“Terörsüz Türkiye” hedefiyle hazırlanan çerçeve yasa tartışılıyor.

Terörün sona ermesini kim istemez?

On yıllardır anaların ağlamadığı, gençlerin toprağa düşmediği, silahların sustuğu bir Türkiye’yi hepimiz isteriz.

Ancak terörü sona erdireceğiz derken hukuku askıya alamazsınız.

Barış getireceğiz derken adaletsizliği büyütemezsiniz.

Bir örgütün mensupları için özel hükümler hazırlarken, sözü veya siyasi kimliği nedeniyle cezaevinde tutulan insanları görmezden gelemezsiniz.

Bağımsız İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun, imza attığı çerçeve yasa teklifine ilişkin sözleri tam da bu çelişkiyi ortaya koyuyor.

Yeneroğlu, düzenlemenin yalnızca tek bir örgütle sınırlandırılmasının Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki kanun önünde eşitlik ve kanunların genelliği ilkeleri bakımından tartışmalı olduğunu söylüyor.

Haklıdır.

Eğer hukuk devletiyseniz, kanunu kişiye ve örgüte göre eğip bükemezsiniz.

PKK mensuplarına yönelik özel bir infaz veya tahliye düzenlemesi yaparken Osman Kavala’yı, Can Atalay’ı, Tayfun Kahraman’ı, Mine Özerden’i, Çiğdem Mater’i ve gezi suçlamasıyla bir çok insanı cezaevinde tutmaya devam edemezsiniz.

Serbest bırakılmaları için haklarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bulunmasına rağmen bu kararları yok sayamazsınız.

Bir tarafta silah taşımış bir örgütün mensupları için topluma dönüş yolları aranacak…

Diğer tarafta şiddet eylemiyle ilişkisi bulunmayan insanlar cezaevinde tutulacak…

Bunun adı hukuk olmaz.

Bunun adı seçici adalettir.

MECLİS MÜHÜR MAKAMI DEĞİLDİR

Çerçeve yasaya yönelik en önemli eleştirilerden biri şeffaflık eksikliğidir.

Yasa kimler tarafından hazırlandı?

Kimlerle görüşüldü?

İmralı’ya hangi sözler verildi?

Silah bırakmanın koşulları nelerdir?

Kimlerin tahliye edileceğine kim karar verecektir?

Örgütün kendisini feshettiği ve silahlarını tamamen bıraktığı nasıl doğrulanacaktır?

Bu soruların açık yanıtları yoktur.

Meclis, kapalı kapılar ardında hazırlanmış bir mutabakata mühür basacak noter değildir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi sürecin başından itibaren bilgilendirilmeli, milletvekilleri yasa teklifini özgürce tartışmalı ve toplum her aşamadan haberdar edilmelidir.

Eğer gerçekten toplumsal barış amaçlanıyorsa gizlilikten değil, açıklıktan güç alınmalıdır.

Çünkü gizli pazarlıkların barış getirmediğini bu ülke geçmişte gördü.

ADI AF DEĞİLSE SONUCU NEDİR?

Yetkililer ısrarla “Genel af yok” diyor.

Peki örgüt mensuplarının cezaları kaldırılacak mı?

Ceza süreleri indirilecek mi?

Denetimli serbestlik uygulanacak mı?

Cezaevlerinde bulunan binlerce kişi tahliye edilecek mi?

Bir düzenlemenin adına değil, doğurduğu sonuca bakılır.

Binlerce kişinin cezaevinden çıkmasını sağlayan bir düzenlemeye “af değil” demek gerçeği değiştirmez.

Ayrıca silahlı eyleme katılanlarla katılmayanların nasıl ayrılacağı da belirsizdir.

Örgütte yöneticilik yapanlar ne olacaktır?

Emir verenlerle emri uygulayanlar aynı mı değerlendirilecektir?

Kimin yasadan yararlanacağına mahkemeler mi, yoksa siyasi ve bürokratik komisyonlar mı karar verecektir?

Hukukun yerini idari pazarlıklar alırsa bunun adı barış yasası değil, keyfîlik yasası olur.

ŞEHİT AİLELERİ NEREDE?

Sürecin bir başka eksik tarafı da şehit aileleri, gaziler ve terör mağdurlarıdır.

Örgüt mensuplarının geleceği konuşulurken çocuklarını toprağa veren anaların, babaların ve eşlerin görüşleri yeterince alınıyor mu?

Toplumsal barış yalnızca silah bırakanları kapsamaz.

O silahların hedefi olmuş insanları da kapsar.

Mağdurların adalet duygusu yok sayılarak kalıcı barış kurulamaz.

İntikam istemek başka şeydir, adalet istemek başka…

Şehit ailelerinin acılarını seçim meydanlarında kullananlar, bugün aynı aileleri sürecin dışında bırakamaz.

DEMOKRASİ PAZARLIK
KONUSU OLAMAZ

Kayyım uygulamasının sona erdirilmesi, ifade özgürlüğünün genişletilmesi, adil yargılanma hakkının güvenceye alınması ve AİHM ile Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması bir örgütün silah bırakmasının karşılığı olamaz.

Bunlar bütün yurttaşların zaten sahip olması gereken anayasal haklardır.

Demokrasi, İmralı ile yürütülen pazarlığın hediyesi değildir.

Hukuk devleti, iktidarın istediği zaman açıp istediği zaman kapatacağı bir musluk değildir.

Osman Kavala için de hukuk…

Can Atalay için de hukuk…

Gezi tutukluları için de hukuk…

Haksız ve delilsiz FETÖ yargılamaları nedeniyle cezaevinde bulunanlar ile askerî okul öğrencileri için de hukuk…

Şehit aileleri ve gaziler için de hukuk…

Kürt yurttaşlarımız için de hukuk…

Herkes için hukuk!

Bir kesime özgürlük yolu açıp diğerlerini siyasi saiklerle cezaevinde tutarsanız toplumsal barışı değil, yeni adaletsizlikleri inşa edersiniz.

ÖNCE HUKUK DEVLETİ

Terörün bitmesi elbette tarihî önemdedir.

Ancak tarihî işler, aceleyle hazırlanmış birkaç maddelik yasalarla ve kapalı kapılar ardındaki görüşmelerle yürütülemez.

Silahların bırakıldığı bağımsız biçimde doğrulanmalı, düzenlemenin kapsamı açıkça ortaya konulmalı, mağdurlar dinlenmeli ve bütün kararlar yargı denetimine tabi tutulmalıdır.

En önemlisi de Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları derhâl uygulanmalıdır.

İktidarın beğendiği kararların uygulandığı, beğenmediği kararların çöpe atıldığı bir düzende barış kurulamaz.

Çünkü barışın temeli hukuktur.

Hukukun olmadığı yerde güven olmaz.

Güvenin olmadığı yerde toplumsal uzlaşma kurulamaz.

Terörü bitirmek istiyorsanız önce çifte standardı bitirin.

Toplumsal huzur istiyorsanız önce siyasi tutsaklığı sona erdirin.

Barış istiyorsanız önce adaleti sağlayın.

Unutmayın:

Hukuku yalnızca bir örgüt için işletirseniz bunun adı çözüm olmaz.

Gerçek çözüm, hukukun herkes için ve istisnasız işlemesidir.