Kurultay kürsüsünden verilen söz çok açıktı. “Bu benim namus borcumdur” denildi.
Ardından da, “Bundan böyle adaylar önseçimle belirlenecek” sözü verildi.
Salondaki binlerce delege alkışladı. Çünkü bu söz yalnızca bir seçim vaadi değil, parti içi demokrasiye verilmiş bir taahhüttü.
Sonra yerel seçimler geldi…
Ve verilen sözlerin tamamı rafa kaldırıldı.
Önseçim yapılmadı.
Üyeye sorulmadı.
Örgütün iradesi yok sayıldı.
Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel başta olmak üzere dar bir kadro masaya oturdu; büyükşehir belediye başkan adaylarını, il ve ilçe belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini tek tek belirledi. Yıllarca emek verenlerin, örgütte alın teri dökenlerin, liyakat sahibi insanların yerine birkaç kişinin tercihleri aday listelerine dönüştü.
Üstelik buna da “kamuoyu araştırması” dendi.
“Yapay zeka destekli çalışma” dendi.
Sanki bilgisayar ekranından çıkan isimler aday olmuş gibi anlatıldı.
Oysa adayları belirleyen ne yapay zekaydı ne de örgütün iradesiydi.
Kalemi elinde tutan birkaç kişiydi.
Bugün o kalemle yazılan isimler birer birer AKP saflarına geçiyor.
Vatandaşın CHP’ye verdiği oylarla seçilenler, kapağı iktidar partisine atıyor.
İstanbul’da Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl, Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez ve Şile Belediye Başkanvekili Sacit Terzi’nin AKP’ye katılması bunun son örneği oldu.
Şimdi onları aday yapan ve belediye başkanı seçilmelerini sağlayanlar çıkıp “ihanet” diyor.
Hakaret ediyorlar.
Beddua ediyorlar.
Elbette seçildiği partiyi kısa süre sonra terk etmek, seçmene karşı ağır bir siyasi sorumluluk tartışmasını beraberinde getirir.
Ama bunun yanında şu sorular da mutlaka sorulmalıdır:
Bu isimleri aday yapanlar kimdi?
Bu insanların siyasi duruşunu, geçmişini ve partiye bağlılığını yeterince araştırmadan belediye başkanlığına taşıyanlar kimlerdi?
Madem bu kadar kolay parti değiştirecek kişilerdi, neden örgütün önüne konuldular?
Neden seçmene karşı bu isimlere kefil olundu?
İstanbul’da 2019 seçiminde Ekrem İmamoğlu’nun seçilmesinde büyük emeği olan Canan Kaftancıoğlu dün şöyle diyordu:
“CHP örgütlerinde sayısız liyakatli insan varken; ideolojisi, fikri, zikri geçtim, tamamıyla ahlâkı olmayan bu kişilerin sosyal demokrat bir partide yer bulabilmeleriydi asıl sorun.
Ne şekilde yer bulduklarının önemi yok bu saatte…
Adaylaşması sürecinde bir dahlim olmasa da bu karede benim dönemimde ilçe başkanlığı yapmış bir karaktersiz de var ne yazık ki!
Çok üzgünüm ve kendi payıma düştüğü kadarıyla affola…”
Sormak gerekir:
CHP örgütleri bu insanlar makam sahibi olsun diye mi gecesini gündüzüne kattı?
Sandık başlarında sabahladı…
Hakaret gördü…
Sopa yedi…
Gerçek özeleştiri tam da burada başlamalıdır.
İhanet edenleri konuşmak kadar, ihanet edeceği öngörülebilecek kişileri liyakat yerine sadakat hesaplarıyla adaylaştıran anlayışı da sorgulamak gerekir.
Çünkü parti içi demokrasi ortadan kalktığında, önseçim kaldırıldığında ve üyelerin iradesi yok sayıldığında yanlış tercihlerin bedelini bütün parti öder.
Bugün yaşananlar sadece üç belediye başkanının parti değiştirmesi değildir.
Asıl mesele, verilen sözlerin tutulmamasıdır.
Çünkü önseçim yalnızca bir aday belirleme yöntemi değildir.
Önseçim; denetimdir.
Önseçim; örgütün vicdanıdır.
Önseçim; yanlış tercihleri azaltan en güçlü demokratik mekanizmadır.
Eğer kurultay kürsüsünde verilen “namus borcu” sözü tutulmuş olsaydı, belki de bugün bu tartışmaların hiçbiri yaşanmayacaktı.
Siyasette en ağır yük, tutulmayan sözlerin yüküdür.
Canan Kaftancıoğlu bir kişi adına özeleştiri yaptı.
Bu dönekleri adaylaştıranlar, sizin söyleyecek sözünüz, özrünüz yok mu?
+++
Yeni Parti’ye geçen arkadaşlara da naçizane bir önerim var:
Partinin tüzüğünü dikkatle okusunlar.
Önümüzdeki ilk seçimde de önseçim yok. Çünkü bu konuda karar yetkisi Parti Meclisi’ne bırakılmış durumda.
Seçilebilir sıralara, Özgür Özel’le birlikte hareket eden dar kadronun yazılacağını düşünüyorum.
Yeni Parti’ye geçen bazı isimler hakkında, yürüyen soruşturmalar nedeniyle milletvekili dokunulmazlığına ihtiyaç duyabilecekleri yönünde iddialar dile getiriliyor. Eğer böyle bir siyasi hesap varsa, ilk sıraların bu isimlere ayrılması da kimseyi şaşırtmayacaktır.
Partiye yıllarını vermiş il ve ilçe başkanları ise yine listenin arka sıralarında, dolgu malzemesi olarak hatırlanacaktır.
Bu yazıyı okurken bana kızabilirsiniz.
Hatta hakaret de edebilirsiniz.
Yalanlayabilirsiniz.
Ama sizden bir ricam var:
Bu yazıyı kesip saklayın.
Seçim zamanı geldiğinde yeniden çıkarıp okuyun.
Eğer haksız çıkarsam, sizlerden ve haksızlık ettiğim herkesten açıkça özür dileyeceğim.
Ama yılların siyasi tecrübesi bana şunu söylüyor:
Beni yine yanıltmayacaklardır.
Ve o gün geldiğinde, bugün CHP’de, Atatürk’ün kurduğu partide kalmayı tercih ettiğimiz için bize hakaret edenlerin de söyleyecek çok sözü kalmayacaktır.