İktidarın ekonomi politikalarında “kalibrasyon” adı altında yeni bir değişikliğe hazırlandığı konuşuluyor.

KOBİ’lerin krediye erişimi kolaylaştırılacakmış.

Piyasa faizleri düşürülecekmiş.

Döviz kredilerindeki sınırlamalar esnetilecekmiş.

Türk lirasının değer kaybetmesine biraz daha fazla izin verilecekmiş.

Bütün bunlar gerçekten ekonominin ihtiyaçlarından mı kaynaklanıyor, yoksa sandığın uzaktan duyulan ayak sesleri mi?

Bence bu soruyu sormak için yeterince neden var.

Çünkü AKP iktidarlarının seçim öncesi ekonomi politikalarını artık ezbere biliyoruz.

Önce frene basılır.

Piyasa daraltılır.

Kredi muslukları kapatılır.

İş insanı yatırım yapamaz, esnaf borcunu çeviremez, KOBİ nefes alamaz hale gelir.

Vatandaş yüksek faiz, düşük ücret ve ağır vergiler altında ezilir.

Sonra seçim yaklaşınca birden “rahatlama” başlar.

Kredi muslukları açılır.

Faizler aşağı çekilir.

Kamu harcamaları artırılır.

Bazı borçlar ertelenir.

Emekliye, memura ve asgari ücretliye küçük dokunuşlar yapılır.

Ardından iktidar kürsüye çıkar:

“Ekonomiyi yine biz düzelttik!”

Oysa düzelttikleri ekonomi değil, seçim takvimidir.

KOBİ’LER ŞİMDİ Mİ
AKILLARINA GELDİ?

Türkiye’de binlerce KOBİ aylardır krediye ulaşamıyor.

Ulaşan da astronomik faizlerle karşılaşıyor.

İşletme sermayesi tükeniyor, çekler ödenemiyor, konkordatolar artıyor. Sanayici üretimden, esnaf dükkanını açık tutmaktan vazgeçme noktasına geliyor.

İktidar bütün bunları bilmiyor muydu?

Elbette biliyordu.

Peki neden bugüne kadar seyrettiler?

Neden iş dünyasının feryadını duymadılar?

Şimdi kredi sınırlamalarının gevşetilmesi elbette önemlidir. KOBİ’nin nefes almasına kimse karşı çıkmaz. Ancak önemli olan yalnızca atılan adım değil, o adımın ne zaman ve hangi amaçla atıldığıdır.

Ekonominin gereği olarak yapılıyorsa geç kalınmıştır.

Seçim hesabıyla yapılıyorsa bunun adı ekonomik program değil, siyasi mühendisliktir.

KUR ARTARSA FATURAYI
KİM ÖDEYECEK?

Bir diğer iddia, döviz kurunun enflasyona yakın bir hızda yükselmesine izin verileceği yönünde.

Bunun anlamı açıktır:

Türk lirası daha hızlı değer kaybedecek.

İthal girdi maliyetleri artacak.

Akaryakıttan ilaca, gübreden sanayi hammaddesine kadar pek çok ürün zamlanacak.

Kur artışı yeniden enflasyona dönüşecek.

İhracatçı kısa süreli rahatlayabilir. Ancak kurdaki her yükselişin faturasını sonunda sabit gelirli yurttaş öder.

Maaşı dövizle artmayan işçi öder.

Aylığı kuru takip etmeyen emekli öder.

Tarlasına gübre, traktörüne mazot almak zorunda olan çiftçi öder.

İktidar iş dünyasına nefes aldırırken faturayı yine halka çıkarırsa bunun adı iyileşme olmaz.

Yükün el değiştirmesi olur.

İLK SİNYALDİR,
AMA KANIT DEĞİLDİR

Merkez Bankası’nın politika faizi yüzde 37 seviyesinde bulunuyor. Banka, son kararlarında sıkı para politikasının sürdürüleceğini ve adımların enflasyon görünümüne göre atılacağını söylüyor.
Bu nedenle konuşulan düzenlemeler şimdilik resmî karar değil, ekonomi ve iş dünyası kulislerine yansıyan beklentilerdir.

Bu kulisler tek başına “erken seçim kararı alındı” demeye yetmez.

Ama iktidarın birdenbire KOBİ’leri, sanayiciyi, esnafı ve kredi piyasasını hatırlaması da sıradan bir gelişme değildir.

Erken seçimin asıl göstergeleri önümüzdeki dönemde ortaya çıkar.

Emekliye ara zam yapılır mı?

Asgari ücret yeniden artırılır mı?

Kredi muslukları geniş ölçüde açılır mı?

Kamu harcamaları hızlanır mı?

Vergi ve prim borçları için yapılandırma gelir mi?

Sosyal yardımlar artırılır mı?

Bunların birkaçı peş peşe gelirse, “kalibrasyon” sözcüğünü bir kenara bırakıp açıkça seçim ekonomisinden söz edebiliriz.

FATURA YİNE
HALKA KALMASIN

İktidarın ekonomide manevra alanı daraldı.

Bir tarafta enflasyon, diğer tarafta durgunluk…

Bir tarafta yüksek faiz, diğer tarafta krediye ulaşamayan üretici…

Bir tarafta değerli TL’den yakınan ihracatçı, diğer tarafta kur artışından korkan milyonlar…

İktidar yalnızca ülke ekonomisini değil, uyguladığı yanlış politikalarla kendisini de çıkmaza soktu.

Şimdi bu çıkmazdan sandık yoluyla kurtulmanın hesabı yapılıyor olabilir.

Evet, yaşanan gelişmeler erken seçimin ilk sinyali olarak okunabilir.

Ancak kesin hüküm vermek için erken.

İktidarın söylemlerine değil, önümüzdeki aylarda atacağı adımlara bakacağız.

Çünkü Türkiye’de seçim ekonomisi davulla zurnayla ilan edilmez.

Önce kredi musluğundan bir damla su akar.

Ardından faizler gevşer.

Sonra para dağıtılmaya başlanır.

En sonunda da sandık milletin önüne gelir.

Ama unutulmasın:

Seçim uğruna ekonominin dengeleriyle yeniden oynanırsa, sandık bir gün kurulur…

Enflasyonun faturası ise yıllarca halkın önünde kalır.
Her seçim sonrası olduğu gibi.