Gençlerbirliği–Fenerbahçe maçında küçücük bir çocuğun sırtındaki Fenerbahçe formasının çıkarttırıldığını görünce içim acıdı.
Korkmuştu çocuk…
Ne olduğunu, insanların neden kendisine öfkeyle baktığını anlamaya çalışıyordu.
Oysa onun yaptığı tek şey, sevdiği takımın formasını giymekti.
Bu toplum nereden nereye geldi?
Bakın, anlatayım…
21 Mayıs 1967…
11 yaşıma basmama iki ay kalmıştı.
Babam Galatasaraylıydı, ben ise doğduğum kentin takımı Eskişehirspor’u tutuyordum.
Babam elimden tuttu, beni İstanbul’a götürdü. Hayatımda ilk kez İstanbul’u, ilk kez Ali Sami Yen Stadı’nı görecektim.
Babamın içinde Galatasaray sevgisi, benim sırtımda Eskişehirspor forması vardı.
Binlerce Galatasaraylının arasında, yan yana oturarak maçı izledik.
Ne ayrı bir deplasman tribünü vardı ne de bizi çevreleyen güvenlik duvarları…
Kimse formama dokunmadı.
Kimse babama, “Bu çocuğu buraya neden getirdin?” demedi.
Kimse bana öfkeyle bakmadı.
O maçta yıllarca milli takım kalemizi koruyan Turgay Şeren’i izlemiştim. Metin Oktay yoktu. Ama daha sonraki yıl “Taçsız Kral”ı canlı izlemek nasip oldu.
Maçın 10’uncu dakikasında Tarık Kutver, Galatasaray’ı 1–0 öne geçirdi.
Babam sevindi.
Ali Sami Yen tribünleri ayağa kalktı.
30’uncu dakikada Nihat Atacan müthiş bir gol attı. Bu kez ben yerimden fırladım:
“Gol!”
Ardından çocuk sesimle bağırdım:
“Es es es, ki ki ki, eski eski Es!”
Çevremde binlerce Galatasaraylı vardı.
Hiç kimse bana dokunmadı.
Hiç kimse formamı çıkarmaya kalkmadı.
Hiç kimse çocuk sevincimi susturmadı.
54’üncü dakikada Ayhan Elmastaşoğlu, Galatasaray’ı yeniden öne geçirdi: 2–1.
Maç böyle bitecek derken 81’inci dakikada Eskişehirspor’un kaptanı, efsane golcümüz Fethi Heper sahneye çıktı ve skoru 2–2 yaptı.
Yine ayağa kalktım.
Yine sevindim.
Yine bağırdım.
Maç berabere bitti. Babamla birlikte stattan çıktık, Taksim tarafındaki otelimize gittik. Babam da üzgün değildi, ben de… Birer puanı paylaşmıştık.
Aradan 59 yıl geçti.
Bugün geldiğimiz noktada, dört yaşındaki bir çocuğun sırtındaki forma bazı yetişkinleri öfkelendirebiliyor. Çocuk korkutuluyor, forması çıkarttırılıyor ve onu öfkeli insanların arasından bir polis memuru kucağına alarak uzaklaştırıyor.
Utanç verici olan, bir çocuğun Fenerbahçe forması giymesi değil; yetişkin insanların küçücük bir çocuğun formasından ne istediğidir.
Çocuğun formasını çıkarttıran kişi hakkında soruşturma açılması ve gözaltına alınması doğrudur. Ancak yalnızca cezalandırmak yetmez. Bizi bu tahammülsüzlüğe getiren ortamı da sorgulamak zorundayız.
Futbol rekabettir; düşmanlık değildir.
Forma sevgidir; suç aleti değildir.
Tribün, çocukların korkutulacağı değil, babalarının elinden tutup hayatları boyunca unutamayacakları anılar biriktireceği yerdir.
Ben, Galatasaraylı babamın yanında Eskişehirspor formamla Ali Sami Yen’de bağırabildim.
Bir çocuk da Gençlerbirliği tribününde Fenerbahçe formasıyla oturabilmeliydi.
Üstelik korkmadan…
Ağlamadan…
Üzerindeki forma çıkartılmadan…
Bir çocuğun formasına tahammül edemeyenlerin tuttuğu takımın büyüklüğünden söz edilemez.
Çünkü hiçbir kulübün rengi, bir çocuğun gözyaşından daha değerli değildir.
Gençlerbirliği yöneticilerini de kutluyorum. Olayı kınadılar ve taraftarlık zihniyeti ile bağdaşmadığını açıkladılar.
Diliyorum ve istiyorum ki, yine eskisi gibi iki takım taraftarları yan yana maç izleyebilsinler.
Kim yenerse yensin, dostluk kazansın.