Büyük olasılıkla... Belki de... Türkiye’de bir “ilk” ile karşı karşıyayız ve... Alkışlamalıyız...
Adalet Bakanı Akın Gürlek, yeni büro kurulmasıyla...
28 faili meçhul cinayetin aydınlatıldığını belirtti; gerisini şöyle getirdi:
“Bunlar, 20 / 25 yıl önce işlenmiş cinayetler... Devlet mutlaka hesabını sorar... Uğur Mumcu, Çetin Emeç ve Bahriye Üçok gibi önemli dosyalara da bakılıyor...”
*
“Hayırlı olsun...” diyerek, yıllar öncesine gidiyoruz...
O dehşetengiz suikastlarla yoğunlaşan...
Yıllar boyu...
Tetiği çekerlerin “bir tanesi”nin bile bulunamadığı o süreci...
Günışığına çıkarabilmenin kararlılığı ile düğmeye basıldı...
Geç kalınmış da olsa...
Devlet Baba...
En az yarım asırlık
Türkiye’yi acıya boğan üç “korkunç” suikast için...
Kolları sıvadı!
*
Uğur Mumcu’yu anarak başlayalım...
Tarih; 24 Ocak 1993 / Pazar… / Saat 13.25'i gösteriyordu…
Ankara, Çankaya ilçesi, Karlı Sokak'taki evinin önü...
Cumhuriyet yazarı gazeteci Uğur Mumcu otomobilinin başındaydı…
Kontağı en son…
Ailesiyle pizzacıdan döndüğü Cuma akşamı kapamıştı…
Otomobilinin etrafında dolaştı…
Eğilerek lastiklere baktı… Sorun yoktu…
Geceden yağan kar camlara birikmişti…
Onları temizledi…
Buzlu camlara yapışmasın diye…
Cuma akşamı kaldırdığı silecekleri indirdi…
Otomobilin koltuğuna oturdu ve…
Kulakları sağır eden korkunç bir patlama bütün sokağı sarstı…
Sonra?
Sonrası yok!..
Çünkü…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin elinde…
Hiç bir şey yok!
Sadece…
Akıllarda kalan…
Bombayla havaya uçurulan bir otomobil ve…
Kalplerde yaşayan bir gazetecinin…
Hayata acı vedasıydı!
*
Aradan 33 yıl geçti…
Bu ne demektir biliyor musunuz?
103 yaşını geride bırakan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin…
Bu kahreden olayın…
Failini…
Ya da planlayıcılarını…
“12 bin küsur gündür!…
Bulamayışıdır…
Ne kadar acı değil mi?
*
Yıldız Tarihi, “06 Ekim 1990 / Cumartesi”
Prof. Dr. Bahriye Üçok'un kızı Kumru…
Kapıdan annesine sesleniyor:
“Sana kargo gelmiş, gidip alıp geleceğim…”
Bahriye Hoca telaşlandı doğal olarak!
Bir nefeste sordu:
“Ne yollamışlar, kim yollamış?”
Kumru, annesine karşılık veriyor:
“Merak etme ben şimdi gider alırım”…
N’tekim, Kumru eve girmekten vazgeçti…
Doğru, kargo şirketine gitti…
İmza attı; paketi aldı…
Eve döndüğünde…
Paketi girişteki mermerin üzerine bıraktı...
Annesine…
Şakacıktan “Bombanı getirdim…” diye seslendi…
Bahriye Üçok…
Ölüm tehditleri aldığı için çok dikkatliydi…
Bomba eğitimi bile almıştı…
Ancak…
Paketin yırtılan bir ucundan…
İçinde bir kitap olduğu görünüyordu…
“Kitaptan ne zarar gelir ki…” diye içinden geçirdi…
Makasla paketin ipini kesti ama açamadı…
Kumru yanında duruyordu…
Kızına…
“Biraz zor açılıyor… Bunun içinde bir şey mi var, nedir? Yine de sen benden uzak dur... Ben de bunu dışarıda açayım” diyerek, yanından uzaklaştırdı…
O sırada evdeki usta da…
Banyodaki şofbeni tamir ediyordu…
Kumru, tam banyoya doğru yönelmişti ki…
Kulakları sağır eden bir gürültü ve…
Ardından boğuk bir çığlık duyuldu…
Kumru…
“Anne… Annem…” diye bağırdı; ses yoktu…
Dumanlar dağılırken…
Ömrü boyunca unutamayacağı bir şekilde annesini gördü…
Prof. Dr. Bahriye Üçok'un…
Sol kolu başının altından geçmiş, havada duruyordu...
