Bu yaşanmış öykü...
İzmir Alsancak'ta doğup, büyümüş...
Bugün 60'lı yaşlarını süren...
Her “delikanlı” kadın ve erkeğin yaşadığı...
Ve dahi yaşattığı...
Bir demet “Yasemen” gibi...
Koklamaya doyamadığı anılar manzumesinin...
Ölümsüz(!) bir parçasıdır...
Başlıyoruz...

*

1975'in Eylül'ü...
İzmir, o ayda bile yapış yapış sıcak...
Akşam saatlerinde başlayan serinlik...
Az-biraz ürpertiyor ama...
O'ssun varsın...

“Yürekler deli gönül olmuş!..”

İzmir'in meşhur imbatı adeta yelpazeden farksız...

*

Mekan, Birinci Kordon'daki “Karina Disko”...
(Çocukluğumuzun Altay Lokali...)
Deniz üstünde emsalsiz güzellikte...
Gençliğin başkenti gibi...
Şimdi yerinde yeller esiyor...
İçeriye girdiniz mi?
Sigara, içki ve halı kokusu genzinizi yakıyor anında...
Tanıdık bir grup var; kızlı-erkekli...
Çoğu birbirinin kuzeni-yeğeni...
Yaşları pek öyle “kakara-kikiri” gibisinden değil...
Masanın moda içkisi, votka-limon...
Aralarında yaşça büyük Mehmet Refik Soyer ve eşi de var...
Delikanlılardan en gösterişli olanının adı, Ahmet...
Uzun boylu, yakışıklı...
Aile şirketlerini (soğukhava deposu ile un fabrikası) yönetiyor...
Taş çatlasın, 22-23 yaşlarında...
Hani...

Gömlek yakalarının yaprak gibi kocaman...
Pantolonların ise İspanyol paça olduğu günler...

Grupta bir kız var...
Uzun boylu, kuğu gibi...
O günlerin çok popüler sinema yıldızı Hale Soygazi'ye benziyor ama...
O'ndan çok daha güzel ve çekici...
Adı, Mine...
Çamlaraltı mezunu, henüz 20'sine bile basmamış...

*

Pist kalabalık ama...
Yakışıklı Ahmet, dünya güzeli Mine'yle...
Dans etmeyi kafaya koymuş, fısıldar gibi soruyor:

“Dans edelim mi?”

Mine, ses çıkarmıyor; sadece yerinden doğruluyor...
Pistte kendilerine yer bulmak için ilerlerken...
Ahmet, diskonun DJ'i ile göz göze geliyor...
Mesaj alınmıştır...
Az sonra...
Ahmet'le “bütünleşen” o melodi...
Bir anda bütün Karina'yı sarıyor...
Taaa yarım asır öncesinin unutulmaz bir Rolling Stones şarkısı...
(Hala dillerde...)
“Angie” çalmaya başlıyor...
Muhteşem bir slow...
Mick Jagger, o şarkıda sevgilisine sesleniyor...

“Bu kara bulutlar ne zaman dağılacak? / O bulutlar bizi buradan nerelere götürecek?” diye soruyor...

Ahmet'in kolları Mine'nin belinde...

Gözler birbirlerinden başkasını görecek gibi değil!
Zaten bu da “Angie” parçasının büyüsü...
Ahmet, genç kızın kulağına fısıldıyor:

“Bu parçayı sevdin mi?”

Mine, gözlerini kırpıyor “evet” anlamında...
Ahmet'e daha bi'cesaret geliyor:

“Çıkalım istiyorum; tabii sen de istersen?”

Mine'nin cevabı tek kelime:

“Hayır!”

Ahmet'in pes etmeye niyeti yok; bir nefeste diyor ki:

“Ama ben ciddi düşünüyorum...”

Gözler buluşuyor yeniden...
Alsancak'ın güzel kızı...
“O zaman olabilir” diyor...
Ah, aşk...
Ahmet'in kanatları olsa...
Sevinçten uçacak o an...

