Bazen insan, kelimelerin yetersiz kaldığını kabul etmek zorunda kalır. Çünkü bazı acılar anlatılmaz; yalnızca hissedilir. Gazze, uzun zamandır işte böyle bir acının adı oldu. Yıkılan evlerin, yarım kalan çocuklukların, annesiz büyüyen bebeklerin ve evlatsız kalan anne babaların ortak hikâyesi...

Bir çocuğun oyuncağını enkaz altında bırakması, aslında bütün insanlığın vicdanını orada unutmasıdır. Her patlamanın ardından yükselen toz bulutunun içinde yalnızca beton parçaları değil; umutlar, hayaller ve geleceğe dair inanç da savruluyor. Dünyanın dört bir yanında insanlar ekranlardan bu görüntüleri izliyor. Bir yanda diplomatik açıklamalar, diğer yanda her gün eksilen hayatlar...

Oysa hiçbir siyasi hesap, bir çocuğun gözyaşından daha değerli olamaz. Hiçbir stratejik çıkar, masum bir insanın yaşam hakkının önüne geçemez. Bugün Gazze hakkında kullanılan en ağır ifadelerden biri "soykırım"dır. Bu kavramın hukuki anlamı uluslararası mahkemelerin değerlendirmesine tabidir. Ancak inkâr edilemeyecek bir gerçek vardır: On binlerce insanın hayatını kaybettiği, sivillerin ağır bedeller ödediği ve büyük bir insani felaketin yaşandığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu manzara, yalnızca bölgenin değil, bütün insanlığın ortak vicdanını yaralamaktadır. Bir toplumun geleceği çocuklarıdır. Eğer çocuklar korkuyla uyuyor, açlıkla büyüyor ve ölüm sesleri arasında hayata tutunmaya çalışıyorsa, kaybeden yalnızca o toplum değildir; bütün insanlıktır.

Tarih, sadece savaşları değil, savaşlar karşısında susanları da yazar. Bugün verilen her sessizlik sınavı, yarının vicdan muhasebesinde karşımıza çıkacaktır. Çünkü bazen taraf olmak; bir milleti değil, insanı savunmaktır. Masumun yanında durmaktır. Yaşam hakkını savunmaktır. Gazze bize bir kez daha şunu hatırlattı: İnsanlık, teknolojiyle değil; merhametiyle büyür. Güç, yıkmakta değil, yaşatmaktadır. Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil, vicdanlarda da tecelli etmelidir.

Whatsapp Image 2026 08 07 At 10.04.56

Belki bir gün silahlar susacak. Enkazlar kaldırılacak. Şehirler yeniden kurulacak. Ama çocukların hafızasında yankılanan o korku seslerini kim susturacak? Kaybedilen bir annenin sıcaklığını hangi anlaşma geri getirecek? Yarım kalan hayatların hesabını hangi tarih kitabı tam anlamıyla yazabilecek?

Gazze bugün bize sadece bir coğrafyayı değil, insan olmanın anlamını da sorgulatıyor. Ve belki de asıl soru şudur: Bu kadar acıya tanıklık ettikten sonra, hâlâ sessiz kalabiliyor muyuz?

Çünkü bazen en büyük çığlık, duyulmayan sessizliktir.