Bugün küresel jeopolitiğin en çetin mücadele alanlarından biri, hiç şüphesiz Doğu Akdeniz’dir. Yıllarca sadece dar bir "ada meselesi" olarak çerçevelenmek istenen Kıbrıs, bugün Türkiye’nin denizlerdeki bağımsızlık manifestosu olan Mavi Vatan Doktrini'nin tam merkez üssü konumundadır.
Gelinen noktada net bir gerçeği vurgulamak gerekir: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) olmadan Mavi Vatan’ın sınırlarını çizmek; Türkiye olmadan da KKTC’nin varlığını, egemenliğini ve haklarını korumak mümkün değildir.
Geçmişte Türkiye’yi kendi kıyılarına, Antalya Körfezi’ne hapsetmeyi amaçlayan maksimalist haritalara ve Sevr dayatmalarına karşı Ankara, sahada ve masada ezber bozan bir strateji yürütmektedir. Bu stratejinin arkasında, uluslararası dengeleri titizlikle okuyan ve "Oyun Kuran Türkiye" vizyonunu hayata geçiren Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı liderliği yer almaktadır.
Doğu Akdeniz’deki Türk varlığını hiçe sayarak İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ortaklığıyla hayata geçirilmek istenen EastMed (Doğu Akdeniz Doğal Gaz Boru Hattı) Projesi, Türkiye’yi dışarıda bırakarak Avrupa’ya enerji koridoru kurma girişimiydi. Ancak Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Mutabakatı, Akdeniz’in ortasına sarsılmaz bir hukuki kalkan örmüştür.
Bu hamleyle Türkiye, EastMed’in geçeceği güzergâhı resmen kendi kıta sahanlığı olarak tescil etmiş ve Ankara’nın onayı olmadan bölgeden hiçbir boru hattının geçemeyeceğini dünyaya ilan etmiştir. Türkiye’nin bu kararlı duruşu ve Libya anlaşmasının sağladığı stratejik üstünlük sayesinde EastMed Projesi hem mali hem de jeopolitik olarak resmen çökmüş ve tarihin raflarına kaldırılmıştır. Batı merkezli odaklar, Akdeniz’de Türkiye’siz hiçbir denklemin kurulamayacağını bu süreçte açıkça görmüştür.
Son dönemde İsrail ile Yunanistan’ın yeniden bir araya gelerek Doğu Akdeniz’deki dengeleri kendi lehlerine çevirme çabaları ve Meis adası çevresinde atılmaya çalışılan tek taraflı adımlar, bölgesel manipülasyonların hâlâ bitmediğini açıkça göstermektedir. Ancak Türkiye, Meis ve çevresinde hayata geçirdiği yeni stratejik hamlelerle bu provokasyonlara sahada ve masada en sert cevabı vermekte, hiçbir dayatmaya geçit vermeyeceğini bir kez daha kanıtlamaktadır.
Türkiye, hak ve menfaatlerini sadece masadaki anlaşmalarla değil, sahada gösterdiği fiili varlıkla da tescillemiştir. Deniz Kuvvetlerimizin gerçekleştirdiği tatbikatlar, Türk donanmasının bölgedeki mutlak hâkimiyetini kanıtlamıştır. Sahanın en somut ve stratejik adımları ise doğrudan KKTC topraklarında ve sularında atılmaktadır; bu kapsamda kurulumu tamamlanan Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi (GTHS) sayesinde Doğu Akdeniz’deki tüm deniz trafiği milli yazılımlarla anlık olarak izlenmektedir. Ayrıca Beşparmak Dağları’na konuşlandırılan milli elektronik harp sistemleri ve Geçitkale Havalimanı’ndaki SİHA üssümüz bölgede havadan ve karadan tam bir koruma sağlarken, İskele ve Boğaz bölgelerinde çalışmaları yürütülen deniz üssü projeleri de Türk donanmasının adadaki varlığını kalıcı kılmaktadır.
Sahadaki bu askeri ve teknolojik üstünlük, Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen yoğun bir diplomasi trafiğiyle taçlandırılmıştır. Sn. Cumhurbaşkanımız, Birleşmiş Milletler kürsüsü başta olmak üzere tüm uluslararası platformlarda, miyadını doldurmuş "federasyon" formüllerini geride bırakmış; çözüme giden tek yolun KKTC’nin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tanınması olduğunu açıkça ilan etmiştir.
Ankara, KKTC'nin Türk Devletleri Teşkilatı’na (TDT) anayasal adıyla gözlemci üye olmasını sağlayarak diplomatik izolasyonları da tek tek kırmaktadır. Cumhurbaşkanımızın kararlı duruşu, Rum-Yunan ikilisinin Avrupa Birliği ve ABD’yi arkasına alarak kurmaya çalıştığı asimetrik baskı mekanizmalarını boşa çıkarmıştır.
Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen vizyon, Türkiye’nin adadaki varlığının ve desteğinin sarsılmaz boyutunu gözler önüne sermektedir. "Asrın Projesi" ile adaya taşınan Anadolu suyunun ardından, şimdi de Akdeniz’in altından döşenecek deniz altı doğal gaz ve elektrik hatlarıyla KKTC’nin enerji güvenliği tamamen garanti altına alınmaktadır.
Milli Savunma Bakanlığımızın da altını çizdiği üzere: "Kıbrıs Türk halkının haklarını yok sayan hiçbir girişim kabul edilemez." Türkiye, garantörlük haklarından ve Mavi Vatan’daki egemenlik haklarından milim geri adım atmayacaktır.
KKTC, Akdeniz’in ortasında sadece bir ada değil; büyük ve güçlü Türkiye’nin denizlerdeki uç beyliği, haklı davası ve mukaddes bir toprağıdır. Sahadaki askeri caydırıcılığımız, Libya anlaşmasının getirdiği stratejik kalkan ve Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın liderlik dehası birleştiğinde ortaya çıkan tablo nettir: Mavi Vatan güvendedir, KKTC asla yalnız kalmayacaktır!