Türkiye O'nu…
İlk kez “Lazca” seslendirdiği…
“Dido Nana / Yaşlı Anne” şarkısıyla tanıdı…
Aslında...
Bir sevginin tükenişini anlatıyordu şarkı…
Türkçe'ye çevirdiğinizde…
Kalbinizi hüzün kaplıyordu:

“Her sevgili bir değil… / Kaderimi başkasına yazdım… / Beni sevdiğini biliyordum ama… / Sen beni başkasıyla değiştin…”

*

O yaşta...
Kıyamet gibi hayranı vardı...
Acayip beğeniliyordu...
Laz kökenliydi...
Gencecikti...
Kimseciklerin aklına gelemeyeni yaptı...

Karadeniz müziği ile...
Rock müziğini sentezleyerek...
Kendi tarzını oluşturdu...

Her parmağında marifet vardı...
Sımsıcak heyecanlar taşıyordu Karadeniz’den...
Memleketimin her köşesine...
Bitmedi...
Aynı zamanda söz yazarıydı...
Oyuncuydu ve (*)aktivistti...

21 yıl önce kurban verdik kanser belasına...

Yaşasaydı...
Bugün...

“55’inci yaşını sürüyor” olacaktı...

*

O'nun şu sözlerini…
2000'li yılların ilk çeyreğini...
Bugünkü tazelikte hatırlayanlar hiç unutmadı:

“Ben müzisyenim, biraz da Karadenizli'yim ama hepsinden öte ben bir devrimciyim ve gerçekten doğru bildiğim her şeyi en azından çok zorlansam bile ortaya koymaktan çekinmem…”

O'nun bu sözlerini…
2000'li yılların ilk çeyreğini…
Bugünkü tazelikte hatırlayanlar hiç unutmadı…

Ne demek istemişti, acaba?

Karadeniz'in ele avuca sığmayan…
Cüssesinden büyük sesin sahibi Kazım Koyuncu?

Adeta felsefe yapıyordu…

O sırada 20'li yaşlardaki Kuzey'in yetenekli yıldızının…
Özenle seçtiği sözlerinin gerisi daha bir vurucuydu!
Gencecik, taptaze bir sesti ama…
Kendine yakıştırdığı devrimci dilini de şahane kullanıyordu…
Şöyle devam etti:

“Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük... Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük... Yanan köyler, kentler, ormanlar... Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük... Biz de öldük ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik… Teşekkürler dünya…”

*

Taaa, yıllar (26 Nisan 1986) önce…
Ukrayna'daki…
Çernobil nükleer felaketine...
Kurban verdiklerimizden biriydi Kazım Koyuncu...
O tarihte…
Henüz 15 -16 yaşlarındaydı…
Kimbilir?
Belki de sonuncusuydu…
Karadeniz'in Türkiye yakasındaki yüzlerce…
Belki de…
Binlerce “akciğer kanseri” teşhisi konanlar arasındaydı…
Tedavisi ise…
Çaresiz kalışın son halkası oldu...

*

Türkiye'ye efsane şarkılar kazandırdı…
Ama öncesi vardı…
Müziğe ilkokulda mandolin çalarak başlamıştı…
Çocukken kulağı hep…
“Kemençeci Yaşar” lakabıyla tanınan…
Yaşar Turna'nın türküleriyle doluydu…
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne başladığında…
Ortaya çıkmanın zamanı geldiğine…
Kendini inandırdı…
Henüz 21 yaşındaydı ve Ali Enver'le birlikte…
“Dinmeyen” adını verdiği müzik grubunun kurucusu olmuştu…

*

Karadeniz tınılarını rock müzikle birleştirip kendi tarzını oluşturdu…

Okulu bıraktı…
Kendini tamamen müziğe verdi…
Şöhret basamaklarını tırmanmaya…
TV dizisi “Gülbeyaz”ın müziklerini yaparken başladı…
Diziyle birlikte…
Konser programları da çoğalıyordu ve…
2004'te ikinci solo albümü “Hayde”yi piyasayla buluşturdu…

*

Kötü haber işte o yıl geldi…
2004'ün Aralık ayında…
Doktorlar…
Kuzey'in genç sesine kanser teşhisi koydular...

