"Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir."
Anayasa Madde 3
Bazı anayasa maddeleri vardır ki sadece hukuk metninde yazılı cümleler değildir; bir milletin ortak hafızası, ortak iradesi ve ortak geleceğidir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 3. maddesi de işte bunlardan biridir.
Bu madde yalnızca devletin resmî dilini belirlemez; Cumhuriyet'in nasıl ayakta kalacağını, kamu yönetiminin hangi ortak zeminde işleyeceğini ve devletin kurumsal kimliğini tarif eder.
Son günlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Alo 153 hattına Kürtçe dil seçeneği eklemesi ve bunun ardından DEM Parti'nin başta İzmir ve Ankara olmak üzere diğer belediyelerde de benzer uygulamaların yaygınlaştırılması yönündeki çağrısı yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi.
Kimileri bunu yalnızca "vatandaşa kolaylık sağlayan bir hizmet" olarak görüyor.
Oysa mesele bundan çok daha büyüktür.
Çünkü konu bir telefon hattı değildir.
Konu, Cumhuriyet'in temel ilkeleridir.
Bugün gözden kaçırılmaması gereken gerçek şudur: Belediyeler, siyasi partilerin değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kamu kurumlarıdır. Yetkilerini Anayasa'dan alırlar. Dolayısıyla attıkları her adımın ölçüsü de Anayasa olmak zorundadır.
Anayasa'nın 3. maddesi son derece açıktır:
"Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir."
Buradaki "Türkçedir" ifadesi bir tavsiye değildir.
Bir temenniden ibaret değildir.
Siyasi iktidarlar değişse de değişmeyecek anayasal bir ilkedir.
Yerel seçim sonuçlarına göre yeniden yazılabilecek bir hüküm değildir.
Cumhuriyet'in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, "Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir." sözüyle ortak dilin yalnızca iletişim aracı olmadığını; millet olmanın en güçlü bağlarından biri olduğunu vurgulamıştır.
Çünkü ortak dil; ortak hukuktur.
Ortak eğitimdir.
Ortak adalettir.
Ortak devlet yönetimidir.
Ortak aidiyettir.
Hiç kimse vatandaşlarımızın evinde, mahallesinde veya sosyal hayatında hangi dili konuşacağına karışamaz. Her bireyin kendi ana dilini konuşması, öğrenmesi ve yaşatması insan onurunun ve temel hakların bir parçasıdır.
Ancak bireysel dil özgürlüğü ile devletin resmî dili aynı şey değildir.
Devletin resmî dili, kamu yönetiminin ortak dilidir.
Devletin bütünlüğünü sağlayan temel sütunlardan biridir.
Bugün "bu sadece teknik bir uygulama" denilebilir.
Yarın başka talepler dile getirilebilir.
İşte tam da bu nedenle devlet yönetiminde anayasal ilkeler günlük siyasetin rüzgârına göre yorumlanamaz.
Cumhuriyet, küçük görülen tavizlerin zamanla büyük tartışmalara dönüşebileceğini gösteren pek çok tarihî örnekle doludur. Bu nedenle anayasal ilkeler konusunda gösterilecek hassasiyet, herhangi bir siyasi partiye karşı olmak değil; hukuk devletine bağlılığın gereğidir.
Türkiye'nin bugün konuşması gereken öncelikler bellidir.
Ekonomik sıkıntılar…
Hayat pahalılığı…
Orman yangınları…
Deprem hazırlıkları…
Gençlerin gelecek kaygısı…
Emeklilerin geçim mücadelesi…
Çiftçinin üretim sorunu…
İşsizliğin artışı…
Böylesine ağır sorunların yaşandığı bir dönemde toplumun ortak değerleri üzerinden yeni tartışmalar açılması, kamuoyunda doğal olarak farklı değerlendirmelere neden olmaktadır.
Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına girerken ihtiyaç duyduğumuz şey yeni ayrışmalar değil, ortak paydaların güçlendirilmesidir.
Bu ortak paydaların başında ise Anayasa gelir.
Anayasa'nın üzerinde hiçbir siyasi parti yoktur.
Anayasa'nın üzerinde hiçbir belediye yoktur.
Anayasa'nın üzerinde hiçbir makam yoktur.
Cumhuriyet; hukukla ayakta kalır.
Hukuk ise Anayasa'ya bağlılıkla güç kazanır.
Bugün mesele, bir belediyenin çağrı merkezinde hangi seçeneğin bulunduğundan ibaret değildir.
Mesele, devletin temel ilkelerine nasıl yaklaştığımızdır.
Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı'nın küllerinden doğarken farklı kökenlerden, farklı şehirlerden, farklı hayat hikâyelerinden gelen insanlar tek bir bayrak altında birleşti.
O insanları millet yapan ortak kaderdi.
O ortak kaderin dili Türkçeydi.
Bugün de Türkiye'yi güçlü kılacak olan; farklılıklarımızı korurken ortak devlet kimliğimizi, ortak hukukumuzu ve ortak anayasal değerlerimizi aynı kararlılıkla savunabilmektir.
Çünkü Cumhuriyet'in temel nitelikleri siyasi pazarlık konusu yapılamaz.
Anayasa'nın 3. maddesi yalnızca bir hukuk hükmü değildir.
O madde, Türkiye Cumhuriyeti'nin kırmızı çizgisidir.
Ve kırmızı çizgiler; tartışılmak için değil, korunmak için vardır.