Bu yıl 30 Mart-5 Nisan tarihleri arasında kutluyoruz 62. Kütüphane Haftasını.
‘ İyileştiren Kütüphaneler’ ana temalı haftada; okurlar, kütüphaneciler ve yazarlarla kültür müdürlüğü çalışanları bir araya gelecek. Gündem hep kitap ve kütüphane olacak.
Konu, kitap ve kütüphane olunca da ülkemizde kitaba verilen önem ve değer de sorgulanacak tabii ki.
Mı acaba?
Elbette ki kitaba ve kütüphanelere önem verildiği söylenecek/ yazılacak. Ama biz de ısrarla ve inatla ‘’ Bu nasıl bir önem ve değerdir ki, ülkemizdeki halk kütüphanelerinin sayısıyla ilgili bilgiler bile hâlâ 2024 verilerine dayalı?’’ sorusunu sormaya devam edeceğiz.
2024 verilerine göre ülkemizdeki halk kütüphanelerinin sayısı 1301.
2026’da kütüphane haftasını kutlayacaksak bunun doğru olanını bizlerin bilmesi gerekmiyor mu? Bugün için kaç halk kütüphanemiz var örneğin?
Aradan iki yıl geçtiği için sayının artmış olması gerekiyor herhalde. Gel gör ki, kültür bakanlığının ya da Türk Kütüphaneciler Derneğinin bu konuda aydınlatıcı bir açıklaması yok. Hiç mi açılmadı yoksa diyesi geliyor insanın. Malum, ikide bir gözümüze gözümüze, kulağımıza kulağımıza sokulurcasına ‘Tasarruf tedbirleri’ mi yoksa bu işin klasik bahanesi?
Hâl böyleyse demek ki paralar hep itibara harcanmakta. Çünkü tasarruf edilmeyen tek kalem ‘ itibar’
Kütüphane Haftasındayız ya… Bu yıl en çok okunan roman, hikâye ya da şiir hangisi acaba diye merak etmemiz gerekmiyor mu sizce?
Ya da Cumhurbaşkanımız, milli eğitim bakanımız, kültür bakanımız, valilerimiz, kütüphane müdürlerimiz şu an ne okuyor acaba?
Necip Fazıl mı, Sabahattin Ali mi, Cemil Meriç mi, Fazıl Hüsnü Dağlarca mı, Tolstoy mu, Shakespeare mi, Cervantes mi, Aytmatov mu, Konfüçyüs mü, Murakami mi, İbsen mi, Kafka mı?
Sayın Cumhurbaşkanımız hafta içinde öğrencilere hangi romanı okumalarını tavsiye eder acaba?
Ya da öğretmenlerimiz bunu yaptı mı, yapıyor mudur ? Meraktayım doğrusu!
Özellikle de milli eğitim bakanı öğrencilerimize bir kitap adı tavsiye etmeyecek midir böylesi önemli bir haftada?
Şu sıralar gündemin en sıcak maddesi İran ya…
Benim en son bildiğim o ülkede kütüphane üyesi İranlı sayısı 7 milyondu.
Meraklanıp ülkemizdeki sayının ne olduğunu araştırmış, şu sonucu bulmuştum: 493 bin 500
İran, bildiğim bir ülke… Bir ay yaşamışlığım var o cennet ülkede. Aşağı yukarı bütün büyük şehirlerini gezmiş, dolaşmıştım. Kütüphaneler, müzeler, türbeler, parklar, bahçeler, müze evler… Tadına doyamamıştım doğrusu. Hatta ülkeme döndüğümde harıl harıl ders çalışmış, ‘Renkler Ülkesi İRAN ‘kitabımı yazmıştım. ( Favori Yayıncılık- Ankara- 2018)
Sadece yazdım mı? Ankara’da konsolosluğa götürüp elden de teslim etmiştim okumaları ve beğenirlerse Farsçaya çevirmeleri için… Tahran’a da Orhan Pamuk’un kitaplarını çeviren Arsalan Fasihi’ye göndermiştim.
Karşıyaka Belediyesi’nde ve Kuşadası Kuakmer’de de tanıtım toplantıları/ söyleşileri düzenleyerek kitabımı okurla buluşturmuştum. Çünkü İran, anlat anlat bitirilmez bir edebiyat’ sanat ve bilim ülkesiydi. Bakmayın siz şu an orada şeriatçıların yönetimde bulunduğuna.
