Zaman zaman dostların bir akşam sofrasında buluşup yiyip içmesinde, sorunları paylaşmasında ve tabii ki işin olmazsa olmazı dedikodu yapmasında sayısız yarar var diye düşünmüşümdür hep. Düşünmek yetmez, bunu hayata geçirmek gerek diye bildiğim için de hatırımı kırmayan o güzel arkadaşlarımı toplar, yılda iki üç kez-bazen dört- nezih bir restoranda buluşur, ‘’N’olacak bu memleketin hâli’’ne kendimizce yanıt bulmaya çalışırız. Balığın, rakının, sodanın, acılı mezelerin eşliğinde…

Bizim mekân genellikle hep nikâh salonu üstündeki Kent Balık Restoran oluyor. Uğur Bey yönetimindeki personelin inceliği ve kusursuz hizmeti nedeniyle başka bir adres aramıyoruz.

Vapura binmişiz gibi bir manzara eşliğindeki doyumsuz Karşıyaka akşamları bizleri çok mutlu ediyor olmalı. Hep söylerim, Karşıyakalı olmak bir başka!

İşte yine o akşamlardan birindeyiz.

Gazeteci- Yazar Saygı Öztürk kardeşim gelmiş Ankara’dan. Onu otel odasında yapyalnız bırakır mıyım hiç…

İş ve siyaset dünyasından Özcan Durmaz, göz hastalıkları uzmanı profesör doktor Erkan Ünsal, ağız- çene ve diş cerrahı profesör doktor H. Ayberk Altuğ, emekli albay Hasan Zeki Sungur ile birlikteyiz. Bergama ve Yunusemre Belediye Başkanları da aramızda olacaktı o akşam ama son anda Özgür Özel’in çağrısıyla Ankara’daki toplantıya gitmeleri gerektiğinden aramızda bulunamadılar.

Tevazunun ve çalışkanlığın cuk diye üzerine oturduğu Saygı Öztürk, Sözcü’nün Ankara Temsilcisi ama ülkemizin dört bir köşesinde çok da okunan bir gazeteci. Masaya oturmak üzereyken yan masadaki iki bayanın kendisine olan ilgisi bunu kanıtlıyordu. Uğur Bey ile arka masadakilerin de… Aramızda o olur da mutlak butlan sorulmaz mı hiç? Ya da Ankara’da olup bitenler…

Doğduğu Alaşehir toprağının 23 köyündeki ilkokullarda kitaplıklar kuran, 110 farklı adrese kitap/ dergi gönderip aydınlatma çabalarını sürdüren emekli albay Hasan Zeki Sungur, Saygı Öztürk ile aynı masada yemek yerken besbelli ki Ankara’nın siyasi havasını solumak istiyordu.

Bergamalı kitap/ kırtasiyeci Mustafa abinin oğlu Özcan Durmaz; yıllar öncesinde Bergama Belediyesi’ndeki müdürlük, Aliağa’da üç dönem CHP İlçe Başkanlığı, milletvekili adaylığı, İzmir’deki il başkan yardımcılığı görevleri nedeniyle CHP’de önemli bir konuma sahip olmasını arzu ettiğim dostlarımdan. Deniz Yücel olsun, son yerel seçimlerde Bergamalılar olsun onun partisi için ne büyük özverilerde bulunduğunu bilirler ve söylerler. Kuzey Ege’den bir milletvekili isteniyorsa o kişi ya Özcan Durmaz olmalı ya da Mehmet Gönenç! Sadece partisi için değil Recai abisi ve kütüphaneler için de katkıda bulunmayı görev edinmiş biri olduğundan Özcan, benim için bir başkadır.

Tabii ki onun da soruları çok olacaktı Saygı Öztürk’e…

Bu arada anısı güzel insan Refik Arslan Öztürk, Kemal Nehrozoğlu, Yekta Güngör Özden, Kemal Anadol, Tanju Çelik ve Semih Balaban’ın da kulaklarını çınlatmadık değil…

Ayberk Altuğ, GÜLHANE Askeri Tıp Akademisi’nden emekliye ayrıldıktan sonra iyi ki ana-baba toprağı İzmir’e yerleşti de sık sık görüşür olduk. Teyzemin büyük oğlu Namık abimin oğlu oluyor. Namık abim de dişhekimiydi. Çok güzel kanun çalar, çok da güzel şarkılar söylerdi rahmetli.

O gün Saygı kardeşimi fuardaki standdan alma işini ondan rica etmiştim. Gepegenç yaşta emekli bir albay oluşuna hâlâ alışmış değilim Ayberk’in… Eşi Handan’ın da… Handan da emekli albay. Hatta Ayberk’ten daha kıdemli… Bildiğim şu ki, Ayberk çok iyi bir hoca. Tınaztepe Üniversitesi’nde dersler verdiği için bir hoca olduğu tamam da muayenehanede de hocalığına tanık oluyorum. Dişlerim sağlam ellerde anlayacağınız. Başarıları da zaten muayenehanenin dört bir köşesinde gözümüze gözümüze merhaba dercesine bakıp durmakta.

Ona baktıkça hep ilkokul yılları geliyor gözümün önüne. Sevimli bir afacandı. Gece boyu hep güldü, hep gülümsedi. Gülmeyi çok yakıştırıyorum ona.

Erkan, ağzı var dili yok türden biri. Hep dinlemede… Öte yandan hiç de somurtmayan biri. Güleç yüzünü gördükçe kucaklayasım geliyor her daim.

