Her sabah yeni bir gündemle uyanıyoruz. Bir gün belediye başkanlarının tutuklanmaları konuşuluyor, ertesi gün gözaltılar... Ardından siyasi kulisler hareketleniyor; kim hangi partiye geçecek, anketlerde hangi parti kaç puan yükseldi, kim aday olacak... Günler geçiyor, başlıklar değişiyor, tartışmalar değişiyor.
Ama değişmeyen tek bir gerçek var:
Bu ülkenin emekçisinin sorunları hâlâ yerinde duruyor.
Seçim dönemlerinde kapısı çalınan, eli sıkılan, "Sizin oyunuz çok değerli" denilen milyonlarca emekçi, sandıklar kapandıktan sonra adeta unutuluyor. Oysa belediyeler sadece başkanlarla değil; itfaiyecisiyle, zabıtasıyla, teknik personeliyle, temizlik emekçisiyle, şoförüyle, memuruyla ve gece gündüz çalışan binlerce kamu emekçisiyle ayakta duruyor.
Bugün kamuoyunun gündeminde 28 belediye başkanının tutuklu olması, 2 belediye başkanının gözaltında bulunması var. Siyasi tartışmalar elbette demokrasinin bir parçasıdır.
Ancak ülkenin tek gündemi bunlardan ibaret değildir. Çünkü ekranlarda konuşulmayan, manşetlere taşınmayan çok daha büyük bir gündem vardır: Emek.
Son günlerde ülkemizin birçok noktasında çıkan orman yangınları bunun en somut örneğini ortaya koydu. Günlerce alevlerle mücadele eden itfaiye emekçileri, kendi hayatlarını hiçe sayarak görev yaptı. Sadece yangın söndürmediler; insanların umutlarını, ormanlarımızı ve geleceğimizi korumak için canlarını ortaya koydular.
Ancak yangınlar söndüğünde yine sessizlik başladı.
Kimse, bu insanların yıllardır beklediği hakları konuşmadı.
İtfaiyecilik hâlâ hak ettiği şekilde özel ve riskli bir meslek olarak tanımlanmış değil. Yıpranma payı talepleri yıllardır karşılık bulmuyor.
Görevin niteliğine uygun kapsamlı bir kılık ve kıyafet düzenlemesi bulunmuyor. Hayatlarını vatandaşlar için riske atan bu emekçilerin şehitlik ve gazilik statüsüne ilişkin beklentileri ise hâlâ karşılanmayı bekliyor.
Bir toplum, en zor anında yardımına koşan insanlara sadece alkış borçlu değildir; hak ettikleri çalışma koşullarını ve sosyal hakları da sağlamakla yükümlüdür.
Benzer tablo zabıta teşkilatında da yaşanıyor.
Şehrin düzenini sağlayan, vatandaşla günün her saatinde yüz yüze çalışan zabıta emekçileri; çoğu zaman hakaret görüyor, saldırıya uğruyor, fiziksel risk altında görev yapıyor.
Buna rağmen mesleklerinin gerektirdiği yasal düzenlemeler yıllardır tamamlanabilmiş değil.
Yıpranma payı talepleri karşılanmıyor.
Ek gösterge beklentileri devam ediyor.
Maktu mesai uygulamasındaki eşitsizlikler sürüyor.
Görevde yükselme sınavları birçok kurumda ya hiç açılmıyor ya da çalışanların beklentilerini karşılayacak şekilde planlanmıyor.

Oysa liyakat, sadece bir kavram değil; kamu hizmetinin kalitesini doğrudan etkileyen temel ilkedir.
Sorun yalnızca itfaiyecilerin ya da zabıtaların sorunu değildir.
Sorun, belediyelerde görev yapan yüz binlerce kamu emekçisinin ortak sorunudur.
Çünkü güçlü belediyeler, güçlü belediye emekçileriyle mümkündür.
Şehirleri sadece belediye başkanları yönetmez; o şehirleri sabahın ilk ışıklarından gecenin ilerleyen saatlerine kadar ayakta tutan görünmeyen kahramanlar vardır.
Bir yol zamanında açılıyorsa...
Bir yangın büyümeden söndürülüyorsa...
Bir afet anında ilk müdahale yapılabiliyorsa...
Bir park temiz kalıyorsa…
Bir çocuk güven içinde okuluna gidiyorsa...
Arkasında çoğu zaman adı bilinmeyen bir belediye emekçisinin alın teri vardır.
Siyaset elbette konuşulacaktır.
Anketler yapılacaktır.
Partiler yarışacaktır.
Demokrasinin gereği budur.
Ancak siyaset, emekçinin sesini bastırmamalıdır.
Türkiye'nin gerçek gündemi; geçim sıkıntısı yaşayan insanlar, ağır çalışma koşullarında görev yapan kamu emekçileri ve yıllardır çözüm bekleyen özlük hakları olmalıdır.
Çünkü seçimler beş yılda bir yapılır.
Ama emekçiler her gün çalışır.
Anketler birkaç haftada değişir.
Ama alın terinin değeri değişmez.
Siyasi gündemler gelir geçer.
Fakat yangına koşan itfaiyecinin cesareti, sokakta görev yapan zabıtanın fedakârlığı ve kamu emekçisinin özverisi bu ülkenin ayakta kalmasını sağlayan en büyük güçlerden biridir.
Artık biraz da emek konuşulsun.
Artık biraz da alın teri manşet olsun.
Çünkü emeğin görünmediği yerde adalet eksik kalır.
Unutulmamalıdır ki; bir ülkenin gerçek gücü, makam sahiplerinin değil, o ülkeyi her gün yeniden ayağa kaldıran emekçilerinin omuzlarındadır.