Kolun ucunda eli yoktu…
Kumru taş kesilmişti…
Ağlayamıyordu bile!
Hastaneye götürülürken…
Bahriye Hoca'nın…
Sadece eli değil…
İki bacağı ve bir kolunun koptuğu, gözünün de yerinde olmadığı…
Fark edildi…
Hastaneye ulaştırıldığında son nefesini verdi…
O sırada…
70'li yaşın ilk basamağındaydı…
Aradan 36 yıl geçti...
Suikastçı ya da suikastçılar bulunamadı...

*
Takvimler, “1990 yılı”nı gösteriyordu...
Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç...
7 Mart 1990 Çarşamba sabahı...
İstanbul Kadıköy, Suadiye'deki evinin önünden...
Gazeteye gitmek için tam da otomobiline binerken...
Maskeli iki saldırgan, Emeç’e iki yanından yaklaştılar...
Saldırganlardan biri sağ arka kapıyı açarak susturuculu silahla...
Diğeri ise sol arka camdan ateş ederek...
Çetin Emeç'i çapraz ateşe tuttular...
Ünlü gazetecinin vücuduna yedi kurşun isabet etmişti...
Bunlardan üçü kalbine girmişti...
55 yaşındaki usta gazeteci olay yerinde hayatını kaybetti...
Şoförü Sinan Ercan can havliyle araçtan çıkıp kaçmaya çalışmıştı ama...
Saldırganlardan biri peşinden giderek Ercan'ı da öldürdü...
Ne var ki...
Suikastın arkasındaki tüm karanlık noktalar ile...
Azmettiriciler tamamen aydınlatılamamıştı...
Üstelik...
Aradan tam “36 yıl” geçti...
...Ve, nokta, deyip...
Bitiriyoruz:
Uğur Mumcu'yu kaybettiğimizde…
“İsmet Abi” olarak anılan…
O günlerin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin…
Çaresizlik içinde şunları söylemişti:
“Cinayetin arkasında İran’la bağlantılı radikal bir grup vardı… İranlı diplomatlar izlendi… Araştırmalar deşifre edilince şüpheliler yurtdışına kaçtı… Cinayeti çözmeyi hepimiz çok istiyorduk, yapamadık olmadı…”
Bakan Sezgin...
Önemli bir ayrıntıyı daha dile getirmişti:
Süleyman Demirel ve Erdal İnönü dahil herkesin…
Cinayetin aydınlatılması için “samimi bir uğraş verdiğini” söyledi…
Ancak…
Emniyet'in, Mumcu'yu öldüren bombayı…
İlk defa o cinayette tanıdığını söylemeyi de ihmal etmedi…
“İsmet Abi”nin son sözleri şöyle olmuştu:
“Sadece Sayın Demirel değil, rahmetli Erdal İnönü, hepimiz namus sözü verdik… İnönü de (Boynumuzu borcudur) dedi... Çok içtenlikle söylüyorum, hepimiz samimiyetle konuştuk… Yapamadık olmadı ama (bir gün) çözülecektir…”
Son cümleye dikkat ettiniz mi?
“Bir gün mutlaka çözülecek!”
Nokta…
Hamiş: Zülfü Livaneli anlatıyor: “1973'te yazdığım bir şiirin, efsane dostum Uğur Mumcu'nun (Sesleniş) yazısına kaynak olması ve (Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi) dizesinin onunla bütünleşmesi ömrümün en büyük onurlarından biridir…”
Sonsöz: “Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın noktaya getirdiğinde sakın vazgeçme… İşte orası, kaderinin değişeceği noktadır… / Hz. Mevlana…”