Kitabevlerinin vitrinlerinde Karl Marks, Lenin, Orhan Pamuk, Elif Şafak, Orhan Kemal, Marguez’, Mao, Aziz Nesin’in kitaplarını görüyorsunuz şaşalayarak… Merak edip tezgahtara sorduğunuzda da şu yanıtı alıyorsunuz: ‘’ Bizde kitaplar azattır!’’
Her şehrinde ziyaret ettiğim kütüphanelerde kitap ve dergi okuyan mollalar çıktı karşıma.
Kitaplar insanı inceltiyor olmalı ki İranlılar birbirlerine seslenirlerken ‘ çakırem’, ‘ gurbanem’, ‘ novkerem’ gibi saygı/ sevgi hitaplarında bulunuyorlar. Birbirlerine öyle saygılılar ki… Tek bir yüksek sesle tartışan ve kavga eden insana rastlamadım.
Zorunlu şiir dersleri mi var müfredatlarında bildiğim yok, herkes ama herkes şiir âşığı. Şoför, berber, çocuk, lokantacı, otel görevlisi, öğretmen, ev kadını…
Şiir, şarap ve güllerin şehri olan Şiraz’da Hafız’ın gül bahçesi içindeki türbesi ziyaretçiden geçilmiyordu. Hafız-ı Şirazi’ye olan saygı ve sevgi, anlatılacak türden değil. Her türbede olduğu gibi burada da kitaplar raflarda… Yolunuz Şiraz’a düşerse raflara dikkatli bakın lütfen. Recai Şeyhoğlu’nun ‘İzler ve Yankılar’ kitabını görebilirsiniz burada.
Kitabımı görevli bayana teslim ederken eşi ve çocuklarıyla burayı ziyarete gelen orta yaşlı birinin bana olan ilgisini, koluma girişini bir görmeliydiniz. ‘’ Sen şair?’’ demişti olanca samimiyetiyle.
Aynı şehirde bulunan Şirazlı Sadi’nin türbesi de… İranlılar, şairlerine ve yazarlarına öyle çok önem veriyor ki, örneğin dünyada eşi benzeri bulunmayan ‘ Şairler Mezarlığı ‘ (Makberet’üş Şuara) bu ülkede. Tebriz’de.Tabriz, şairler ve yazarlara ev sahipliği yapan kadim bir uygarlığın merkezi.
Evrensel şairimiz Nazım Hikmet’in mezarının ülkemizde değil de Moskova’da bulunmasını İranlılar nasıl değerlendiriyorlardır acaba?
Bu işte bir terslik olduğunu mu düşünürler yoksa? Sahi neden???
Ardebil Bulvare Daneshgah/ Ketabkhaneye Markazy’de Jafar Nekhah ile geçirdiğim saatler, Mashhad (Meşhed) Central Library Of Astan-e Quds-e Razavi’deki saatlerim belki de yaşamımın en mutlu anlarıydı. Ülkelerini, şehirlerini, şairlerini öyle büyük bir sevgi ve gururla anlatıyorlardı ki… Anlatırlarken araya illa bir de şiir sıkıştırıyorlardı. İran’dayken anladım ki Farsça tam bir şiir dili! Bunu bilir bunu söylerim.
Şehriyar’ın müze evinde bir araya geldiğim çok sayıda kadın ve eşleri kitabımı görevliye teslim ederken hayranlık dolu gözlerle sormuşlardı:’’ Şair misiniz?’’
Kitabı olan birisiyim ya… Demek ki kitaplı birini görünce hemen şair sanıyorlar. Ne de olsa şairler ülkesi! ‘’ Madem şairsiniz, o zaman bize şiir oku! ‘’ demezler mi?
Ama hazırlıklıydım. Dersime çalışmıştım. Biliyordum buna benzer sahnelerle karşılaşacağımı…
Kendimi Türkiye’nin kültür elçisi gibi duyumsadım ve başladım hiç alışık olmadığım bir ses tonumla: ‘’ Dört nala gelip uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan… ‘’
‘’ Allah’ım lütfen beni şaşırtma! ‘’ diyordum içimden de… Çünkü ben o an Recai’den ziyade Türkiye’ydim.
Ben de onlardan rica ettim. Hanımlığı ve güzelliği yüzünden okunan genç bayan bir başladı okumaya… İnanın, on kıta okumuştur herhalde ve her birimiz hayranlıkla izledik o kumral/ güzel Acem kızını. Yanıbaşımdaki delikanlı eşi oluyormuş. Eşiyle gururlandığı her halinden belli oluyordu.
