Saatler 03.02’yi gösterdiğinde, yalnızca yer kabuğu değil; milyonlarca insanın hayatı, umutları ve geleceği derinden sarsıldı.
17 Ağustos 1999 gecesi, yalnızca 45 saniye sürdü belki… Ama o 45 saniye, binlerce ailenin hayatında yıllarca dinmeyecek bir acının başlangıcı oldu. O geceden sonra zaman, pek çok insan için 03.02’de durdu.
Betona ve demire yenik düşen yalnızca binalar değildi. Yarım kalan hayaller, yarıda kesilen hayatlar, söylenemeyen son sözler, sarılamayan insanlar ve bir daha hiç dönmeyecek olan sevdiklerimiz vardı. Karanlığın içinde yükselen “Sesimi duyan var mı?” çığlığı, yalnızca enkazların arasında değil, hepimizin vicdanında yankılandı.
Gölcük’ten İzmit’e, Yalova’dan İstanbul’a uzanan o büyük yıkım; bize bir gerçeği çok acı bir şekilde hatırlattı: Deprem öldürmez, dayanıksız yapılar ve hazırlıksızlık öldürür.
Bugün, 17 Ağustos’un üzerinden yıllar geçmiş olsa da o geceyi yalnızca bir anma günü olarak hatırlamamalıyız. Çünkü deprem gerçeği geçmişte kalmadı. Toprağın altında sessizce biriken enerji hâlâ orada. Ve bizim görevimiz, bir sonraki sarsıntının ne zaman olacağını beklemek değil; o güne bugünden hazırlanmak.
Daha güvenli şehirler, sağlam yapılar, doğru şehir planlaması, bilimsel yaklaşım, bilinçli toplum ve etkin afet yönetimi için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek zorundayız.
Çünkü unutmak, yalnızca kaybettiklerimizin hatırasına değil, gelecekte yaşayacak insanların hayatına karşı da büyük bir sorumsuzluk olur.
17 Ağustos’u unutmamak; yalnızca geçmişi hatırlamak değildir.
17 Ağustos’u unutmamak, aynı acıların yeniden yaşanmaması için harekete geçmektir.
O gece kaybettiklerimizin hatırası önünde saygıyla eğiliyor; geride bıraktıkları ailelerinin, evlatlarının ve sevdiklerinin acısını yürekten paylaşıyorum.
Aradan yıllar geçse de bazı acıların takvimde bir tarihi yoktur.
Bazı geceler unutulmaz.
Bazı sesler hiç susmaz.
Bazı isimler hafızamızdan hiç silinmez.
Unutmadık.
Unutmayacağız.
Unutturmayacağız.
Ve dileğimiz yalnızca bir sonraki depremin daha az can alması değil; bir gün deprem olduğunda insanların korkuyla değil, güvenle birbirine sarıldığı, çocukların enkaz altında değil güvenli evlerinde uyandığı, kayıpların kader olarak değil önlenebilir ihmallerin sonucu olarak görülmediği bir ülke bırakabilmektir.
17 Ağustos 1999…
O gece kaybettiklerimizi sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.
Sonsuza dek hafızamızda