Her şeyden önce bir tanımını yapmak gerek ‘Kuvayı Milliye’ nin.
Kuvayı Milliye, İzmir’in işgali sırasında dayanamayıp silahını’’ Sen başla, bir bitiren bulunur.’’ diye ateşleyen Hasan Tahsin’dir.
Kuvayı Milliye, Ayvalık’ı işgal etmek için karaya çıkan Yunan işgal güçlerine, yanındaki bir avuç askerle karşı çıkan Yarbay Ali Çetinkaya’dır.
Kuvayı Milliye, Ödemiş’te askeri depoyu basarak silahları halka dağıtan Yüzbaşı Tahir Fethi Bey’dir.
Kuvayı Milliye; Yunan işgal güçlerinin İzmir’e ayak basıp Batı Anadolu’da ilerlemesi karşısında, Kars’tan Edirne’ye kadar 1919 yılında Anadolu’nun çeşitli yerlerinde başta Kars- Ardahan-Balıkesir-Nazilli-Alaşehir-Muğla-Edirne olmak üzere vatanın 30 yerleşim merkezinde toplanan Müdafaa-i Hukuk Kongreleri’dir.
Kuvayı Milliye, vatanın işgaline karşı dik duruştur. Kuvayı Milliye, Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasıdır.
Kuvayı Milliye, vatanın dört bir köşesinden Sivas’a gelip kongre yapan delegelerdir ve bu delegelerin tüm baskılara karşın Amerikan mandasını kabul etmeyişleridir.
Kuvayı Milliye, Antep’te/ Urfa’da Maraş’ta işgal güçlerine karşı vatan için savaşan Kılıç Ali’dir, Sütçü İmam’dır, Şahin Bey’dir, Arslan Bey’dir, Polat Bey’dir, Karayılan’dır. Ve orada savaşan isimsiz kahramanlardır. Kuvayı Milliye, son Osmanlı Meclisi’nin ‘Misak-ı Milli’ yi oy birliği ile kabul edişidir.
Kuvayı Milliye, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin Ankara’da açılışıdır. Kuvayı Milliye, o Gazi Meclis’te öğrenci sıralarına oturup yemeklerini karavanalarda yiyen kravatlı aydınlar, kalpaklı vatanseverler ve fesli hocalardır.
Kuvayı Milliye, Padişah ve Halife’nin tuzaklarına karşı çıkmaktır.
Kuvayı Milliye, Halife’nin düzenlediği isyanları durdurmak için savaşmaktır.
Kuvayı Milliye, halkın bir araya gelip örgütlenmesidir.
Kuvayı Milliye, işgal güçlerinin denetimi altındaki Gelibolu Aktaş Cephaneliği’nin Köprülü Hamdi Bey ve arkadaşları tarafından ele geçirilmesi, boşaltılıp cephanenin Anadolu’ya taşınmasıdır.
Kuvayı Milliye, Milli Mücadele’nin zor günlerinde baskılara karşı yılmadan direnen ve özveriyle çalışan telgrafçılardır.
Kuvayı Milliye, cepheye kağnılarla silah taşıyan kadınların destanıdır.
Kuvayı Milliye, TBMM düzenli ordusunun kurulmasıdır. İnönü Savaşlarıdır. Halkın elindekini avucundakini orduya vermesidir. Ordu için her evden bir çorap, bir fanila, bir çarık tedarik edilmesidir.
Kuvayı Milliye, Sakarya Savaşı’nda şehit düşmüş genç teğmenlerdir.
Kuvayı Milliye, Dumlupınar Savaşı’dır. Onu yaratan Mustafa Kemal’dir.
Kuvayı Milliye, Kurtuluş Savaşı’nı yürüten ulusal direniş kuvvetlerinin genel adıdır.
Kuvayı Milliye, önce Yunan istilası ve sonra da Güneydoğu’da Fransız işgaline karşı oluşan asker- milis karışımı bir kuvvettir.
*
Kuvva, Arapça’da güç demektir. Kuvayı Milliye de ‘ulusal güçler’ anlamına gelmektedir.
Kuvayı Milliye birlikleri; dağlardan düze inen eşkıya ve zeybekler, asker kaçakları, hapishanelerden çıkarılan mahkûmlar ve zanlılar yanında, milli ve vatani duygularla birliklere katılan gönüllülerden, özellikle belli bir yerleşim merkezinin/ kasabanın ya da aşiretin önemli
kişilerinden oluşuyor. Bu birliklere kumanda edenler arasında efeler, komitacılar, sivil kumandanlar ve subaylar bulunuyor.
Meşhur efeler şunlar; Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Postlu Mestan Efe, Gökçen Efe.
Eşkıya ve çete reisi; İpsiz Recep. Komitacı olarak Kuşçubaşı Eşref, Bulgar Sadık, Parti Pehlivan.
Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında başlayan işgallere karşı ilk silahlı eylem Hatay iline bağlı Dörtyol’un Karakese köyünde görülüyor. Fransız işgalcilere karşı…
İkinci silahlı tepki ise Yunan işgaline karşı İzmir’de Gazeteci Hasan Tahsin’in eylemidir.
