Bir emeklinin aylık günlüğü…
1. Gün
Maaşım yattı: 23 bin 500 lira.
Sabah kendimi epey zengin hissettim. Öğleye doğru kirayı ödedim, normale döndüm. Akşam apartman aidatını yatırınca yeniden emekli oldum.
2. Gün
Elektrik, su, doğalgaz ve telefon faturalarını ödedim.
Devlete ve şirketlere karşı bütün sorumluluklarımı yerine getirdim. Şimdi sıra mideme karşı sorumluluğumda ama bütçe kabul etmiyor.
3. Gün
Markete girdim.
Peynire baktım, peynir bana baktı. Aramızda duygusal bir yakınlaşma oldu ama kavuşamadık.
Yarım kilo kıyma almak istedim. Kasap, “Ne kadar vereyim?” diye sordu.
“Fiyatını söyle, ne kadar korkacağıma karar vereyim” dedim.
4. Gün
Doktorun yazdığı ilaçları almaya gittim.
Eczacı fark ücretini söyledi.
“İlaçlar beni iyileştirecek mi?” diye sordum.
“İnşallah” dedi.
“Bu fiyatı duyduktan sonra inşallah yetmez, maşallah da lazım” dedim.
5. Gün
Torunum geldi.
“Dede, bana çikolata alır mısın?” dedi.
Aldım.
Bir çikolata torunuma, tansiyon ilacı bana…
İkimizin de yüzü güldü.
6. Gün
Kahvaltıda zeytinleri saydım.
Eskiden doktor “Günde beş zeytin yiyin” derdi. Şimdi ekonomi, doktorun tavsiyesini zorunlu programa çevirdi.
Günde beş zeytin.
Doymak için ekmek…
7. Gün
Maaşın üzerinden bir hafta geçti.
Cüzdanda büyük bir sessizlik hakim.
Para konuşmuyor çünkü kendisi artık aramızda değil.
8. Gün
Pazara gittim.
Domatesi elime aldım, fiyatını görünce yerine bıraktım. Pazarcı, “Abi, ezme!” dedi.
“Ben ezmiyorum kardeşim, fiyatı zaten beni ezdi” dedim.
9. Gün
Et yemeye karar verdim.
Televizyonda belgesel açtım. Aslanların ceylan avlamasını izledim.
Et ihtiyacımı görsel olarak karşıladım.
Ete doydum…
10. Gün
Arkadaşlar kahveye çağırdı.
Gitmedim.
“Sağlığım için kahveyi bıraktım” dedim.
Aslında kahve beni bıraktı.
Ya oyun bende kalırsa diye gitmiyorum kahveye.
Zaten yancıya da iyi gözle bakmıyorlar.
11. Gün
Buzdolabını açtım.
İçeride ışık var, yiyecek yok.
En azından elektrik faturasının neden geldiğini gördüm.
12. Gün
Ev sahibi mesaj attı:
“Kiraya ne kadar zam yapacağımızı konuşalım.”
Mesajı okuyunca nabzım yükseldi. Hastaneye gitmedim; katkı payı çıkabilir.
Bir tansiyon ilacı daha attım ağzıma.
13. Gün
Televizyonda bir yetkili, “Emeklimizi enflasyona ezdirmedik” dedi.
Koltuktan kalkıp aynaya baktım.
Ezilmişim ama demek ki sebebi enflasyon değilmiş.
14. Gün
Öğle yemeğinde çorba içtim.
İçine bolca ekmek doğradım.
Azalınca sıcak su ekledim…
Çorba çoğaldı, ben mutlu oldum. Ekonomi yönetimine danışmanlık verecek seviyeye geldim.
15. Gün
Ayın yarısı bitti.
Maaşın tamamı da…
Ay ile maaş arasında ciddi bir uyumsuzluk var. Ay 30 gün sürüyor, maaş en fazla 10 gün.
16. Gün
Bankadan mesaj geldi:
“Size özel ihtiyaç kredisi!”
Benim bütün ihtiyaçlarım zaten bana özel. Fakat ödemesi bankaya özel.
17. Gün
Komşu balık almış. Kokusu bizim eve kadar geldi.
Akşam yemeğinde ekmeği kokusuna banarak yedim.
Omega 3’ü uzaktan aldım.
18. Gün
Evladım uğradı.
Elinde iki poşet vardı: Peynir, zeytin, yumurta, makarna, biraz et ve meyve bırakmış.
“Baba, bunları fazla almışız, sizde kalsın” dedi.
Fazla almadıklarını ikimiz de biliyoruz.
O, yardım ettiğini belli etmemeye çalıştı; ben de muhtaç olduğumu…
Poşetleri mutfağa yerleştirirken buzdolabı ilk kez doldu, benim boğazım düğümlendi.