*

Sahne değişiyor...
Bir kaç gün sonra Mine'lerin evindeyiz...
Genç kızın dedesi...
İzmir'in tanınmış tacirlerinden Kale Ticaret'in sahibi Nurettin Çetinyılmaz...
Yemekten sonra ufaktan taşı atıyor Mine'ye:

“Biliyorsun seni isteyen var! Zamanı geldi artık...”

Genç kız, “Biliyorum” dercesine başını sallıyor:

“Onun çok sert bir sesi var ama Ahmet'in sesini, konuşmasını herkes beğeniyor!”

Ev ahalisini şaşırtan bu çocuksu cevaptan sonra...

“Ooo, kim bu Ahmet?” şoku yaşanıyor Mine'nin ailesinde...

*

Mine ile Ahmet'in çok mutlu bir evliliği oldu...
Birbirlerine hep aşkla baktılar...
Dürüst oldular sevdalarına...
Aşklarını masal yapmak yerine...
Parmakla gösterilecek mutluluklara yelken açtılar...
Önce Levent geldi aileye...
Sonra Zeynep...
Mutlulukları perçinlendi...

*

Ahmet de popüler bir ailenin oğluydu...
Sevenleri ordu gibiydi adeta...
Ama...

Ne milletvekili olurken...
Ne KİPA'yı yaratırken...
Ne belediye başkanı koltuğuna otururken...

Kendisinin önüne...
“Piriştina” soyadını asla koymadı...
Fıkralara bile konu olan...
“Arnavut İnadı” gibi bir huyu vardı...
Sabit fikirli değildi...
Ama, laf aramızda “Zor Adam”dı...
Çocukların yanında hiç tartışmazlardı...
Mine'sine adıyla seslenmez...
Hep “Minik” derdi...
İşte, o “Minik”...
Dağ gibi eşini kaybettiği gün...
Tek kelime çıktı, ardı ardına dudaklarının arasından:

“Gitti... Gitti... Gitti...”

Whatsapp Image 2026 06 16 At 05.55.24

*

Kahpe Felek...
22 yıl önce Ahmet'in kalbine fiske atıp durdurmasa...
An itibarıyla 12 gün sonra...
Yani, 28 Haziran'da...

Mine ile Ahmet...

44'üncü evlilik yıldönümlerini...
Evlatlarıyla...
Torunlarıyla...
Ve dahi...
Birbirlerinin kolundan hiç çıkmayan aile dostlarıyla kutlayacaklardı...
Kim bilir?
Belki de...

Efsane Ahmet Piriştina...

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin Reis koltuğunda...
21'inci yılını doldurmuş...
25'inci yılına yelken açmış olacaktı...
Aynen...
Belediye başkanlığına aynı partiden (DSP) birlikte aynı gün başladıkları...
Eskişehir'in an itibarıyla 88 yaşındaki Efsane Reisi Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen gibi...

Kader işte, ne diyeceksin ki?

Bitiriyoruz...

Yukarda dikkatinizi çekmiştir...
Ne hikmetse...

Bir ömür boyu aynı hayatı paylaşan çiftler...
O hayata veda ederken bile...
Sonsuz ayrılığa dayanamıyorlar...

Nitekim...
Ahmet Piriştina'nın eşi Mine Piriştina...
Tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti...
Bir başka deyişle...
İki çocuk ve üç torun sahibi Mine Hanım...
Takvimler “16 Nisan 2024” tarihini işaret ettiği gün...
Bu dünyaya veda etti...
Büyük aşkının yanına yürüdü...

Nokta...

Hamiş: Başkan Ahmet Piriştina, dün gibi (15 Haziran 2004) tarihinde 52 yaşında kalp krizi sonucu hayatını kaybetti... İzmir halkı tarafından daima "efsane başkan" olarak anılıyor...

Sonsöz: “Beni çok özle, bir daha bu kadar sevmeyecekler seni... Aşksız olma ki, ölü olmayasın... Aşk ile öl ki, diri kalasın... / Hz. Mevlana...”