İnsanın hikâyesi, topraktan koparılan bir avuç balçığın can bulmasıyla başlar. Mitolojide, kutsal metinlerde ve rivayetlerde Hz. Âdem’in yaratılışı hep bu toprak merkezli anlatıyla şekillenir.

Şeytanın ateşten yaratılma kibrine karşılık, insanın aslı topraktır; yani mütevazı, yoğrulmaya açık, sabırlı ve üretken bir madde. Cennetin konforundan yeryüzünün o sert ve gerçeğe uyandıran rüzgârlarına bırakılan insan, hayatta kalabilmek için toprağı işlemeyi, buğdayı başağa döndürmeyi ve nihayetinde unu suyla buluşturup ilk hamuru yoğurmayı öğrenir.

Aslında insanlık tarihi, o ilk tekneden taşa dökülen hamurun yoğrulma serüveninden başka bir şey değil.

İnsanın özü de rızkı da aynı hammaddeden, topraktan süzülüyor. Hayatta kalma mücadelesi, alın teriyle karılan o hamurun pişirilmesiyle başlıyor. Fakat zaman dediğimiz çark dönerken, o hamurun da kıvamı, rengi, kokusu değişti. İlk çağlarda insan; doğayla uyum içinde, elleri nasırlı, saf bir emeğin taşıyıcısıydı. Ekmek paylaşıldığı ölçüde kıymetliydi, hamur sabırla beklendiği oranda kabarırdı.

Zaman ilerledikçe insanın fıtrat hamuru da yabancı maddelerle karıştı maalesef. Modern dünyanın hırsı, hız tutkusu ve bitmek bilmeyen rekabeti, insanı o saf balçıktan uzaklaştırdı. Eskiden "emek" denildiğinde akla toprak kokusu, el emeği ve sabır gelirdi; bugün ise her şeyi hızla tüketme, zahmetsizce elde etme arzusu hâkim. Şeytanın o ezelî vesvesesi, bugün modern insanın zihninde "emek vermeden kazanma" ve "başkalarının sırtına basarak yükselme" kibri olarak yeniden karşımıza çıkıyor. İnsan, kendi elleriyle yoğurduğu hayat hamurunu yine kendi elleriyle kirletiyor.

Ne var ki, ne kadar değiştirirsek değiştirelim, insanın köklerinden tamamen kopması imkânsız. Günün sonunda teknenin başına dönmek, o hamuru yeniden kendi ellerimizle karmak zorundayız. Çünkü insanlık; teknolojik ihtişamına, dijital ağlarına ve beton yığınlarına rağmen hâlâ toprağın kokusunu özleyen, samimi bir tebessüme ve adil paylaşılmış bir lokma ekmeğe muhtaç.

Belki de bütün mesele, ellerimizi yeniden o saf ve dürüst hamura batırmakta; hayatın ve insanlığın mayasını bozmadan, daha adil ve vicdanlı bir şekilde yeniden yoğurabilmektedir. Ne de olsa insan neyle yoğrulduysa, sonunda ona dönüşür.