Polis Çiğli’de binlerce uyuşturucu hap yakaladı.
Haberi okuduk, geçtik.

Oysa ele geçirilen sadece sentetik haplar değildi.
Birilerinin geleceği, birilerinin çocuğu, birilerinin hayatı da o poşetlerin içindeydi.

Uyuşturucu artık arka sokakların karanlık meselesi değil.
Apartman boşluklarında, okul çevrelerinde, park banklarının yanında.
Bir hap kadar küçük, bir ömür kadar yıkıcı.

Eskiden “uyuşturucu” dediğimizde gözümüzde belli görüntüler canlanırdı.
Bugün tablo değişti.
Ucuz, renkli, masum görünümlü sentetik haplar…
“Bir kereden bir şey olmaz” yalanıyla başlayan yolculuk, çoğu zaman tabutla bitiyor.

Ben bu meselenin sadece haber tarafını değil, insan tarafını gördüm.
Milletvekilliğim döneminde, kapımı çalanların hepsi siyasi talep için gelmedi.
Bazıları gözyaşları içinde geldi.
“Çocuğumu kurtarın” diyen anneler vardı.
Yanında oturup tek kelime edemeyen, çaresizlikten boynu bükülmüş babalar…

O an anlıyorsunuz ki mesele rakam değil.
İstatistik hiç değil.
Karşınızda dağılan bir aile, yitirilen bir hayat duruyor.

AMATEM’de yer bulabilmek için günlerce uğraştığımız oldu.
Ege Ümiversitesi’ne çocuğunu yatırabilsin diye kapı kapı dolaşan ailelere yardımcı olmaya çalıştım.
Çünkü o çocuklar “suçlu” değildi.
Bir boşluğa düşmüş, bir çıkış aramışlardı.

Yetkililer rakamlarla konuşuyor:
Operasyon sayısı arttı, ele geçirilen hap sayısı arttı.
Ama konuşulmayan bir rakam var:
Kaybedilen çocuk sayısı.

Her operasyondan sonra aynı cümleleri duyuyoruz:
“Uyuşturucuyla mücadele kararlılıkla sürüyor.”
Peki ya sonrası?

Bu haplar neden bu kadar kolay dolaşıma giriyor?
Neden yakalananlar çoğu zaman “taşıyıcı”, “sokak satıcısı”?
Zincirin üst halkaları neden hep sisli?
Ve en önemlisi:
Tedavi, rehabilitasyon, sosyal destek aynı kararlılıkla sürüyor mu?

Şunu çok net söylemek istiyorum:
Uyuşturucu ile mücadele bir operasyonluk iş değildir.
Bir baskınla, bir açıklamayla, bir manşetle bitmez.

Bu mücadele kararlılık ister.
Ama en çok da süreklilik ister.

Bugün Çiğli’de hap yakalarsınız.
Yarın başka bir ilçede yenisi çıkar.
Eğer aynı irade tedavide yoksa,
aynı süreklilik sosyal politikalarda yoksa, aynı kararlılık gençlere umut vermekte yoksa
o haplar bir yolunu bulur.

Uyuşturucuyla mücadele sadece polisiye bir mesele değildir.
Bu bir toplum sağlığı, bir insanlık, bir gelecek meselesidir.

Ben o annelerin gözyaşlarını gördüm.
O babaların sessizliğini duydum.
Bu yüzden söylüyorum:

Uyuşturucu ile mücadele, günü kurtarma işi değil;
hayat kurtarma işidir.