Bazı tarihler vardır; üzerinden kaç yıl geçerse geçsin eskimez. Çünkü onlar yalnızca geçmişi anlatmaz, geleceğe de yön verir. 9 Eylül, bu millet için tam da böyle bir tarihtir. 9 Eylül 1922, İzmir’in kurtuluşudur.

Ancak yalnızca İzmir’in değil; Anadolu’yu paylaşmak isteyen emperyalizmin hesaplarının, Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Türk milletinin bağımsızlık iradesi karşısında paramparça olduğu gündür.

O gün İzmir’e giren yalnızca Türk ordusu değildi.

O gün İzmir’e bağımsızlık girdi, özgürlük girdi, umut girdi.

Ve işgalin karanlığının üzerine ay yıldızlı bayrağımız çekildi.

Bugün, 9 Eylül 2026’da Ankara’dayız.
İzmir’in kurtuluşunun 104. yıl dönümünde ve sendikamız Tüm Yerel Sen’in kuruluşunun 13. yılında yolumuz Anıtkabir’e düştü.

Daha doğrusu, yolumuzun düşmesi gereken yere geldik.

Ata’mızın huzuruna…
Çünkü 9 Eylül’ü kutlayıp Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamadan geçmek mümkün değildir.

İzmir’in kurtuluşunu anlatırken emperyalizme karşı verilen bağımsızlık mücadelesini görmezden gelmek mümkün değildir.

Cumhuriyet’ten söz ederken onun hangi bedeller ödenerek kurulduğunu unutmak mümkün değildir.

Bugün Anıtkabir’de yürürken insan ister istemez kendisine şu soruyu soruyor;

Biz, bize bırakılan bu büyük emanete ne kadar sahip çıkabiliyoruz?

Çünkü Cumhuriyet yalnızca geçmiş kuşaklardan devraldığımız bir miras değildir.

Cumhuriyet, gelecek kuşaklara teslim etmek zorunda olduğumuz namus borcumuzdur.

Ve bizim mücadelemizin ikinci 9 Eylül’ü de tam burada başlıyor.

9 Eylül 2013…

Tüm Yerel Sen’in kuruluş tarihi.

13 yıl önce belediye ve yerel yönetim emekçilerinin haklarını savunmak için yola çıkarken kuruluş tarihimizin 9 Eylül olması elbette sıradan bir takvim tercihi değildi.

Çünkü biz sendikacılığı yalnızca maaş bordrosuna sıkıştırılmış bir mücadele olarak görmedik.

Biz;
“Emek, Vatan ve Cumhuriyet” dedik.
Bir çift mavi gözün ışığında yürümeyi tercih ettik.

Çünkü biliyoruz ki vatan yoksa üzerinde özgürce yaşayacağımız bir ülke, Cumhuriyet yoksa yurttaşlık hakkı, emek örgütsüzse sosyal adalet olmaz.

İşte Tüm Yerel Sen’in 13 yıllık mücadelesinin özü budur.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında belediyelerde çalışan binlerce kamu emekçisinin sesi olabiliyorsak bunun arkasında kolay kazanılmış bir başarı yoktur.

Bu yolun içerisinde mücadele vardır.
Bedel vardır.
Meydan vardır.
Toplu sözleşme masaları vardır.
Haksızlığa uğrayan kamu emekçilerinin yanında geçirilen günler vardır.

Kapısında beklediğimiz belediyeler, sesimizi yükselttiğimiz meydanlar, alın terinin hakkını almak için yürüdüğümüz yollar vardır.

Bazen kazandık.
Bazen istediğimizi alamadık.
Ama bir şeyi hiçbir zaman yapmadık:
Başımızı eğmedik.
Çünkü sendikacılık yalnızca iyi günlerde üyelerinin yanında fotoğraf vermek değildir.

Sendikacılık; baskı olduğunda konuşmak, haksızlık olduğunda karşı çıkmak, emekçinin hakkı gasp edildiğinde masaya yumruğunu değil ama iradesini koyabilmektir.

