Kültür, Kitap ve Vefa Yolculuğu Notları...
Solumdaki kişi, kitap-kırtasiye işi yapan beyefendiler beyefendisi Mustafa Durmaz'ın beyefendi oğlu. Sağımdaki ise devletin bir tek kuruşunu bile zayi etmeyen, dolmuşa/otobüse binerek yolculuk yapan, devlet dairelerinde israfa izin vermeyen, kapısı herkese açık, beyefendiler beyefendisi bir karikatürist valinin beyefendi kardeşi. Her ikisi de gerek konuşmalarıyla gerek duruşlarıyla gerekse de davranışlarıyla bende iz bırakan iki centilmen.

Mustafa Durmaz'ın oğlunu Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü öğrenciliği yıllarında tanıdım. Babasının kitap kırtasiye dükkânına uğradığım günlerde... İlişkimiz yanılmıyorsam Bergama Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü olarak görev yaptığı yıllarda gelişti. Gencecik, yakışıklı bir bürokrattı!
Sefa Taşkın'ın başkan olarak farkını gösterdiği yıllardı o yıllar. Kimden ne kadar fazla bal alacağını bilen bir çiftçi olarak görüyorum onu. Çok iddialı olacak ama Kuzey Ege'nin bence en entelektüel başkanıydı o!

Bergamalı onu Osman Bayatlı, Aristonikos, Bergamalı Kadri, Haluk Elbe gibi sokağında, meydanında, tarihinde yaşatmalı bence. Çiftçi, inşaat mühendisi, yazar, mitolog, sanat tarihçisi olarak belleğimde yer aldı benim.

Refik Arslan Öztürk'ü de Manisa Valisi’yken tanıdım. Manisa'da birbiri ardı sıra kütüphane açtığımız yıllarda... Kemal Nehrozoğlu'nun bir çift sözü sonrasında gidip görüşmüş ve tanışmıştık. Unutmam mümkün değil, bana hep "Üstadım" diye sesleniyordu.
Gördes Kaymakamı’nın çıkardığı zorluğu kendisine anlatmış ve çözüm için hemen el uzatmıştı bana. Üçpınar'daki Yazönü Şenliğimize de katılmış ve hepimize güç vermişti.
Dostluğumuz zamanla ilerledi ve bize hep destek oldu. Zamansız ölümü beni çok sarstı dersem bu asla mübalağa olmaz.
O beyefendi / entelektüel / tasarrufçu / halkçı, bir sinema yıldızı kadar yakışıklı valimizin kardeşi Saygı Öztürk de doğruluğuyla / çalışkanlığıyla / kalem erbablığıyla abisinden farklı değil.

İyilik bulaşıcıdır düşüncesi güzel hâllerin ve huyların da bir insandan diğerine yayıldığını anlatıyor gerçekten.
Durmaz ailesi de Öztürk ailesi de iyi yurttaşlarımızın kümelendiği bir aile. Babaların, annelerin, abilerin kendilerinden sonra gelenleri etkileyişine iyi birer örnek.
Özcan Durmaz Bergama doğumlu. Üniversite eğitiminin ardından bir süre TRT'de çalıştı. Belediyedeki görevi ise TRT günlerinden sonra... 1990-1996 yılları... Ardından belediyeden ayrılarak madencilik üzerine faaliyet gösteren aile şirketinde çalışmaya başladı.
2010-2012 yılları arasında CHP Aliağa yönetiminde ilçe sekreteriydi. 2013-2015-2017 yıllarında da ilçe başkanı olarak görev yaptı. 2019'daki yerel seçimlerde CHP Aliağa belediye başkan adayı oldu. CHP İzmir İl Başkanlığında da bir dönem il yönetim kurulu üyeliğinde bulundu, il başkan yardımcısıydı.
Bizim onunla ilk projemiz 2012'de hayata geçti. Aliağa'nın Hacıömerli köyünde açtığımız kütüphanede ve anı evinde onun da imzası bulunuyor. Rafları ve dolapları yaptırmıştı çünkü.

Arada bir basın-yayın konusunda el verdiği de oldu. "Özcancığım, 100 kitap/dergi basılacak," dediğimde hemen "Anladım abi!” diyerek harekete geçen bir güzel insandır Özcan Durmaz.