Ege Bölgesi’nde Yunan’a karşı silahlı/ etkin ve tamamen sivillerin katılımıyla oluşan ilk örgütlü yerel direniş ise Ödemiş’te görülüyor. Ege’de korku ve yer yer bozgunlar yaşanırken Batı Anadolu’da ilk Kuvayı Milliye, boyun eğmeyen, tutsaklık ve alçalmaya razı olmayan Ödemişliler tarafından kuruluyor. Torbalı, Bayındır ve Tire’de hiçbir direnişle karşılaşmayan işgalciler Ödemiş’e 15 kilometre kadar yaklaşınca durmak zorunda kalıyor. Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ilk direnişi 31 Mayıs 1919’da burada Hacı İlyas Tepesi’nde verilmiş oluyor.
BMM Hükümeti’nde Adalet Bakanlığı, 1950 sonrasında ise Savunma Bakanlığı yapmış olan Refik Şevket İnce ‘’ Bu isyanın öncülüğünü yapanın Ödemiş olması, Kuvayı Milliye denen eseri Ödemişlilerin yaratması, Türk devrim tarihinde yer tutacak iftihar levhalarındandır.’’ derken ‘Yiğit Ordusu’ olarak anılan bu ulusal kuvveti alkışlamamak ne mümkün!
Yiğit Ordusu adının verilmesi, bu kuvvetin bir taburu geçmesinden dolayı… Genel arzu üzerine bu ad veriliyor. Komutanı da Yüzbaşı Tahir Fethi Bey.
*
Alev Coşkun’un ‘Kuvayı Milliye’nin Kuruluşu’ kitabı; (Kırmızı Kedi Yayınevi-2019/ Ama ilk baskısı Cumhuriyet Kitapları tarafından 1996’da yapılmış.)
15 Mayıs 1919’da emperyalist güçlerin destek ve yönlendirmesiyle İzmir’e çıkan Yunan askeri birliklerinin Ege Bölgesi’nde hızla yayılmasını inceliyor.
Herkesin bildiği gibi Dr. Mehmet Alev Coşkun; siyasetçi, yazar ve gazeteci. 42.Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Turizm ve Tanıtma Bakanı. TBMM 15.Ve 16. Dönem CHP İzmir Saylavı. (milletvekili)
Ama bu kitabında sanıyorsunuz ki o, DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Alev Coşkun… Kuvayı Milliye’nin kuruluşunu en ince ayrıntısına kadar gözler önüne sermiş. Kaynakçasıyla, kitapta geçen kahramanların özgeçmişleriyle ve zengin bir fotoğraf albümüyle… Büyük bir emek var kitapta.
Tarih öğretmenleri bu denli geniş bir bilgiye sahip midir acaba Kuvayı Milliye’nin kuruluşu konusunda diyesi geliyor okurun.
Okura ben minicik bir ayrıntı vermiş olayım, çünkü Alev Coşkun, ‘Yiğit Ordusu’nun kurulduğu topraklarda doğmuş biri. Ödemişli!
Kitap, aynı zamanda 31 Mayıs 1919’da Ödemiş’te emperyalist yayılmaya karşı verilen ilk Kuvayı Milliye savaşını anlatıyor. Hem de belgelere dayanarak… Sanırım ne Yunan komutanları ne de askerleri unutabilmiştir Ödemişlileri!
İlhan Selçuk’un ‘’ 15 Mayıs 1919’dan sonra yaşanan en uzun 15 gün, yurtseverlerin bıçak sırtında soluklarını kestiği zaman dilimidir. Ne olduysa 16’ncı gün oldu.’’deyişi ve Kuvayı Milliye’nin Yunan askeriyle ilk kez nasıl göğüs göğüse çarpıştığını bu kitapta öğreniyoruz.
Kitabı okuduktan sonra kitabı değil de 90’ında hâlâ coşkuyla konuşan, heyecanını hiç yitirmeyen Alev Coşkun’a sarılası geliyor okurun.
Daha başka… Yazarın ilkokul öğrencisi olduğu dönemde İlkkurşun Tepesi’nde ‘’İlkkurşun Savaşı’’ törenlerine olan tanıklığı, herhalde çocuk belleğinde hiç unutamadığı anılarından biri olsa gerek.
İzmir’in işgali karşısında, yurdun dört bir köşesinde cılız da olsa ortaya çıkan tepkilerden birine imza atmış Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi’nin yaptığı o ateşli konuşmayı burada dile getirmeden edemeyeceğim: ‘’ İşgale uğrayan memleket halkının silaha sarılması ve savaşması farz-ı ayindir. Fetva veriyorum, silah ve cephane azlığı veya yokluğu mücadeleye mani olamaz.’’
Ahmet Hulusi Efendi aynı zamanda çok hoşgörülü ve hümanist. ‘’ Yerli Hıristiyanlara dokunmayınız!’’ demeyi de ihmal etmiyor bu konuşmasında.
