Yeni Parti Gaziantep Milletvekili Melih Meriç’e bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Melih Meriç, uğradığı bıçaklı saldırıda ağır yaralandı, ölüm tehlikesi geçirdi. Neyse ki ameliyatın ardından sağlığına kavuşma yolunda.
Bir milletvekiline, bir insana yönelik bu saldırıyı şiddetle kınıyorum. Saldırıyı gerçekleştirenler de hukuk önünde hesap vermelidir.
Ancak olayın ardından yaşananlar, vahim bir gazetecilik tartışmasını da beraberinde getirdi.
TRT, Halk TV ve Sözcü TV başta olmak üzere pek çok televizyon kanalı, saldırgan Seydi Ahmet Keleş’i döne döne şöyle tanıttı:
“Eski CHP Oğuzeli İlçe Başkanı…”
Ardından sosyal medya harekete geçti. Yüzlerce paylaşım yapıldı. CHP suçlandı, kınandı, hedef gösterildi. Bazıları hızını alamayıp CHP’lileri “katil” ilan etti.
Sosyal medyadaki bilgi kirliliğini bir yere kadar anlayabilirsiniz.
Peki gazeteler?
Ertesi gün Sözcü gazetesinde dört sütuna yayımlanan haberin başlığı şöyleydi:
“Yeni Partili vekil Meriç, eski CHP’li tarafından bıçaklandı.”
Spotunda da saldırganın eski CHP Oğuzeli İlçe Başkanı olduğu özellikle tekrarlandı.
Bu haberi okuyan ne anlar?
Yeni Partili bir milletvekili, CHP’li ya da CHP adına hareket eden biri tarafından bıçaklanmış!
Oysa gerçek böyle değildi.
İKİSİ DE YENİ PARTİLİYDİ
Seydi Ahmet Keleş, geçmişte CHP Oğuzeli İlçe Başkanlığı yapmıştı. Ancak daha sonra CHP tarafından görevden alınmış, ardından CHP’den ayrılarak Yeni Parti’ye geçmişti.
Olay tarihinde Yeni Parti üyesiydi.
Melih Meriç de Yeni Parti milletvekiliydi.
Yani yaşanan, CHP’den ayrılıp Yeni Parti’ye geçen iki kişi arasındaki husumetin sonucuydu.
Haberin doğrusu şuydu:
Yeni Partili, Yeni Partili milletvekilini bıçakladı.
Ancak milletvekili anlatılırken bugünkü partisi özellikle belirtildi; saldırgan anlatılırken güncel siyasi kimliği gizlenip yıllar önceki CHP görevi öne çıkarıldı.
Birine “Yeni Partili”, diğerine “eski CHP’li” denildi.
Neden?
CHP’nin adını saldırıyla yan yana getirmek için mi?
Saldırganın geçmişte CHP’de görev yapması haber değeri taşıyorsa, CHP’den ayrılarak Yeni Parti’ye geçtiği neden yazılmadı?
Bu, basit bir hata olabilir mi?
Gazetecilik, gerçeğin yalnızca işinize gelen bölümünü yayımlamak değildir. Yarım gerçek, çoğu zaman en etkili yalandır.
SÖZCÜ’YE YAKIŞTI MI?
TRT’nin olayı CHP’yi suçlayacak biçimde vermesine şaşırmıyorum.
İktidarın yayın organına dönüşmüş TRT’ye bu tür habercilik yakışır!
Peki Sözcü TV’ye, Halk TV’ye yakışır mı?
Hele yıllardır bayiden satın alıp okuduğum, yazarlarını ve haberlerini takip ettiğim Sözcü gazetesine yakışır mı?
Görevim olmadığı halde gazetecilik sorumluluğuyla çok eski arkadaşım ve meslektaşım Sözcü Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kenan Kurtkaya’ya işin gerçeğini yazdım.
Aldığım yanıtın üslubu hiç hoş değildi:
“Çok büyük bir hata yakaladınız be Atila kardeşim!”
Gaziantep’te muhabirlerinin olmadığını, haberi DHA’dan geldiği şekliyle kullandıklarını söyledi.