Bergama, Aliağa ve Manisa'daki ocaklarından çıkardığı hammaddeleri kendi tesislerinde işleyerek ülke ekonomisine de katkıda bulunan Özcan, bugün bünyesindeki 200'e yakın çalışanıyla sektörün güçlü isimlerinden ALDUR Madencilik’i yönetiyor. Ürettiklerini yurt içi ve yurt dışına satıyor. Ayrıca Aliağa'daki bir kafe restoranın da işletmeciliğini yapıyor.
Bu kadarıyla yetiniyor mu? Hayır! Bir yandan da Aliağa Çağdaş Yaşam Gönüllüleri Derneğinin başkanlığını yapıyor. Atık kâğıtları toplayıp ekonomiye kazandırarak yarattığı kaynak ve bağışlarla desteğe ihtiyacı olan başarılı yüksek öğrenim öğrencisi Aliağalı kızlara burs veriyor.
Özcan her şeyden önce bir centilmen. Kullandığı sözcükleri özenle seçerek konuşan biri. Çok iyi bir eş ve mükemmel bir baba. Düşlerim / projelerim için kapısını çaldığım iki üç arkadaştan biri.
Birkaç gün önce bu katkılardan birini daha yaşattı bize. "Saygı Öztürk'ü Dikili'den alıp Bergama köylerinde açtığımız dört kütüphanemizi ve bir anı evini Belediye Başkanı Tanju Çelik'in eşliğinde kapsayan kültür turu için yardımını rica..." dediğimde ağzından çıkan tek sözcük "Tamam abi!" oldu.

***
Saygı Öztürk'ü Dikili'den aldığımızda saat tam 11'di. "Gazete yazımı 11'de bitirmiş olurum. O saatte gelirseniz sevinirim," demişti benim ‘can kardeşim’. Ona hep böyle sesleniyorum ben.
İlk durağımız 10 Ekim 2004'te açtığımız Aşağıkırıklar Köyü’ndeki kütüphanemizdi. Boya ve badanasını yeni yaptıklarından her yer pırıl pırıldı. Aynı bina içinde bulunan muhtarlık da gelinlik kız benzeri bir şıklıktaydı. Damadm Barış da biraz önce gelmişti, bizlere hoş geldin demek için.
Buradaki kütüphanemiz ilçe merkezlerinde bulunan kütüphanelerden farksızdı. Hem düzen hem de kitap sayısı bakımından. Dünya klasiklerinin çoğu vardı örneğin. Uğur Mumcu'nun basılmış tüm kitapları da... Türk klasikleri, araştırma/inceleme kitaplarıyla kitap zengini bir kütüphaneydi. Aklınıza gelmeyecek alanlarda ve türde ansiklopediler de cabası.
Çok görkemli bir açılış yapmıştık orada yıllar önce. Anısı güzel Bülent Habora, şair Bilsen Başaran, İzmir Devlet Tiyatrosundan Gürol Tonbul gibi daha adlarını sayamadığım çok sayıda konuklarımız vardı o gün. Kütüphane ziyareti sonrasında bir kahvede köylülerle oturup muhabbet etmeyi de ihmal etmemiştik.
Aynı zamanda yıllar önce Türkiye'nin en temiz ikinci köyü seçilmişti Aşağıkırıklar. Göçmen nüfusun yaşadığı ve pamuk üretimiyle dikkatleri çeken bir köy olarak belleklere yerleşmişti.
Başkan Tanju Çelik'e uğramadan önce Fuat Yaramış'a son kitabım 'Raflar ve Rotalar'ı vermeyi zorunluluk bildim. Çünkü kitabın 64. sayfasında ondan söz etmiştim.
Biz çaylarımızı yudumlayıp çerezlerimizi yerken Tanju Çelik anlatıyor, gazetecilerin kralı Saygı kardeşim de elinde kalem, notlar alıyordu.