“Kendini yorma…” dediler…

O, tam aksini yaptı…
Konserlerin ardı arkası kesilmiyordu…
Son konserini…
4 Şubat 2005'te…
Taksim'deki Yeni Melek Gösteri Merkezi'nde verdi…
O akşam…
Seyircilere şöyle seslendi, adeta veda edercesine:

“Ha kanser, ha konser…”

Aradan yıllar geçti…
O dört kelimelik veda hiç unutulmadı!

*

Takvimler…
25 Haziran 2005'i işaret ederken…
Kazım Koyuncu…
Henüz “34 yaşındayken” bu yaşlı dünyaya veda etti…

*

Merak etmişsinizdir…
Milyonlarca hayranı…
O'na…
Neden “Şair Ceketli Çocuk…” diye sesliyordu?
Kendisi anlatmıştı:

“Çocukken şiirle güzel oynuyordum... Şairlerle çok uğraşıyordum... Bir ceket yaptırmak istedim o zamanlar İstanbul'a gelirken, şair ceketi...”

*

Havanın buz kestiği bir Kasım ayında…
Artvin Hopa'ya bağlı Sugören Köyü’nde dünyaya gelmişti…
Hayata vedası çok acıklı oldu…

Bir Haziran ayı sonu…
Daha 34'ünü bile tamamlayamadan…
İstanbul Amerikan Hastanesi'nde son nefesini verdi…

Sevenlerini çok üzdü…
Bi'daha da…

Kazım Koyuncu gibi bir ses, bir şarkı sözü yazarı ve sahne ustası gelmedi, o topraklara…

*

Vefatından iki gün sonra…
Doğduğu köyde…
Fındık ağaçlarının çevrelediği mezarlıkta…
Sonsuzluğa uğurlandı…
Kazım Koyuncu'nun vefatının ardından Paluri Arzu Kal Demirçi…
Sanatçıyla ilk karşılaştığı günden…
Son ana kadar süren dostluğunu anlattığı…

“Şair ceketli çocuk: Kazım...” kitabını kaleme aldı…

*

Bitiriyoruz…
Kazım Koyuncu…
Kısacık hayatında…
Sadece sanatçı kimliğini koymadı masanın üstünde…
Gencecik devrimci kimliği ile…
Yıllar önce…

“Karadeniz sahil yolu…” için anlattıkları…
Bugün kulaklara küpedir aslında…
Şöyle seslenmişti Devlet yöneticilerine:

“Siz kimsiniz ya, binlerce yılda oluşan bir şeyi siz hangi kafayla, hangi vicdanla tutup da yok edebiliyorsunuz? Sizin kısa vadede kazanacağınız birkaç milyon doların karşılığı, milyonlarca insanın geleceği ve bütün dünyanın ortak mirası olan oradaki doğa, oradaki deniz, oradaki fırtına deresi, oradaki Artvin'in dereleri… Bütün bunlara karşı çıkmak için ne filozof olmak lazım ne sanatçı… Hiç bir şey olmaya gerek yok... Sadece gören bir çift göze sahip olmak ve korkmamak lazım…”

Bu sözler…
Kazım Koyuncu’nun...
Bu güzel ülkenin insanına yaptığı son çağrı oldu…
Bi’de...

Size... Bize... Hepimize...

Daha doğrusu Türkiye’ye minicik özel bir özel bir mesaj yolladı...
Aynen şöyle:

“Bir sizi sevdim bir de şarkılarımı!”

(*) aktivist: Toplumsal, siyasi, ekonomik veya çevresel konularda değişim yaratmak, farkındalık oluşturmak ya da haksızlıkları düzeltmek amacıyla bilinçli ve organize eylemlerde bulunan kişi...

Nokta...

Hamiş: Şu detayı asla unutmayalım: Çernobil faciasının ardından "Çaylarda radyasyon var" iddialarına inat objektiflerin karşısında çay içen o dönemin Sanayi Ticaret Bakanı Cahit Aral, medyanın önünde “İçiniz rahat olsun" mesajı vermek amacıyla bir bardak çay içmişti...

Sonsöz: “Birkaç aylık ömrün var… Soruyorsun kendine, ne götürmek istiyorsun? Para yok, zaten işine yaramaz… Can kalıyor elinde… Can nedir? Uyur, gözünü kapatır gidersin… İyi ki, mülkiyetten bu kadar uzakmışım… Şimdi gitmemem için, asla ölmeyi düşünmemem için bir sebep var… Acayip bir sevgi var… / Kazım Koyuncu…”