Sendikacılık, gerektiğinde iktidara da yerel yönetimlere de aynı cümleyi kurabilmektir;
Emekçinin hakkı siyasi hesapların konusu yapılamaz!

Bugün 13 yılın ardından dönüp baktığımızda Tüm Yerel Sen’in büyümesinin arkasındaki gerçek gücün tabelalar ya da makamlar olmadığını çok iyi biliyoruz.

O güç, belediyelerde gece gündüz çalışan kamu emekçileridir.
Zabıta emekçisidir.
İtfaiyecidir.
Memurdur.
Teknik personeldir.
Büro çalışanıdır.

Kentin yükünü omuzlayan ama çoğu zaman adı bile anılmayan binlerce emekçidir.

Bizim gerçek makamımız onların yanıdır.

Bugün Anıtkabir’de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi huzurunda bulunurken 13 yıllık mücadelemizin nereden beslendiğini bir kez daha hatırladık.

Bağımsızlık.
Cumhuriyet.
Emek.

Bunların hiçbirini birbirinden ayıramayız.

Çünkü tam bağımsız olmayan bir ülkede emeğin geleceği de güvende değildir.

Cumhuriyet’in temel değerlerinin aşındığı bir yerde kamu emekçisinin güvencesi de zayıflar.

Emeğin örgütsüz bırakıldığı bir ülkede ise sosyal devlet yalnızca kâğıt üzerinde kalan bir kavrama dönüşür.

Bu nedenle bizim mücadelemiz dün olduğu gibi bugün de açıktır.

Biz Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik ve üniter Cumhuriyet’in yanında durmaya devam edeceğiz.

Emeğin hakkını kim gasp ederse karşısında olacağız.

Kamu emekçisinin alın terini kim siyasi pazarlık konusu yaparsa itiraz edeceğiz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ve temel değerlerini kim tartışmaya açarsa susmayacağız.
Çünkü susmak bize yakışmaz.

104 yıl önce İzmir’de emperyalizmin karşısında hangi irade varsa, bugün bu ülkenin bağımsızlığına, Cumhuriyet’ine ve emeğine sahip çıkması gerekenlerin omuzlarında da aynı tarihsel sorumluluk vardır.

Bugün Ankara’dan İzmir’e selam olsun.

Hasan Tahsin’in ilk kurşunundan 9 Eylül sabahı Kadifekale’de dalgalanan ay yıldızlı bayrağa kadar bağımsızlık uğruna mücadele edenlere selam olsun.

Cumhuriyet’in yılmaz savunucularına selam olsun.

Alın teriyle kentlerimizi ayakta tutan belediye emekçilerine selam olsun.

Ve 13 yıldır Emek, Vatan ve Cumhuriyet diyerek mücadele eden Tüm Yerel Sen ailesine selam olsun.
Biz bugün Anıtkabir’den aynı kararlılıkla söz veriyoruz;
Bir çift mavi gözün ışığında çıktığımız bu yoldan dönmeyeceğiz.

Emeği savunacağız.
Vatanımıza sahip çıkacağız.
Cumhuriyet’i koruyacağız.
Çünkü bizim için 9 Eylül yalnızca İzmir’in kurtuluş tarihi değildir.

9 Eylül, bağımsızlığın emperyalizme karşı zaferidir.

9 Eylül, Tüm Yerel Sen’in mücadeleye attığı ilk adımdır.

Ve 9 Eylül;
İzmir’den Anıtkabir’e uzanan, hiç bitmeyecek bir Cumhuriyet yürüyüşüdür.

İzmir’in kurtuluşunun 104. yılı kutlu olsun.

Tüm Yerel Sen’imizin 13. kuruluş yıl dönümü kutlu olsun.

Başta Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlığımız ve Cumhuriyetimiz uğruna mücadele eden tüm kahramanlarımızın önünde saygıyla eğiliyorum.

Yaşasın emek!
Yaşasın tam bağımsız Türkiye!
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!