Devlet Bahçeli ile Doğu Perinçek, güvenilmez siyasiler sıralamasında kaçıncı sırada yer alırlar bilmem.
Yıllar önce Sayın Bahçeli,’’ AKP zihniyeti, Türk milletine mal olmuş tarihi ve milli günleri gizli ajandasında sıraya almış, ideolojik önyargı ve kiniyle pervasızlıklarını seferber etti. Erdoğan zıvanadan çıktı. 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos ve 29 Ekim, iktidar hıncı ve kirli emellerine maruz. MEB koltuğundaki şahıs, 19 Mayıs başta olmak üzere milli bayramlara suikast hazırlığında.’’demişti.
Ulusal bayramlar, bu konuşmadan sonra tam 13 kez iptal edildi. 5 kez 30 Ağustos, 4 kez 19 Mayıs, 2 kez 29 Ekim ve 2 kez de 23 Nisan yasaklandı.
İptal gerekçeleri mi? Havanın soğukluğu… Aman çocuklarımız üşümesin!
Çocukları madem ki bu kadar düşünüyorlar, sabahları ya da öğlenleri onlara acaba bir bardak sütü ya da kuru fasulye- pilavı da düşünüyorlar mıdır dersiniz?
Devlet Bahçeli’nin partisi MHP, herkesin bildiği gibi muhalefetin verdiği ne kadar kamu yararına bir önerge varsa AKP ile birlikte hep reddetti. İnternete girin görürsünüz.
Doğu Perinçek’i, televizyonda Ertuğrul Kürkçü’ye ‘puşt’ dediği günden beri ne görmek istiyorum ne de dinlemek…
Geçelim bunları…
Son on yılın bilançosuna göre 2015-2024 arasında ülkemiz nüfusu yüzde 8,8 oranında artmış. Devletin yardımına muhtacım diyen hane sayısı ise yüzde 51,6 artış göstermiş.
Bugün 18 milyon insan sosyal yardıma muhtaç durumda.
Bunu 13 Şubat 2026’da Sözcü’de Ozan Bingöl yazdı.
Öte yandan Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2025- Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 182 ülke arasında 107.sıradan 124. sıraya düştük.
Cumhurbaşkanının oğlu Bilal de kozmetikle işe başlayan, bugün Dubai’de lokantaları olan, ulu orta televizyon ekranlarında görüntü veren, korumalar eşliğinde kimi yerlerde boy gösteren bir işadamı.
Necati Doğru, ‘’Bilal Erdoğan’ın zengin bir işadamı olarak malvarlığının ve servetinin kaynakları hakkında resmi, denetlenmiş şeffaf bir rapor var mı, vergi beyannameleri, cirolar, yıllık net kârlar ya da çalışan sayıları gibi ticari raporlar halkın bilgisine sunulsun, görelim.’’ derken herkesin tercümanlığına soyunmuş adeta.
Erdal İnönü de bir Başbakanın oğluydu. Onunla ya da Ahmet Necdet Sezer’in oğluyla ilgili herhangi bir yurttaşın herhangi bir kuşkusu var mı?
İktidardan nemalananlar AKP’li Fatma Betül Sayan Kaya gibi ‘’ AKP, dünyanın en büyük kadın hareketidir.’’ diyebiliyor büyük bir rahatlıkla… Dikkat edelim; Ayşe Sayan Koytak Bahreyn Manama Büyükelçisi, Fatih Sayan Ulaştırma Bakan Yardımcısı, Sümeyye Sayan da geçtiğimiz dönemin İBB Meclis üyesiydi. Bu gençlerin Fatma Hanım ile ilişkilerini insan tabii ki merak ediyor! Siz de ediyor musunuz?
Ne demişlerdi sahi: ‘’ Gavurun ekmeğini yiyen türküsünü çığırır!’’
Soma’daki maden kazası (13 Mayıs 2014) sırasında madenci tekmeleyen Yusuf Yerkel, o çiftesini atmamış olsaydı acaba Frankfurt Başkonsolosluğu’na Ticaret Ataşesi olarak atanabilir miydi?
Ah benim halkım, ah benim insanlarım! Seçtiğin adamların adamları seni tekmeliyor ve sen hâlâ değiştirmiyorsun kendini!
