Bazı insanlar vardır; hayatın içinde neredeyse iz bırakmadan yürürler. Gürültü çıkarmazlar, kriz yaratmazlar, “zor” insan olmazlar. Onlara dışarıdan bakıldığında hep güçlü, dengeli ve uyumlu görünürler. Oysa bu uyum, çoğu zaman bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Geçenlerde bir arkadaşımın cümlesi çarptı bana: “Ben hiç problem olmadım ki.”
Bu cümle, ilk bakışta bir övgü gibi duruyor. Ama biraz durup düşününce içinde derin bir yalnızlık saklıyor.
Çünkü bazı insanlar, daha çocuk yaşta fark ederler: Ev zaten dolu.
Annenin yorgunluğu, babanın yükü, evin içinde dolaşan görünmez gerginlikler…
Ve o çocuk, sessizce bir karar alır: “Ben yük olmayacağım.”
İşte o an başlar içe doğru büyüme.
İsyan edilmez. Şımartılmaz. Kırgınlıklar yüksek sesle dile getirilmez.
Çünkü “yeri değil”dir. Çünkü “sırası değil”dir.
İki kardeş düşünün mesela.
Biri taşar, dağılır, hata yapar, bağırır, kırar döker.
Diğeri toplar, susar, dengeler, idare eder.
Dışarıdan bakıldığında biri “zor”, diğeri “uyumlu”dur.
Ama çoğu zaman o uyumlu olan, uyumlu olmayı seçmemiştir.
Uyumlu olmak zorunda kalmıştır.
Çünkü onun saçmalayabileceği bir alan kalmamıştır.
Kendi duygularını ertelemeyi öğrenmiştir.
Kendi içinde çözmeyi…
Kendi kendinin psikoloğu olmayı…
Bu insanlar büyüdüklerinde “güçlü” diye tanımlanırlar.
Her şeyi hallederler. Kimseye yük olmazlar.
Ama kimse de onlara “Sen nasılsın gerçekten?” diye sormaz.
Çünkü alışılmıştır:
Onlar iyidir zaten.
Oysa belki de en çok onların bir yere dağılmaya ihtiyacı vardır.
Biraz sorumsuz olmaya…
Biraz çocuk kalmaya…
Biraz da “ben de zorlanıyorum” diyebilmeye…
Uyum, her zaman sağlıklı değildir.
Bazen sadece bastırılmış bir çığlıktır.
Ve belki de en büyük iyilik, o sessiz insanlara dönüp şunu söyleyebilmektir:
“İstersen biraz da sen sorun olabilirsin. Buradayım.”