Öte yandan… İngiliz Muhipler Cemiyeti kurucularından bir başka din adamı Sait Molla ise ‘’ Memleketimizin bugününü ve geleceğini kurtaracak biricik çare İngiliz himayesidir. Millet zaman geçirmeden hükümetten bu korumayı istemelidir.’’ demektedir aynı günlerde.
İngiliz mandası taraftarlığı yayını yapan Alemdar gazetesi yazarı Refi Cevat’ın ‘’ İngilizleri istiyoruz. Türkler kendi gücüyle adam olamaz. İngilizler elimizden tutarak bizi kurtaracak.’’ demesi gibi.
O günlerdeki işbirlikçi din adamlarının etkisiyle de olsa gerek Ege’deki Yunan birlikleri, 26 Mayıs 1919’a gelindiğinde birçok yerleşim merkezini herhangi bir direnişle karşılaşmadan işgal ediyor.

Hatta bazı ilçelerde Yunan zulmünden korkan Rum ve Türk halkı işgale davetiye çıkarıyor.
Bu arada Aydın’da geçen utanç verici bir olayı da anımsatmakta yarar var. Aydın’da Avukat İlhami Bey, Rum fabrikatör Teohari Yorgiyadis, Mihal Barocu, eşraftan iki Türk’ten oluşan karma heyet İzmir’e gidiyor ve Yunan işgal komutanından Aydın’ı işgal etmeleri ricasında bulunuyorlar. ‘’ Keşke Yunan galip gelseydi.’’ diyen Fesli Kadir (Kadir Mısıroğlu) o heyetten birilerinin oğlu mu yoksa?
Bir başka İngilizsever de 11 Mart 1919’da İzmir Valiliğine tayin edilen Ahmet İzzet Bey. Nam-ı diğer Kambur İzzet!
Ödemiş’i diğer şehirlerden ayıran bu işgal karşıtlığı, yıllar öncesinde Osmanlı yönetiminin haksızlıklarına başkaldıran ünlü efelerin Ödemiş’te yetişmiş olmasından galiba.
Çakırcalı Mehmet Efe, Kamalı Mustafa Efe, Postlu Mestan Efe, Gökçen Hüseyin Efe, bölgenin destanlaşmış efeleri…
Ödemiş Kuvayı Milliye hareketinin başarısından sonra oluşan düşünce ne derseniz? Demek ki Yunan yayılmasına karşı çıkılabilirmiş!
*
Küçük Menderes Havzası, efeler ve zeybeklere ev sahipliği yapmış bire on veren/ yüz veren bereketli topraklar…
Havza, Küçük Menderes Irmağı’nın geçtiği ovaların adı. Irmak, Kiraz ilçesini çeviren Bozdağların doğusundaki Karakoyun Yaylasından doğuyor. Kiraz’dan geçip Beydağ’da bir açı çizerek Ödemiş Ovası’na dönüyor. En uzun ilerleyişini de Ödemiş Ovası’nda yapıyor. İlkkurşun köyü ve İlkkurşun Tepesi (Eski adı Hacı İlyas Tepesi) önlerinden akıp daha sonra Selçuk yönünde yoluna devam ediyor ve denize kavuşuyor.
Stratejik açıdan Hacı İlyas Tepesi İzmir yönünden gelirken Ödemiş girişinde ovanın en dar kısmına egemen bir yer. Kuvayı Milliye Birliği de işte bu tepede cephe tutuyor.
1500 tüfeğin dağıtılıp120 yiğitin konuşlandığı bu tepedeki ulusal müfreze, Tahir Fethi Bey komutasında Bayındır’dan gelen Yunan taburuna yarım gün karşı koyuyor. Bu, Yunan’a karşı verilen ilk halk savaşı olarak değerlendiriliyor tarihçiler ve yazarlar tarafından. Savaşı askerler değil bizzat halk yapıyor çünkü. Gerçi ilk tüfek Ayvalık’ta patlamıştır ama bu tüfek halk tarafından değil de ordu birlikleri tarafından atılmış olduğu için düşmana atılan ilk kurşunun onuru Ödemişlilere aittir demek yanlış olmuyor. Ege’deki ilk halk direnişi ve savaşıdır İlkkurşun!
Kendisinden en az yirmi, belki de elli misli fazla düzenli bir düşman ordusu karşısında direnen 120 kişilik birlik, burada beş saat savaşmış ve sonunda çekilmek zorunda kalmıştır.
Ödemiş toprağına her adım atışımda yaptığım ilk iş CHP İlçe örgütünde açtığımız kütüphaneyi ziyaret etmek oluyor. Ardından müzeler… Bu arada yolda belde karşılaştığım her Ödemişliyi de kucaklamak geçiyor içimden.
Efelerine, türkücüsü Bedia Akartürk’üne, öğretmenlerine, şairlerine, gazetecilerine, politikacılarına, belediye başkanlarına, esnafına, öğrencilerine, annelerine, köylüsüne bin selam olsun!
Ortaokul yıllarımda Tommiks, Teksas ve Karaoğlan’ın maceralarını okurdum büyük bir hazla. Aynı hazzı aldım Alev Coşkun’un tertemiz bir Türkçeyle yazdığı Kuvayı Milliye’nin Doğuşu’nu okurken…