İktidarın başındaki ve atadıkları üç yılı aşkın süredir aynı cümleyi tekrarlıyor: “Dezenflasyon programı başarıyla uygulanıyor.” Peki başarı nerede? Emeklinin cebinde mi? Asgari ücretlinin mutfağında mı? Memurun maaş bordrosunda mı? Ev kadınının bütçesinde mi? Yoksa bankaların kar hanesinde mi?

Çünkü vatandaşın gördüğü tek gerçek var:

Maaşlar yükseliyor gibi yapılıyor, enflasyon daha hızlı davranıp o maaşları cebine girmeden eritiyor, alım gücünü yok ediyor.

Temmuz ayında en düşük emekli aylığı artırıldı.

Daha ilk ayda eridi.

Asgari ücrete yılbaşında yapılan zam, yedi ay içinde binlerce lira değer kaybetti.

Memur zammının dörtte biri ilk maaşta yok oldu.

İşçi ve BAĞ-KUR emeklilerinin aldığı artışın önemli bölümü daha ilk ayda buharlaştı.

Buna zam denmez.

Bu, enflasyon karşısında vatandaşı oyalamaktır.

+++

İktidar yıllardır “faiz sebep, enflasyon sonuç” dedi.

Sonra tam tersini yaptı.

Bugün yüksek faiz var.

Enflasyon hala yüksek.

Demek ki yanlış olan yalnızca ekonomi politikası değil…

Yanlış olan, ekonomiyi toplumdan kopuk yönetme anlayışıdır.

Çünkü ekonomi, grafiklerden ibaret değildir.

Ekonomi; pazara çıkan emeklinin fileyi yarım doldurup eve dönmesidir.

Çocuğunun beslenme çantasını hazırlarken hesap makinesi kullanan annenin yaşadığı çaresizliktir.

Ayın yirmisini göremeden maaşı tükenen memurun sessiz isyanıdır.

+++

Bu düzenin tek kazananı bankalar oldu.

Bugün Türkiye’de yaklaşık 44 milyon insan bankalara borçlu.

Takipteki alacakları da eklerseniz bu sayı daha da büyüyor.

Her sekiz yetişkinden yedisi kredi kartına, ihtiyaç kredisine ya da tüketici kredisine mahkûm edilmiş durumda.

Vatandaşın bankalara toplam borcu yaklaşık 6,5 trilyon lira.

Düşünün…

Bir ülkede insanlar çalıştıkça borçlanıyor.

Emekli oldukça yoksullaşıyor.

Maaş aldıkça fakirleşiyor.

Buna rağmen iktidar “program başarıyla ilerliyor” diyebiliyor.

Evet…

Doğru.

Program gerçekten başarılı.

Ama kimin için?

Bankalar için…

Faiz geliri elde edenler için…

Yüksek enflasyondan servetine servet katanlar için…

Asla emekli için değil.

Asla işçi için değil.

Asla dar gelirli milyonlar için değil.

+++

Bir ülkenin ekonomisi, vatandaşını bankalara mecbur bırakıyorsa orada üretim değil borç büyüyor demektir.

Maaşın yetmediği yerde kredi kartı devreye giriyorsa, kredi kartının yetmediği yerde ihtiyaç kredisi kullanılıyorsa, insanlar eski borcunu yeni borçla kapatıyorsa ortada ekonomik istikrar değil, borç sarmalı vardır.

Bugün Türkiye’de yaşanan tam da budur.

Yoksulluk artık geçici bir sorun değil, yönetim biçimine dönüşmüştür.

Ücretler sürekli enflasyonun gerisinde bırakılarak milyonlarca insan sessizce yoksullaştırılmaktadır.

Sonra da buna “ekonomik program” denilmektedir.

Hayır…

Bunun adı ekonomik program değildir.

Bunun adı, yoksulluğu kalıcı hale getiren bir düzendir.

Ve hiçbir toplum, maaşı her ay biraz daha küçülürken geleceğe umutla bakamaz.

Hani sıkışınca Allah’ımıza sığınıp, “Allah sonumuzu hayırlı etsin” deriz ya…
Yazımızı şöyle bitirelim;
“Allah sonumuzu AKP’siz etsin”