Eskiden çocuklarımızın filesini biz doldururduk.
Şimdi çocuklarımız bizim tenceremizi kaynatıyor.
Televizyondaki yetkili ise hala, “Emeklimizin yanındayız” diyor.
Doğru söylüyor…
Yanımda evladım var.
Onlar karşımdalar.
19. Gün
Dolmuş ücreti vermemek için hastaneye yürüdüm.
Doktor, “Bu yaşta bol bol yürüyün” dedi.
Sağlık sistemiyle ekonomi programı uyum içinde çalışıyor.
20. Gün
Çay bitti.
Kullanılmış poşet çayı ikinci kez demledim. Çayın rengi çıkmadı ama hatırası vardı.
21. Gün
Torunum, “Dede, eskiden bir maaşla ev alınır mıydı?” diye sordu.
“Alınırdı evladım” dedim.
“Şimdi ne alınıyor?” dedi.
“Emlak ilanına bakmak için gazete.”
22. Gün
Kasabın önünden geçtim.
Vitrindeki ete uzun uzun baktım.
Kasap, “Buyur abi” dedi.
“Yok evladım, sadece eski bir dostu gördüm” dedim.
23. Gün
Sabah erkenden sokağa çıktım.
Elimde büyükçe bir poşet, gözüm çöp kutularında…
Plastik şişe, teneke kutu, karton ne bulduysam topladım.
Mahalleden biri beni görünce başını çevirdi. Tanımamış gibi yaptı.
Ben de onu görmemiş gibi yaptım.
İnsan, yoksulluğunu en çok tanıdıklarından saklıyor.
Topladıklarımı hurdacıya götürdüm. Tarttı, hesabını yaptı, elime birkaç lira verdi.
Bir ekmek, biraz yoğurt aldım. Kalan parayı da yarına sakladım.
Eskiden bu ülkeye yıllarca çalışarak katkıda bulunurdum.
Şimdi çöpe katkıda bulunuyorum.
Televizyonda “Emeklilerimiz aktif yaşlanıyor” dediler.
Doğru…
Sabahın köründe kilometrelerce yürüyor, eğilip kalkıyor, ağırlık taşıyorum.
Devlet spor salonuna para vermekten de kurtardı.
Hem geri dönüşüme katkı sağlıyorum hem ekonomiye…
Bir tek kendi hayatımı geri dönüştüremiyorum.
24. Gün
Doğalgazı açmadım.
Üzerime iki kazak, bir mont giydim.
Evde kutup araştırmacısı gibi dolaşıyorum. Bilime katkım büyük.
25. Gün
Markette yumurtanın fiyatını gördüm.
Tavukların altın yumurtladığını çocuk masalı sanırdım. Meğer ekonomi haberiymiş.
26. Gün
Bir yakınım düğün davetiyesi gönderdi.
Çok sevindim.
Hem gençlerin mutluluğuna ortak olacağım hem de akşam sıcak yemek yiyeceğim.
Takıyı düşününce sevincim kısa sürdü.
27. Gün
Cebimde 250 lira kaldı.
Parayı dörde böldüm: Ekmek, ulaşım, ilaç ve acil durum.
Yemek listede yok. Demek ki yemek artık acil durum kapsamına giriyor.
28. Gün
Televizyonda “Türkiye büyüyor” dediler.
Doğrudur.
Borç büyüyor, kira büyüyor, faturalar büyüyor, market fişi büyüyor…
Bir tek emeklinin lokması küçülüyor.
Bugün evden çıkmadım.
Dışarı çıkmak para, evde kalmak doğalgaz…
Yaşamak zaten başlı başına masraf.
29. Gün
Cüzdanımı açtım.
İçinden yalnızca market fişleri çıktı.
Bir zamanlar param olduğuna dair tarihi belgeler gibi saklıyorum.
Maaşa iki gün kaldı.
Evde mercimek, makarna ve umut var.
Mercimekle makarnayı pişirdim. Umudu gelecek aya sakladım.
30. Gün
Son ekmeği de bitirdim.
Yarın maaş yatacak.
Sabah birkaç saatliğine yeniden zengin olacağım. Sonra kira, faturalar, ilaçlar ve mutfak sıraya girecek.
Ben 23 bin 500 lira aylık alan bir emekliyim.
Her ay maaş almıyorum.
Her ay elime verilen parayla yoksulluğumu otuz güne bölmeye çalışıyorum.
Bana “Şükret” diyorlar.
Şükrediyorum…
Çünkü henüz nefes almak için fatura gelmedi.
Ama bu ekonomi onu da fark ederse şaşırmam.