Tunç Soyer’e Bu Reva mı? Tunç Soyer’i ilk kez Seferihisar Belediye Başkanı olduğu dönemde tanıdım. Aradan yıllar geçti. Makamlar değişti, insanlar değişti, siyasi dengeler değişti. Ama benim tanıdığım Tunç Soyer değişmedi. Ben kimin ne söylediğine bakmam. İcraatına bakarım.
Çünkü insanları sloganlarıyla değil, geride bıraktıklarıyla değerlendirmek gerektiğine inanırım.
Tunç Soyer benim tanıdığım kadarıyla tam bir İzmir sevdalısıdır.
Atatürkçüdür.
Cumhuriyetçidir.
Çalışkandır.
Dürüsttür.
Ve belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz özelliklerden birine sahiptir:
Mütevazıdır.
Ama Tunç Soyer’i yalnızca siyasi kimliğiyle tarif etmek büyük haksızlık olur.
O, benim gözümde garibanın dostudur.
Çocukların dostudur.
Şiddet gören kadınların yanında duran bir anlayışın temsilcisidir.
Çiftçinin alın terini önemser.
Muhtarın sesini dinler.
Memurun emeğini görür.
İşçinin hakkını savunur.
Seferihisar’dan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına uzanan yolculuğunda ortaya koyduğu belediyecilik anlayışı üzerinden elbette eleştirilebilir.
Her belediye başkanı gibi onun da yaptığı her işi beğenmek zorunda değiliz.
Demokrasi zaten bunun için vardır.
Ama siyasi eleştiri başka şeydir, hukuk başka şey.
İşte bugün tam da burada durup düşünmek zorundayız.
Tunç Soyer aylardır cezaevinde.
Ve kamuoyuna yansıyan bilgilere göre 13 aydır iddianame hazırlanmadığı ifade ediliyor.
Şimdi sormayalım mı?
Bu nasıl bir hukuk düzenidir?
Bir insan hakkında suçlama varsa soruşturulur.
Deliller toplanır.
İddianame hazırlanır.
Mahkeme önüne çıkılır.
Yargılama yapılır.
Suçluysa hukuk gereğini yapar.
Masumsa özgürlüğüne kavuşur.
Bu kadar basit.
Ama aylarca cezaevinde tutup sonra da toplumun önüne somut bir iddianame koyamıyorsanız, insanların soru sormasından daha doğal ne olabilir?
13 ay!
Dile kolay…
13 ay bir insanın hayatından.
13 ay ailesinden.
13 ay sevdiklerinden.
13 ay özgürlüğünden.
Ve daha da önemlisi, 13 ay boyunca belirsizlik…
Tutukluluk bir ceza değildir.
Bunu hukuk bilen herkes bilir.
O halde tutukluluğun kendisi fiilen cezaya dönüşüyorsa, burada hukuk devletinin ruhunu sorgulamak zorundayız.
Ben Tunç Soyer’in avukatı değilim.
Onun adına hüküm de vermiyorum.
Sadece şunu söylüyorum:
Bir insanın suçlu olup olmadığına mahkeme karar verir.
Ne sosyal medya karar verir.
Ne siyasi polemikler.
Ne televizyon ekranları.
Ne de kalabalıkların öfkesi.
Kararı hukuk verir.
İşte bu nedenle mesele yalnızca Tunç Soyer değildir.
Bugün Tunç Soyer için “hukuk işletilsin” diyen insan, yarın kendisiyle aynı siyasi düşüncede olmayan bir insan için de aynı cümleyi kurabilmelidir.
Çünkü hukuk, sadece bizim tarafımızdakini korursa hukuk değildir.
Hukuk, karşı olduğumuz insanın hakkını da koruyabildiğinde hukuktur.
Bugün Tunç Soyer’i hedef alanların da bunu düşünmesini isterim.
Yarın aynı yöntem sizin kapınızı çalarsa ne diyeceksiniz?
“Bana dokunmasın” mı diyeceksiniz?
Hayır.
O gün de hukuk isteyeceksiniz.
İşte hukuk tam olarak budur.
Ben Tunç Soyer’i Seferihisar’dan beri tanıyorum.
İzmir’e olan sevgisini biliyorum.
İnsanlarla kurduğu ilişkiyi gördüm.
Çocuklarla konuşurken nasıl çocuklaştığını, emekçinin derdini dinlerken nasıl dikkat kesildiğini gördüm.
Makamın insanı büyütmediğini, insanın makamı değerli hale getirdiğini düşünenlerdenim.
Bu nedenle bugün kişisel bir hesaplaşmanın değil, adaletin tarafında duruyorum.
Tunç Soyer suçluysa, elbette yargılansın.
Delil varsa ortaya konsun.
Mahkeme kararını versin.
Ama suçlu değilse, özgürlüğünden daha fazla mahrum bırakılmasın.
İddianame varsa ortaya koyun.
Delil varsa ortaya koyun.
Yargılayın.
Ama insanları aylarca belirsizlik içinde tutmayın.
Çünkü adalet geciktiğinde yalnızca bir insanın hayatı gecikmez.
Toplumun devlete olan güveni de gecikir.
Bugün İzmir’in sokaklarında birçok insan aynı soruyu soruyor:
“Tunç Soyer’in cezaevinde ne işi var?”
Ben de soruyorum.
Hem de yüksek sesle:
Böyle bir adamın cezaevinde ne işi var be kardeşim?
Eğer suç varsa, mahkeme önüne çıkarın.
Eğer delil varsa, açıklayın.
Eğer suçluysa, cezasını çeksin.
Ama hukuk adına yapılan her işlemin de hukuk çerçevesinde olması gerektiğini unutmayın.
Çünkü bu ülkenin kurucu iradesi bize Cumhuriyet’i emanet etti.
Cumhuriyet’in temeli ise yalnızca sandık değildir.
Cumhuriyet; hukuk, adalet, özgürlük ve eşitliktir.
Ben Tunç Soyer’i tanıdığım günden beri onun İzmir’e olan sevgisine şahit oldum.
Bugün de onun için tek bir şey istiyorum:
Ne ayrıcalık, ne imtiyaz… Sadece adalet.
Ve unutmayalım:
Makamlar geçer.
Siyasetçiler değişir.
Seçimler gelir, seçimler gider.
Ama hukuk yara alırsa, o yaranın acısını hepimiz çekeriz.
Bugün Tunç Soyer için susarsak, yarın başkasının özgürlüğü için konuşacak ahlaki zemini de kaybederiz.
Ben susmayacağım.
Çünkü mesele Tunç Soyer’den daha büyük.
Mesele adalet.
Ve adaletin olmadığı yerde, hiçbirimizin güvende olduğunu söyleyemeyiz.