Bazı insanlar hayatımıza girer… Bir kahve kokusu gibi yerleşirler içimize. Bir şarkının en güzel yerinde aklımıza gelirler. Bir sokaktan geçerken, hiç beklemediğimiz bir anda kalbimizin kapısını çalarlar.
Ve biz, adına aşk deriz.
Oysa aşk sadece “Seni seviyorum” demekten ibaret değildir.
Aşk; bir insanın sesini duymadan da onun iyi olup olmadığını merak etmektir.
Aşk; kalabalıkların içinde yalnızca bir çift gözü aramaktır.
Aşk; herkes giderken onun kalmasını istemek, herkes susarken onunla konuşabilmektir.
Belki de bu yüzden gerçek aşk, kelimelerden çok hissettirdikleriyle anlaşılır.
Çünkü bazı insanlar “Seni seviyorum” der ama sevgisinin içinde bir gram emek yoktur.
Bazıları ise tek kelime etmez…
Ama sizin üşüdüğünüzü fark eder.
Canınız sıkkın olduğunda sesinizden anlar.
Kimse sormazken “Neyin var?” diye sorar.
Ve siz daha anlatmadan, gözlerinizden hikâyenizi okur.
İşte aşk biraz da budur.
Görülmektir.
Anlaşılmaktır.
Unutulmamaktır.
---
Bugün aşkın da çok hızlı tüketildiği bir dünyada yaşıyoruz.
Bir mesajla başlayan ilişkiler, bir mesajla bitebiliyor.
Dün “Sensiz yaşayamam” diyenler, bugün birbirlerinin hayatında hiç yaşamamış gibi davranabiliyor.
İnsanlar birbirlerini tanımadan birbirlerine sahip olmak istiyor.
Oysa aşk sahip olmak değildir.
Aşk, bir insanın hayatında yer edinmektir.
Onun özgürlüğüne saygı duyarken kalbinde kendine bir yuva bulabilmektir.
Çünkü sevdiğiniz insanı kendinize mahkûm ediyorsanız, bunun adı aşk değil; korkudur.
Kaybetme korkusu…
Aşk ise korkunun tam karşısında durur.
“Gitme” demek yerine,
“Gitmek istersen seni tutmam ama kalırsan sana kalbimin en güzel yerini açarım” diyebilmektir.
---
Bir de yarım kalan aşklar vardır.
Belki de insanın en çok canını acıtanlar onlardır.
Çünkü biten bir ilişkinin bir sonu vardır.
Ama yarım kalan hikâyelerin sonu yoktur.
İnsan bazen yıllar geçse bile kendi kendine sorar:
“Acaba ne olsaydı, biz olurduk?”
İşte o soru, insanın içinde yıllarca yaşayabilir.
Bir şarkı duyarsınız…
O gelir aklınıza.
Bir tarih yaklaşır…
Onu hatırlarsınız.
Bir şehirden geçersiniz…
Sanki hâlâ o sokakta yürüyormuşsunuz gibi hissedersiniz.
Sonra kendinize kızarsınız.
“Bitti artık.”
dersiniz.
Ama kalbiniz size sessizce başka bir şey söyler:
“Bazı insanlar hayatımızdan çıkar ama içimizden çıkmaz.”
---
Belki de aşkın en güzel tarafı budur.
İnsana kendisini yeniden tanıtır.
Birini severken aslında kendi kalbinizin ne kadar büyük olduğunu fark edersiniz.
Ne kadar sabırlı olduğunuzu…
Ne kadar fedakâr olabildiğinizi…
Ne kadar kırılabileceğinizi…
Ve en önemlisi, ne kadar güçlü olduğunuzu öğrenirsiniz.
Çünkü aşk yalnızca mutlu etmez.
Bazen öğretir.
Bazen büyütür.
Bazen de insanın hayatındaki en ağır vedayı yaşatır.
Ama her şeye rağmen insan yine de sevmekten vazgeçmez.
Çünkü insanın kalbi tuhaf bir yerdir.
Kırılır…
Ama yeniden sever.
Üzülür…
Ama yeniden umut eder.
Kaybeder…
Ama bir gün yeniden “belki” diyebilir.
---
Ben aşkın gösterişli cümlelerde değil, küçük ayrıntılarda saklı olduğuna inanıyorum.
Birinin size “Eve vardığında haber ver” demesinde…
Üşüdüğünüzde üzerinize kendi montunu bırakmasında…
Gece herkes uyurken sizinle konuşmak için uykusundan vazgeçmesinde…
Kalabalıkta elinizi bırakmamasında…
Ve en önemlisi;
Siz kendinizden vazgeçtiğinizde bile sizden vazgeçmemesinde…
Çünkü gerçek sevgi, güzel günlerde herkesin yanında olmak değildir.
Asıl mesele, hayatın ağırlaştığı günlerde yanınızda kalabilmektir.
---
Belki bugün bu yazıyı okuyan birinin kalbinde biri vardır.
Belki söyleyemediği bir aşk…
Belki yıllardır unutamadığı biri…
Belki de yanında olduğu hâlde uzaklaştığını hissettiği bir insan…
O halde şunu unutmayın:
Seviyorsanız söyleyin.
Çünkü bazı kelimeler zamanında söylenmediğinde, ömür boyu insanın içinde yankılanır.
“Keşke…”
Aşkın en ağır kelimesidir.
Keşke arasaydım…
Keşke sarılsaydım…
Keşke “kal” deseydim…
Keşke gururumu bir kenara bırakıp sevdiğimi söyleseydim…
Hayat, keşkelere bırakılmayacak kadar kısa.
Seviyorsanız sevin.
Özlediyseniz söyleyin.
Kırdıysanız gönül alın.
Sarılmak istiyorsanız sarılın.
Çünkü yarının ne getireceğini hiçbirimiz bilmiyoruz.
Ve bazen bir insanın hayatındaki en büyük pişmanlık, yaptığı şeyler değil…
Yapmaya cesaret edemediği şeylerdir.
---
Son sözüm şu olsun:
Aşkı küçümsemeyin.
Çünkü aşk, insanın kalbine dokunabilen en güçlü duygulardan biridir.
Ama aşkın değerini sözlerle değil, emekle gösterin.
Çünkü güzel sözler unutulur.
Büyük vaatler zamanla silinir.
Ama bir insanın size gerçekten değer verdiğini hissettirdiği o an…
İşte o an insanın kalbinde yıllarca yaşar.
Ve belki de gerçek aşk tam olarak şudur:
Bir insanın hayatına girdiğinizde onun dünyasını güzelleştirmek; çıktığınızda ise arkanızda güzel bir hatıra bırakmak.
Çünkü bazı aşklar yaşanır ve biter.
Bazıları ise…
İnsanın kalbinde ömür boyu yaşamaya devam eder.