Çünkü para her şeyi satın alamaz.

Bir insanın hakkını yiyerek büyüyen makamın, başkasının emeğini sömürerek kazanılan paranın, bir başkasının alın terinin üzerine kurulmuş itibarın dışarıdan ne kadar parlak göründüğünün aslında hiçbir önemi yoktur.

İnsanlar alkışlayabilir.

Çevreniz kalabalık olabilir.

Makamınız yüksek olabilir.

Cebiniz dolu olabilir.

Ama gece başınızı yastığa koyduğunuzda, hakkını vermediğiniz insanların emeği vicdanınızın kapısını çalıyorsa, işte o zaman bütün o gösterişli hayatın anlamı değişir.

Çünkü vicdan, insanın kendisinden kaçamadığı tek mahkemedir.

Bir insanın emeğini küçümsemek, onun hayatını küçümsemektir

Bir insanın emeği yalnızca yaptığı işten ibaret değildir.

O emeğin içerisinde sabahın erken saatleri vardır.

Uykusuz geceler vardır.

Verilen sözler vardır.

Beklentiler vardır.

Ailesinden çaldığı zaman vardır.

Bazen cebindeki son parayı harcayıp yaptığı iş vardır.

Ve en önemlisi, “Ben bu iş için elimden geleni yaptım” diyebilmenin gururu vardır.

Bu yüzden bir insanın emeğinin karşılığını vermemek, yalnızca maddi bir hakkı gasp etmek değildir.

O insanın zamanına, hayaline, güvenine ve onuruna da dokunmaktır.

Birinin emeğini alıp karşılığını vermemek, sonra da hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmek kolay görünebilir.

Ama hayatın bir dengesi vardır.

Bugün güçlü olan, yarın güçsüz kalabilir.

Bugün başkasının emeğine hükmeden, yarın kendi emeğinin karşılığını aramak zorunda kalabilir.

İşte o gün insan, başkasına yaşattığını hatırlamak zorunda kalır.

“Kimse görmedi” sananlara…

Belki insanlar görmedi.

Belki kimse konuşmadı.

Belki hakkı yenen kişi sustu.

Belki emeğinin karşılığını alamadığı halde kavga etmedi, kapıyı çarpıp çıkmadı.

Ama susmak, yapılanı unutmak değildir.

Bazen insan hakkını aramaz.

Çünkü karşısındakiyle kavga etmek istemez.

Bazen susar çünkü karşısındaki insanın gerçek yüzünü zaten anlamıştır.

Bazen de susar çünkü haklı olduğunu ispatlamak için kendisini küçültmek istemez.

Fakat sessizlik, yapılan haksızlığı helal kılmaz.

Bir insanın hakkını vermeden onun emeğinden kazanç sağlamak, üstüne bir de bunu başarı hikâyesi gibi anlatmak; insanın kendi kendisine kurabileceği en büyük kandırmacalardan biridir.

Çünkü başkalarını kandırabilirsiniz.

Ama vicdanınızı kandıramazsınız.

Alın teriyle kazanılan başka, alın terini sömürerek kazanılan başka…

Helal kazanç yalnızca cebinize giren paranın miktarıyla ölçülmez.

O paranın nasıl kazanıldığı önemlidir.

Bir lokmanın tadını belirleyen yalnızca içindeki malzeme değildir; o lokmanın arkasındaki hak ve adalet de önemlidir.

Bir insanın emeğini sömürerek elde edilen kazanç, ne kadar büyük olursa olsun, insanın içindeki boşluğu doldurmaz.

Çünkü başkasının hakkı üzerine kurulan zenginlik, dışarıdan servet; içeriden ise yük olabilir.

Ve bazı yüklerin ağırlığı parayla ölçülmez.

Bir insanın hakkı, bir insanın emeği ve bir insanın alın teri…

Bunların bedeli yalnızca para değildir.

Bazen bir özürdür.

Bazen hakkın teslim edilmesidir.

Bazen gecikmiş bir teşekkürdür.

Bazen de yıllar sonra bile insanın içine oturan o ağır cümledir:

“Ben ona haksızlık ettim.”

Asıl kaybeden kim?

Emeği sömürülen kişi mi?

Belki kısa vadede evet.

Belki maddi olarak kaybetmiştir.

Belki zamanı gitmiştir.

Belki hakkı yenmiştir.

Ama uzun vadede asıl kaybeden, başkasının hakkını yiyerek kazandığını zanneden kişidir.

Çünkü insanın karakteri, eline geçen fırsatlarla değil; o fırsatları kullanırken başkalarının hakkına ne kadar saygı gösterdiğiyle ölçülür.

Bir insan yükselirken yanında ezdiği insanların sayısını artırıyorsa, aslında yükselmiyor demektir.

Sadece daha yüksek bir yerden düşmeye hazırlanıyordur.

Unutmayın…

Bir başkasının emeği üzerine kurulmuş hiçbir başarı gerçekten büyük değildir.

Bir insanın gözyaşını görmezden gelerek kazanılan hiçbir para gerçek anlamda zenginlik değildir.

Bir çalışanın, bir meslektaşın, bir arkadaşın, bir yol arkadaşının hakkını vererek değil de onu kullanarak elde edilen hiçbir makam gerçek anlamda itibar değildir.

Çünkü itibar satın alınmaz; hak ederek kazanılır.

Ve insanın arkasından kaç kişi konuştuğundan çok, arkasında kaç kişinin “Hakkı vardı, hakkını verdi” diyebildiği önemlidir.

Bu yüzden emeği kullanan, hakkını vermeyen, sonra da kazancını başarı zanneden herkese bir cümleyle seslenmek gerekiyor:

İnsanların alın teri üzerinden kurulan hiçbir kazanç, vicdanda helal değildir.

Belki bugün cebiniz doludur.

Belki bugün makamınız vardır.

Belki bugün çevrenizde sizi alkışlayan insanlar vardır.

Ama yarın bütün o kalabalık dağıldığında, geriye yalnızca siz ve vicdanınız kalacaksınız.

İşte o gün insanın gerçek serveti ortaya çıkacak.

Ve unutmayın:

Başkasının hakkını yiyerek büyüyen hiçbir hayat, vicdan karşısında gerçekten büyük değildir.

Çünkü alın terinin hesabı vardır.

Emeğin hesabı vardır.

Hakkın hesabı vardır.

Ve bazı hesaplar mahkemelerde değil, insanın kendi vicdanında görülür.

O mahkemede ise ne para geçer ne makam ne de bahane…

Sadece hakikat konuşur.