***
Burada bir ara verip başka bir noktaya dikkat çekmiş olayım: Sarıdere Köyü’nden yetişmiş olan Belediye Başkanı Tanju Çelik azmi ve özellikle de babasının çabalarıyla başarılı bir eğitim yaşamı sonrasında çocuk hastalıkları uzmanı olmuş, bir dönem de Behçet Uz Çocuk Hastanesinde başhekimlik yapmıştı. Hırsı, azmi ve çalışkanlığıyla yükselmiş, sonunda profesör olmuştu. Şimdiye kadar kaç köyden kaç kişi böylesi bir başarı öyküsüne imza atmıştır, oturup düşünmeli!
O bir yana, biri erkek diğeri kız olan iki çocuğunun da tıp fakültesi 4. ve 6. sınıf öğrencisi olması doğrusu bana hep gurur vermiştir. Hemen söylemeliyim; bu başarı öyküsünde Tanju Çelik'in eşi öğretmen Evrim Çelik'in yadsınamaz bir rolü vardır. Bunu da söylemek gerek.
Köylü Başkan’ın her hafta sonu illaki bir-iki köyde yapılan hayır dualarına ve ritüellerine katılıyor olması da ona ayrı bir saygınlık kazandırıyor. Kısacası Başkan halkın / Bergamalının arasında geçiriyor hafta sonlarını. Önceki belediye başkanları Sefa Taşkın ile Mehmet Gönenç ile ilişkilerinin ona zenginlik kazandıracağını düşünenlerdenim.
Mehmet Ecevit Canbaz, İdris Yavuzyılmaz, şu anki Yeni Parti İlçe Başkanı İsmail Durmaz ile olan yakın dostluğu da Bergama adına üç yıldızlı bir güzellik!
Seçildiği günden bu yana neden Bergama'da Zülfü Livaneli, Alev Coşkun, Mustafa Balbay vb. tanınmış bilim/sanat ve edebiyat insanlarıyla bir program yapmadığı da dikkatimi çeken bir konu. Sosyal demokrat bir başkan olarak Bergamalıları bu isimlerle buluşturmalı bence. Belediye araçlarını yenileyen, şehir içi yolları düzenleyen, ilçenin görüntüsünü değiştirmeye çabalayan Başkan’ın dürüstlüğü, akçalı dedikodularla anılmıyor oluşu da gurur verici!
***
Demircidere, Kozak Yaylası’nın en çok ziyaret edilen Türkmen köylerinden. Geçtiğimiz günlerde bu çevrede çıkan yangın nedeniyle korkulu saatler/günler yaşamıştı. 12 Haziran 2004'te 4. kütüphanemizi burada açmıştık. Yekta Güngör Özden yapmıştı açılışı. Ta Ankara'dan getirmiştik onu.
12 Ağustos 2015'te de Rasime Şeyhoğlu Anı Evi'ni açmıştık. Bu açılışı da İzmir Valisi Mustafa Toprak yapmıştı. Ayrıca bir de özel etnografya müzesi vardı bu köyde. Çevrenin en çok turist ağırlayan köyüydü burası.Her üç mekân da pırıl pırıldı.
Anı evinde annemi görmüş gibi oldum. Kullandığı eşyalar, çocukluk ve gençlik fotoğrafları daha dün yerine konulmuş gibiydi. Ağustosun 12'sinde açmış, o akşam anneme doya doya açılışı anlatmıştım. 9 gün sonra da yitirmiştik onu.
Çınar ağacının gölgesinde, fırıl fırıl esen rüzgârın yüzümüzü yaladığı saatlerde köyde bulunan beş altı kişi ile dereden tepeden söz ettik. Tabii ki biraz da politika.
Teksaz adlı kafe lokantada muhtarımız Hızır Yıldırım ve İstanbullu konuklarıyla güzel anılar paylaştık. Çıtlatmış olayım, belki yakın zamanda Bulutçeşme Köyü’nde de bir kütüphane açacağız. Rafları da İstanbullu konuklardan olacak.
***
Hacıhamzalar muhtarı Erol bizi bekliyordu. 19 Ekim 2002'de açtığımız bu ilk kütüphanemizin bizdeki yeri başkadır. Vali yardımcısı, il milli eğitim müdürü, ilçe milli eğitim müdürü, kaymakam, şair ve yazarlar, eğitimci dostlarla açmıştık burayı. Annem türkü söylemiş, Pir Sultan Abdal'dan da deyişler okumuştu. Sonraki aylarda da şair, yazar ve milletvekili bir arkadaşla ziyaret etmiştik.