Buradan herkese seslenmiş olayım, Erkan’ın evinde geleceğin dâhisi olan Atlas diye biri yaşıyor. Duyduk duymadık demeyin!

*

Tabii ki şirinlik olsun diye ‘Ferrari- Clio’ konusuna yine değindim o sofrada.

29 Aralık 2023’te CHP Bayındır İlçe Başkanlığında 59. Kütüphanemizi açmıştık. Açılış sonrası üç dört arkadaşla mini Bayındır turu yapıyorken Saygı Öztürk’ten bir telefon… Hal hatırdan sonra açılan kütüphanemizi sormuştu. Ardından da beni kahkahaya boğan şu sözleri: ‘’ Abi, sen gazetecilerin Ferrari’sisin. Bense Clio!’’

Hiç inanmamıştım ama olsun, çok da hoşuma gitmişti doğrusu. Saygı Öztürk böyle diyor ya, yeterdi bana!

Aslolan ise onun Ferrari, benim Clio olduğumdu. Nedense bu konuyu dillendirmek bana acaip bir haz veriyor. Fırsatını bulmuşken değerlendirmez miyim hiç! Yine açtım o konuyu!

Geçtiğimiz yaz, yine dostlarla Dikili ve Bergama çıkarması yapmıştık. Kemal Nehrozoğlu, Hasan Zeki ve Ardahan Totuk ile…

Her Allah’ın günü yazıyor, köşesini hiç boş bırakmıyor ya… Doğrusu kıskanıyorum onu. ‘’ Yahu bir gün de yazma hatırım için! ‘’

Ne mi yaptı? Ankara’yı aradı. Genel yayın yönetmenini mi yoksa yazı işleri müdürünü mü ne… ‘’ Bugün yazı göndermeyeceğim, bilginiz olsun! ‘’

Hem vallahi hem billahi! Aynen böyle oldu.

Ben de fesatlığımdan çatlamamış oldum. Ona bir günlüğüne de olsa yazısını yazdırmamakla…

*

O akşam Kent Balık Restoran’da iktidarı deviremedik. Yerinden bile sallayamadık ama şen kahkahalarımızla ömrümüzü uzattık.

Dostlarla buluşma, işte buna yarıyor biraz da… Ömrümüzü uzatıyoruz.

‘’ Söz gümüşse sükut altındır.’’ derler ya… Oysa herkesin bilmediği bir şey var: ‘’Dedikodu da pırlantadır.’’

Karşıyaka’da yiyip içtiğimize göre Karşıyaka’daki çöp sorununa, Kent A.Ş. işçilerinin mağduriyetine, kapatılan Mehmet Atilla Kitaplığı’na, Yıldız Hanım’ın fırsatını bulunca hemen Cemil Tugay için sarfettiği sözlere de değinip dedikodu yapmak vardı ama zaten adımız çıkmış ‘’Cemilci’’ ye, gereği yok diye düşünmüş olmalıyım.

Cemil Tugay deyince…

Genel Başkan çağırmasaydı onu da davet edecektim yemeğimize.

Yemek sonrası düşündüm de demek ki dedikodusuz da akşam sofrası oluyormuş.

Gelelim bir başka güzelliğe…

Ertesi gün, Saygı Öztürk’ün imzası vardı yine… Bir görevli gelmiş ve Büyük Başkanın iletisini iletmiş Saygı kardeşime: ‘’ Başkanımız Cemil Tugay yarım saat sonra sizi standda ziyaret etmek istiyor.’’

Cemil Bey, gelir de Saygı Öztürk dışındaki şair ve yazarları ziyaret etmez, onlarla konuşmazsa ya…

Bunu düşünen ince ruhlu kardeşim, ‘’ Zahmet edip gelmesin, ben gelirim yarım saat sonra.’’demiş.

Ziyaretini ve yapılan konuşmaları da ertesi gün (28 Nisan) köşesinde yayımladı zaten.

Abisi Refik Arslan Öztürk, destansı bir valiydi. Anlat anlat bitirilemez türden… Devletin beş kuruşunu bile boşa harcamayan, tutumlu mu tutumlu, centilmen mi centilmen, saygıdeğer bir valiydi. İyi ki Kemal Nehrozoğlu sayesinde onu tanımış ve o günlerde sıkça bir araya gelmişim.

Saygı Öztürk de onun kardeşi… Yozgatlı Öztürk ailesine gel de hayran olma!

*

27 Nisan’daki en az katılımlı yemekti. Daha önceki Kemal Nehrozoğlulu, Temel Koçaklarlı, Erdal Karademirli, Ardahan Totuklu, Kemal Anadollu, Seydi Önderli, Tanju Çelikli, Fulya Alçaylı, Gökmen Ululu, Mehmet Gönençli, Erol Engelli vb. yemeklere karşın…

Dostlarla birlikte olmak, duygu ve düşünce paylaşımı, araya serpiştirilen şiirler…

Bakanın bakanlığını dolandırdığını, valinin; oğlunun işlediği cinayetin delillerini imha ettiği, emniyet müdürünün oğlunun beş silahla okul basıp katliam yaptığı AKP Türkiye’sinde vatandaşın çöpten beslendiğini konuşmak da var bu yemeklerde ama tiksinti veren konulara girmeyi nedense istemiyoruz.

Yemeğin tadı tuzu kaçmasın diye…

NOT: Annesini kaybeden değerli kardeşim Tunç Erciyas’a başsağlığı ve sabır diliyorum. Sevgili babacığı için de şifa diliyorum.