Kitap, kütüphane ve müzeler ülkesi İran’ın anti emperyalist ruha sahip kadını ve erkeği beni öyle etkiledi ki, karşılaştığım her İranlıyı kardeşim beller oldum. Karşıyaka’daki çok sayıda İranlı’yı özel olarak Kent Konseyi Eğitim-Çalışma Grubu Başkanlığım dönemimde kent konseyine davet ettim. Onlara şiirler okuttum. Onlar da bize hazırladıkları özgün yiyecekler tattırdılar.
Başka bir konu… Evet, mollaların egemenliğinde bir İran var dünyamızda. Bu bir realite! Yönetici olan mollaların öğrenim durumlarını merak edip öğrenir misiniz lütfen. Her biri yüksek öğrenim görmüş, dil bilen insanlar. Bizdeki iki kilo sakallı, Allah’ı gördüğünü söyleyen, depremi bir yerden alıp bir başka yere götürdüğünü söyleyen şaklabanlara hiç mi hiç benzemiyorlar.
Dünyaca ünlü matematik bilgini Maryam Mirzakhani Tahran doğumlu bir rejim karşıtıydı. Ülkesini terkedip Amerika’ya yerleşmişti. Stanford Üniversitesi’nde matematik profesörüydü. 2017’de 40 yaşındayken meme kanserinden öldüğünde o günlerin dini lideri/ Devlet Başkanı Hasan Ruhani, yayımladığı mesajda ‘’ Yüce İranlı ve dünyaca ünlü matematikçi Maryam Mirzakhani’nin gidişi yürek parçalayıcı.’’ demiş, instagram sayfasında da Maryam’ın başı açık bir fotoğrafını paylaşarak taziyede bulunmuştu.
Sadece Ruhani miydi bu asil tavrı sergileyen?
Devlet gazetesi Hemşehri de ilk sayfasında başı açık görünen Mirzakhani için ‘’ Matematik dehası ölümün cebirine boyun eğdi.’’ başlığını kullanmıştı.
Binlerce kitaba sahip kütüphanelerin bulunduğu, kitabın çok okunduğu ülkelerin insanları işte böyle ince ruhlu oluyor demek ki…
*
Belediye başkanları, beldelerindeki kütüphanelerde en çok Orhan Kemal romanı okuyan okurlarına dolmakalem, laptop ya da kol saati armağan edemezler mi örneğin…
İlla Orhan Kemal olması şart değil tabii ki…
Okul müdürleri, her ay iki roman ya da hikâye kitabı okuyan öğrencilere minicik de olsa bir armağan alamazlar mı hiç?
Durup durup ‘’ okumuyoruz’’ diyen okumuyoruzcular, ‘okumuyoruz’ demek yerine okumanın/okutmanın yol ve yöntemlerini anlatamazlar mı bizlere örneğin…
Neden apartman yöneticileri apartmanlarının girişine 50 kitaplık mini bir kitap dolabı yaptırmaz?
Apartman sakinlerinin kültür düzeylerini arttırmanın küfrü de azaltacağını hepimiz biliyoruz oysa. Dikkat edelim, gepegenç kızlarımız bile erkek ağzıyla küfür eder oldular. Ve bu giderek yaygınlaşmakta…
Her birimizin sorumluluğu olmalı bu gidişin durdurulmasında. İsviçreliye, İranlıya, İzlandalıya övgü düzmek yerine kendi insan malzememizi iyileştirmeye/ kitaplarla buluşturmaya çabalayalım lütfen.
Önemli gün ve hafta kutlamaları hiç bitmiyor ülkemizde. Maşallahımız var bu konuda ama biraz sahici olalım lütfen!
Yerli Mallar Haftasında ayran içmek varken coca cola ya da hamburger yiyip içmek gibi bir komikliğe de düşmeyelim.
Yerli ve millilik edebiyatını ağzından düşürmeyen siyasilerin kollarındaki saatin markasına dikkat edin lütfen, ya da eşlerinin binlerce dolarlık çantalarına.
Kütüphane Haftasını kutlayan Kültür Bakanlığı, halk kütüphanelerinin bugünkü sayısını bilemiyorsa hâlâ, ilk dersimiz ‘ kahkaha ‘ ya da ‘ riya’ olmalı bence.
Sahi…
Kültür bakanı ile milli eğitim bakanı acaba hangi romanı okuyor şu sıralar?
Söyleseler de gidip alsak, bizler de okusak…