Bak, kulak ver Einstein’a, ne diyor senin için… Hani, sormuşlar ya Einstein’a ‘’ Dünyada yaşam nasıldır?’’ diye. O da demiş ya ‘’ Üst sınıf yaşar, orta sınıf şikayet eder, alt sınıf da şükreder.’’
‘’ Ya inanç durumu?’’ denilince de ‘’ Üst sınıf paraya, orta sınıf lidere, alt sınıf da Tanrı’ya tapar.’’
Dünyanın, pardon Türkiye’nin özeti de işte bu! (Sağ ol Einstein!)
Yoksulluktan çocuklarını okullara gönderemeyen milyonlar varken, çocuğunu koleje gönderen Yusuf Tekin gibi, bir başka bakan da- Mahinur Bektaş - çocuğunu De Gaulle Fransız Lisesi’ne gönderiyor ve toplumca seyrediyoruz bu garabeti. Mahinur Hanım mı? Bir dönem Belçika’daki Hıristiyan Demokrat çizgideki partinin milletvekiliydi.
Gör bunu, öğren bunu ey halkım!
Unutmayasın, bu ülkenin aile bakanı Belçika, maliye bakanı İngiltere vatandaşı. Turizm Bakanının otelleri, Sağlık Bakanının hastaneleri var. Bunlar seni bir parça düşündürsün!
Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı olmadan önce 65 yaş üstündeki bir siyasetçiyi ‘’ Ölünce mi siyaseti bırakacaksın?’’ diye eleştirmişti dalga geçer gibi.’’ Yaş 70, iş bitmiş.’’ demişti.
Ey halkım, cumhurbaşkanı şimdi 72 yaşında ve akşam sabah laik çevrelere/ muhalif çevrelere laf yetiştirerek aktif siyaset yapmaya devam ediyor. Ne diyorsun?
Hem de lüks ve şatafat içinde…
Lüks ve şatafat deyince gel de İlber Ortaylı’nın şu sözünü anımsama: ‘’ Gösteriş ve şatafat, cahillikten kaynaklanan aşağılık kompleksini örtme çabasıdır.’’
Vallahi İlber Hoca dedi bunu.
Son durum mu?
Dükkanı açık bırakıp namaza giden milletten, camiye kamera taktıran millete döndük.
Kamerayı camiye takanlar cemaate güvenmiyor olmalı. Başka bir izahı var mı bunun?
*
Bu topraklarda bir zamanlar çok söylenip yazıldı camide, kışlada ve okullarda siyaset yapılmaması gerektiği.
AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana insanın sorası geliyor’’sahi mi?’’ diye…
Camiye siyaseti en çok sokanların kimler olduğunu artık bilmeyen kalmadı.
Bırakınız camiyi/ kışlayı, çocukları bile bu konuda malzeme olarak kullandıklarına dair örnek yaşamadık mı?
Bilindiği gibi Karadeniz’deki (Trabzon’da) bir AKP mitinginde babası cezaevinde olan 10 yaşındaki bir çocuğa ‘’ Bay Kemal haindir! ‘’ dedirtmişlerdi. ‘’ O adam hain, hain! En iyi adam burada!’’ demişti çocuk, eline verilen pahalı oyuncak eşliğinde.
Öyle de mutluydu ki yavrucak! Ona mikrofonu tutanlardan biri de RTE idi. Çocuk mikrofona böyle konuşurken etrafta bulunan kadınlı erkekli grup da zevkle gülüyordu. Dinimizde, örf ve adetlerimizde dedemiz yaşındaki bir adama hakaret etmek, çocukları siyasete alet etmek var mıdır?
İlahiyatçı-Yazar Nazif Ay, bu konuda net konuşmuştu o günlerde:’’Olay, hem din değerleri hem milli ahlak hem de pedagoji anlamında talihsizliktir.’’
Mikrofonu kapmışken o 10 yaşındaki çocuk bir de bazı büyüklerin dediği gibi Kılıçdaroğlu için’’ Havlayan, anıran, cinsi cibilliyeti bozuk, satılmış adam, mankafa, haysiyetsiz, onursuz, şerefsiz, alçak, ahlak yoksunu,Soros artığı kalibresi bozuk, siyasi eşkıya…’’ falan da deseydi bari… Eminim, yanındaki zevatı daha da çok mutlu ederdi.
*
Sorulacak, sorgulanacak öyle çok şey var ki… Bugünlük bu denli! Ya da bugünlük bu kadar!