Siyasette son dönemde sıkça tartışılan konulardan biri de seçilmişlerin parti değiştirmesi… Peki parti değiştirmek gerçekten sebep mi, yoksa ortaya çıkan siyasi ve yönetimsel tablonun bir sonucu mu?
Bir siyasetçi Cumhuriyet Halk Partisi'nden başka bir partiye geçtiğinde ayakta alkışlanıyor, “doğru karar verdi” deniliyor. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi'nden AK Parti'ye geçen bir belediye başkanı veya siyasetçi olduğunda neden aynı anlayış gösterilmiyor? Burada ölçümüz ne olmalı?
Asıl tartışmamız gereken parti isimleri değil, seçilmişlerin millete karşı sorumluluğudur.
Bir belediye başkanı seçildiğinde artık yalnızca partisinin belediye başkanı değildir. O şehrin, o ilçenin, kendisine oy veren veya vermeyen bütün vatandaşlarının belediye başkanıdır.
Seçim döneminde vatandaşın karşısına projelerle, vaatlerle çıkan başkanın görevi; seçildikten sonra bu sözlerini yerine getirebilmek için gerekli yolları aramaktır.
Bazen merkezi yönetimle belediye arasında siyasi farklılıklar yaşanabilir. Kaynak, yetki veya bürokratik süreçler konusunda sorunlar çıkabilir. Belediye başkanı bütün bunların karşısında “topal ördek” görüntüsü vermek yerine, hizmet üretmenin yollarını aramalıdır.
Siyaset biraz da öngörü, akıl ve çözüm üretme sanatıdır.
Bir belediye başkanı, şehrinin ihtiyaçlarını karşılamak için siyasi ilişkilerini, öngörüsünü ve elindeki imkânları doğru kullanmak zorundadır. Sadece siyasi kimliği üzerinden hareket ederek hizmet üretme konusunda kendisini dar bir alana hapsetmemelidir.
Eğer mevcut seçim ve siyasi sistem, seçilmiş bir kişinin görev süresi içerisinde parti değiştirmesine veya siyasi tercihini yeniden belirlemesine hukuken imkân tanıyorsa, bu hakkın kullanılması üzerinden yapılan tartışmanın da demokratik zeminde yürütülmesi gerekir.
Elbette vatandaşın buna tepki gösterme, eleştirme ve bir sonraki seçimde sandıkta değerlendirme hakkı vardır.
Ancak burada çifte standardı da sorgulamak gerekir:
Bir partiden ayrılınca “cesur ve doğru karar”, başka bir partiye geçince “ihanet” demek hangi ölçüye dayanıyor?
Siyasetin merkezine parti taassubunu değil, millete hizmet anlayışını koymak gerekiyor.
Çünkü seçmen belediye başkanını sadece bir siyasi partinin rozetiyle seçmiyor. Aynı zamanda ondan yol, ulaşım, altyapı, temizlik, sosyal hizmet, yatırım ve yaşanabilir bir şehir bekliyor.
Son söz yine sandığındır.
Seçilmiş kişi hangi partiye giderse gitsin, yaptığı hizmetler de yapamadıkları da vatandaş tarafından değerlendirilecektir.
Parti değişikliği bir sonuçsa, bunun nedenlerini de konuşmak gerekir.
Siyasette asıl mesele koltuk değil; millete verilen sözün nasıl yerine getirileceğidir.