Bir hukuk devletinde en temel ilke şudur: Önce suçlama olur, sonra savunma yapılır. Suçlamada iddianameye dayanır. Savcı iddiaları ortaya koyar, belgeleri, tanıkları gösterir. Bir insan neyle suçlandığını bilmeden kendini nasıl savunabilir?
Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in avukatlarının yaptığı açıklama, işte tam da bu soruyu yeniden gündeme getiriyor.
Açıklamaya göre Tunç Soyer, ilk dosyadan tahliye edilmesine günler kala, daha önce ayrılmış bir soruşturma dosyası gerekçe gösterilerek yeniden tutuklandı. Aradan aylar geçmesine rağmen hala iddianame hazırlanmadığı ifade ediliyor.
Avukatları, aynı konunun farklı suç tanımlarıyla tekrar tekrar soruşturulduğunu, kooperatifler üzerinden yeni dosyalar açıldığını ve buna rağmen somut bir suç isnadının ortaya konulamadığını dile getiriyor.
Hem de bir kez değil bir çok kez.
Daha dikkat çekici olan ise şu iddia var.
Tutukluluk incelemelerinde Tunç Soyer, “Neyle suçlandığımı söyleyin ki savunmamı yapayım” diyor. Avukatlarının açıklamasına göre hakim bu soruya somut bir yanıt veremiyor, ancak tutukluluğun devamına karar veriliyor.
Eğer bu iddialar doğruysa, üzerinde durulması gereken ciddi bir hukuk sorunu vardır.
Çünkü tutuklama, ceza değildir.
Yargılama başlamadan verilen peşin hüküm hiç değildir.
Tutuklama; delilleri karartma, kaçma ya da soruşturmayı etkileme riski gibi istisnai nedenlerle başvurulabilecek geçici bir koruma tedbiridir.
İddianamenin uzun süre yazılmaması, kişinin hangi somut eylem nedeniyle suçlandığının ortaya konulamaması ve buna rağmen özgürlüğünden mahrum bırakılması, yalnızca sanığı değil, hukuk devletine duyulan güveni de tartışmalı hâle getirir.
Elbette yargının görevi, iddiaları araştırmak ve suç işlendiğine dair yeterli şüphe varsa kamu davası açmaktır.
Ancak aynı yargının görevi, soruşturmayı makul sürede tamamlamak ve kişi özgürlüğünü gereksiz yere sınırlamamaktır.
Hukukun gücü, tutuklama kararlarının çokluğundan değil; kararlarının gerekçesinden ve adilliğinden gelir.
Tunç Soyer’in suçlu olup olmadığına karar verecek olan mahkemelerdir.
Ancak ortada hala bir iddianame yoksa, kamuoyunun “Bu tutukluluk hangi somut suçlamaya dayanıyor?” diye sorması da en doğal haktır.
Adalet, yalnızca doğru karar vermek değildir.
Doğru zamanda, açık gerekçeyle ve hukuk kuralları içinde karar verebilmektir.
Hep söyledik, söyleriz.
Geciken adalet, çoğu zaman adalet olmaktan çıkar.
Ve hukuk, herkese eşit uygulanmadığı duygusunu yaratmaya başladığında, yalnızca bir kişinin değil, bütün toplumun güveni yara alır.
Bu tutukluluk da toplumun güvenini sarsmaktadır.
Adaleti göreve çağırıyoruz.