Kardeşim bu köyde öğretmenlik yapmıştı. Ben de görev yaptığım Sarıdere'den her cuma akşamı buraya gelirdim. Bu köyün çocuklarının karnelerini ve diplomalarını hep ben yazdım. 3600 kitapla yapmıştık açılışı.
Bir zaman sonra da bir dönüm arsa almıştım buradan. Muhtarın oğlu Niyazi'den... Arsayı da gidip gördük. Burada kurmayı düşündüğüm Rasime Şeyhoğlu Kültür Evi'nden söz ettim dostlarıma. “I have a dream,” diyerek.
Çok göç veren bu köyün muhtarı da eşi de kardeşimin ve yengemin öğrencileriydi. Muhtarlıkta fıstık çamı ve badem eşliğinde çaylarımızı içerken Saygı Öztürk de köy ve çevreyle ilgili bilgiler edinmeye çalışıyordu.
***
Karaveliler'e ulaştığımızda vakit akşam üzeriydi. Artık eskisi gibi ürün vermeyen fıstık çamları, dün bu bölgenin bir numaralı zenginlik kaynağıyken bugün en çok konuşulan şikâyet konularından.
2003'ün 20 Aralık'ında iki vali yardımcısıyla açtığımız kütüphanede 10'a yakın ilk ve ortaokul öğrencisiyle Türkçe dersi işler gibi olduk.
Dikkatimi çekmişti. Kız çocukları çok güzeldi, çok hanım hanımdılar ama hiç konuşmuyorlardı. Orhan Kemal, Fakir Baykurt, Sabahattin Ali, Bekir Yıldız'dan söz ettim onlara. Ama bir türlü konuşturamadım hiç birini.
Köyün bende iz bırakan kişisi olan Turgut Ünlü de aramızdaydı. Kütüphaneden en çok yararlanan biriydi belki de... Kızını okutmuş, mütercim tercüman yapmıştı.
Önceki muhtarlardan Revaddin Yıldız da üniversite mezunu bir kardeşimiz. Onun kızı da şu an yargıç. Karavelilerli okumayı seviyor kısaca.
Köylülerin Saygı Öztürk'ü görünce hemen tanıyıvermeleri bana Sözcü'nün çok satıldığını bir kez daha kanıtlamış oldu. Benim ilk tercihim Cumhuriyet olduğundan doğrusu kıskandım bir kez daha Saygı kardeşimi.
4 Köy, 4 Kütüphane, 1 Başkan Ziyareti
Ovasında, dağlarında binlerce kitaplı köy kütüphaneleriyle Bergama, kültür elçilerince mercek altına alınıp incelenmeli. Köy kütüphaneleri daha da çoğaltılmalı. Saygı Öztürk gibi gazetecileri, Özcan Durmaz gibi iş ve siyaset insanlarını örnek alıp yollara düzülmeli bu ülkenin kültür ve sanata ilgi duyan insanları.
O gün Bertolt Brecht'in ölümünün 70. yılıydı. "Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya da hiçbirimiz!" diyen o büyük şairi de arada bir anımsattık köylü kardeşlerimize.
Belli mi olur, merak edip Google'dan kim olduğuna bakar, öğrenmiş olurlar belki. Fena mı?
Bu ülkenin aydınlık düşünce sahibi güzel insanları!
Televizyon ekranlarında kimi şaklabanlar "Zamları yapan Allah CC, doları yükselten Allah CC, altını yükselten Allah CC, göğü yükselten Allah CC" derken, "Kâfirler çalışsın, bilimle uğraşsın, telefon-araba ve daha nicelerini yapsın. Biz de kullanalım. Müslümanın bunlara vakti yok!" deyip zehir saçarken bir öğretmen, bir gazeteci, yazar ya da siyasetçiyi alıp köylere çıkın, onlarla söyleşi yapın.
Dedikodudan, şikâyetten iyidir en azından!
Biz O Gün 4 Köyde İz Bıraktık!
Kim bilir, belki siz de yanımızda yer almak isterdiniz o gün?
İyiliği bulaşıcı yapmak isterdiniz.
Hatta umudu da…