İyi de gazetecilik, önüne gelen haberi sorgulamadan yayımlamak mıdır?
Saldırganın sosyal medya hesabına girip baksalardı, Yeni Parti amblemi önünde ve Özgür Özel ile birlikte çekilmiş fotoğraflarını göreceklerdi.
Bir telefon, birkaç dakikalık araştırma gerçeği ortaya çıkarmaya yeterdi.
Yine de ertesi gün düzeltme yapılmasını bekledim.
“Yanlış yaptık. Saldırgan olay tarihinde CHP’li değil, Yeni Parti üyesidir” demelerini bekledim.
Demek bu kadarı bile çokmuş!
Sözcü, yanlı ve yanlış haberini düzeltmedi. CHP’nin üzerine atılan çamuru orada bıraktı.
Gazeteci hata yapabilir. Önemli olan, hatasını fark ettiğinde düzeltmesidir. Gerçek kendisine bildirildiği halde yanlışını düzeltmeyen kişi artık hata yapmış sayılmaz.
Tercih yapmış olur.
DOĞRU HABERİ KİM VERDİ?
Bu olayda CHP’nin adının hiç geçmemesi gerekirken en doğru haberi Pencere gazetesi verdi:
“Yeni Partili, Yeni Partiliyi bıçakladı.”
Olayın özü de buydu.
Saldırgan Seydi Ahmet Keleş ile oğlu Hakan Keleş tutuklandı. Keleş, adliyeye götürülürken:
“Pişmanım, arkadaşımdı. Beni tahrik etti. Keşke yapmasaydım. Yaşadığına çok seviniyorum” dedi.
Öte yandan Yeni Parti Gaziantep İl Başkanı Erhan Deniz Güngen hakkında, saldırının ardından yaptığı açıklama nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla resen soruşturma başlatıldı.
Güngen, saldırının ardından:
“Bu saldırı demokrasiyi hazmedemeyenler ve partimizin önünü kesmek isteyenler tarafından yapılmıştır” açıklamasında bulunmuştu.
Böylece iki kişi arasındaki husumet, siyasi bir saldırı ve partiye yönelik tertip gibi sunulmaya çalışılmıştı.
Peki bazı gazeteciler ne yaptı?
Sormadan, araştırmadan, saldırganın bugünkü siyasi kimliğini açıklamadan bu algının yayılmasına aracılık etti.
GAZETECİLİK, ALGI YÖNETİMİ DEĞİLDİR
Gazetecinin görevi bir partiyi suçlamak, diğerini korumak değildir.
Gazeteci, gerçeği bütün yönleriyle kamuoyuna aktarmakla yükümlüdür.
Saldırganın geçmişte CHP’de görev yapması biyografik bir bilgidir. Ancak saldırı sırasında Yeni Parti üyesi olması, olayla doğrudan ilgili, güncel ve temel bilgidir.
Bu gerçeği gizleyerek başlığa CHP’yi taşımak masum bir eksiklik değildir.
Bu anlayışla haber yapılacaksa parti değiştiren herkesi yıllar önce bulunduğu partiyle tanımlayalım!
AKP’ye geçen eski CHP’lilerin yaptığı her iş için “CHP’li yaptı” diyelim.
Yeni Parti’ye katılanların eylemlerinden de eski partilerini sorumlu tutalım.
Olur mu?
Elbette olmaz.
Peki söz konusu CHP olunca gazeteciliğin en temel kuralları neden unutuluyor?
Melih Meriç’e saldıran kişi, olay tarihinde CHP’li değildi.
Saldırının CHP ile örgütsel, siyasal ya da kurumsal hiçbir bağı yoktu.
Gerçek bu kadar açıkken CHP’nin adını saldırının üzerine yazmak, yalnızca bir partiyi değil, ona oy veren milyonlarca insanı da zan altında bırakmaktır.
Gazetecilik, gerçeği eğip bükme mesleği değildir.
Bıçak Yeni Parti’deyse suçu CHP’ye yıkamazsınız!