Gazeteci Bahadır Özgür’ün yazdığı, İstanbul Ticaret Odası’ndaki sunum en çok konuşulan ve paylaşılan başlıklarından biri oldu.
Özellikle şu veri tartışmanın merkezine oturdu:

“Seks sektöründe 100 bin kadın ve kız çalışıyor.”

Kimi bu rakamın neden verildiğini sorguladı.
Kimi kullanılan dili eleştirdi.
Kimi de Ticaret Odası’nın gündemini tartıştı.
Bu rakam, mutlaka İçişleri Bakanlığı verilerinde vardır. Bir artı, bir eksi. Ama bu rakamı açıklayan bakanlık yetkilileri değil, İstanbul Ticaret Odası’dır.

Eleştiri yapılabilir.

Ama asıl bakılması gereken yer başka.

*

Çünkü bu rakam, kaynağı tartışılır da olsa, bize bir sosyal zemini işaret ediyor. Bir çöküşü işaret ediyor.

Türkiye’de tablo ağır.

Yoksulluk derinleşiyor.
Çocuk işçiliği bitmiyor.
Kayıt dışı emek büyüyor.
Kadınların ekonomik kırılganlığı artıyor.
Çaresizlik insanları kötüye ve kötülüğe sürüklüyor.

Sunumdan aktaralım;
Türkiye’de yetim, öksüz çocuk sayısı 350 bin civarında, devlet koruması altındaki çocuk sayısı: 25 bin, cezaevindeki çocuk sayısı 5 bin 300, sokakta yaşayan çocuk sayısı: 45 bin, resmi kayda göre çalışan çocuk sayısı 720 bin, geniş kapsamlı tahmin ise 3 milyon.
Ve yazdık, tekrar edelim, sektöründeki kadın ve kızların toplamı 100 bin olarak geçiyor.

Böyle bir zeminde risk alanlarının büyümesi şaşırtıcı değildir.

Burada kolay olan, bütün tartışmayı İTO’nun kullandığı ifadeye sıkıştırmaktır.

Ama zor olan şudur:
Aynaya bakmak.

Türkiye’de yoksulluk artmışsa…
Sokakta yaşayan çocuk sayısı konuşuluyorsa…
Kadınların çaresizlik sarmalına itildiği bir tablo tartışılıyorsa…
Bunun siyasal sorumluluğu vardır.
Ve bu sorumluluk havada değildir.

Bu ülkeyi 22 yıldır kesintisiz yöneten siyasi iktidar, ortaya çıkan sosyal ve ekonomik tablonun birinci derecede muhatabıdır.

Çünkü yoksulluk kader değildir; ekonomi politikalarının sonucudur.
Çünkü sosyal devlet zayıflarsa, kırılganlık büyür.
Çünkü gelir dağılımı bozulursa, en ağır bedeli kadınlar ve çocuklar öder.

Bugün konuştuğumuz tablo, yılların birikmiş sonucudur.

*

İTO’ya düşen görev elbette böylesine hassas verileri paylaşırken daha şeffaf olmak, kaynakları açıkça ortaya koymak ve dili daha özenli kurmaktır.

Bu yapıcı bir eleştiridir.

Ancak büyük resmi görmezden gelip bütün okları tek bir sunuma çevirmek de gerçeği örtmez.

Açık konuşalım ve tekrar edelim.
Türkiye’de yoksulluk büyüdüyse…
Çaresizlik derinleştiyse…
Toplumsal kırılganlık genişlediyse…

Bunun siyasi sorumluluğu, 22 yıldır ülkenin direksiyonunda oturan iktidarın omuzlarındadır.

Yetki kimdeyse…
Sorumluluk da ondadır.
Bu tablodan kaçış olmaz, olmamalıdır.